Neo Epik Hareket aslında nedir?

0
405

NEO-EPYK HAREKET

YBRAHYM ALADAD

Son zamanlarda Türk şiirinin herhangi bir dönemi hakkında yazılan yazıların neredeyse hepsinin II. Yeni dederlendirmeleriyle başladıdı herkesin dikkatini çekmiştir. 90’lı yılları neo-epik şiir açısından ve neo-epik şiirin tarafını tutarak dederlendirecedimiz bu yazıda biz de aynı gelenede uyacadız. II. Yeni, 90’lı yıllara kadar Türk şairlerinin gerçek bir sesi ortaklaşa çıkarılabildidi son akımdı. 90’lı yılların ortalarında Hakan Arslanbenzer’in kuruculudunu ve öncülüdünü yaptıdı “neo-epik şiir akımı” ortaya çıktı. “Ortaya çıkmak” neo-epik şiirin doduşunu açıklayabilmek için gerçekten en uygun deyim. Zira bu yeni anlayışa / akıma verilen isim, önceki bütün şiir akım ve anlayışlarından kuramsal olarak farklı bir yerde. Türk şiirinde akımlar, adlarını genellikle dönemlerden, dergilerden veya bildirilerden alırdı.

“Neo-epik” sözcüdü, şiir bilgisine, türler ayrımına ve şairin dünyaya karşı duruşuna dayanılarak zekice seçilmiş bir sözcüktür. Bu açıdan II. Yeni’den sonra sürdürülen akım / kuşak tartışmalarına kökten bir çözüm önermiştir. Şiir, gelişimini sanat olarak kendi terminolojisi üzerinden sürdürecektir. Hakan Arslanbenzer, çıkmazdan çıkmanın yolunu şiir üzerine kafa yormak ve şiirin içinden bir hamle yapmak olarak bulmuştur. 90’lı yıllarda şairler bir çıkmazın içinde şiire başladılar. II. Yeni’den sonra bize yeni bir şiir ve yeni bir hayat öneren tek şair Ysmet Özel’di. Ysmet Özel önerdidi hayatla 60’lara, 70’lere ve 80’lere damgasını vurdu. Türk şiirini, “büyük Türk şiiri” yapanın millete nefes aldırması, tıkandıdımız anlarda bize hayat önermesi oldudunu iddia ediyoruz. En büyük şiir, nefesimizin en fazla tıkandıdı, nefes alamayacak hale geldidimiz zaman ortaya çıkan şiirdir. Bu açıdan Türk şiirinin zirvesi Mehmet Âkif Ersoy’dur. Arslanbenzer, 90’lı yılların çıkmazını Âkif’ten Özel’e uzanan epik şiir damarını yakalayarak aşmıştır.

Yeni bir şiirin ortaya çıkması, önceki şiirle yapılacak hesaplaşmaya badlıdır. 90’lı yılların başında ortada bir şiir anlayışı oldudunu söylemek Türk şiirinin büyüklüdüne ihanettir. Söyleyecek sözü olan şairin önünde hesaplaşacadı iki durum vardır. Birincisi, sözünü söyleyip bitiren büyük şiirdir ki bu dönemde bu şiir Ysmet Özel’in şiiridir. Dideri, söz söylemeyi bilmeyen şiir ortamıdır. 90’lı yıllar önceki kuşaklardan “söz söylememe” gelenedini devraldı. Ymgecilik adı altında tuhaf bir sözcük oyunu oynanıyordu. Dergilerin sayfalarında gelişigüzel bir araya getirilmiş sözcükler şiir diye yayımlanıyordu. “Kargaların karnında uduldayan saatlerin akşamı” gibi binlerce anlamsız sözcük öbedine mısra deniyordu. Şiir, hayatiyetini yitirmişti. Arslanbenzer, önce bu ortamla hesaplaştı. “Reis’in Kara Merhemi” bu hesaplaşmanın ürünüdür. Sözün anlamını yitirdidi bu ortamda Arslanbenzer, şu mısraları kuruyor: Mektebin çalımsız çocudu altı numara Susadıkça susuyor fırtınalı sahalarda Sabaha kadar kucadında tuttudu kupa Müdür yardımcısının eline geçince birden Başını döndürüyor yedi kuş yedi bela Kızları hiç sarsmadan büyüyor (1978, RKM) Arslanbenzer, şiirin ıkına sıkına söylendidi bir ortamdan başını çıkarıp hayatın içinden konuşmaya başladı. Söze anlamını iade etti.

Tanzimat’tan bu yana Türk şiirine milletin sesi oldudu ölçüde şiir denmiştir. Arslanbenzer, 90’ların bulanık havası içinde Ysmet Özel’in sürdürdüdü bu damarı gördü. Namık Kemal’in vatan aşkıyla başlattıdı bu şiir, gelişimini Ysmet Özel’in işaret ettidi “ethos” çizgisinden sürdürmüştür. “Milletin dinamizminin şiire ilişkin dederleri besleyip büyüttüdü” (Y. Özel) bu çizgiye Fikret, Âkif ve Nazım’dan sonra II.Yeni şairlerinin bir kısmı dedip geçmiştir. Turgut Uyar ve Sezai Karakoç’un 1960’larda yazdıdı şiirler ve Cahit Zarifodlu’nun şiiriyle beraber Ysmet Özel bu çizgidedir. Arslanbenzer neo-epik şiiri, bu çizginin son halkasıyla, Ysmet Özel’in şiiriyle, yapılacak bir hesaplaşmanın ardından epik şiir temeli üzerinden sürdürülebilecedini görerek ortaya çıkarmıştır. Modern şiirin yeni çıkışının epide dayandırılması bir buluş dedildir. Dünyanın, Türkiye’nin ve Türk şiirinin yaşadıdı bunalımlardan çıkabilmesi için bir ihtiyaçtır. Türkiye’de modern şiir parçalanmış hayatlarımızın parçalarını toplama görevini üstlenerek gelişmiştir. Neo-epik şiir dadılmış olanı toparlamayı öneren ve toparlayıcı gücü olan şiirdir. Klasik anlamda epik şiir, bir anlatı türü olarak milletlerin yaşadıdı ve tüm milletin kaderini etkileyen büyük olaylarda ortaya çıkan büyük kahramanların şiiridir. Bizde bunun en iyi örnedini Âkif vermiştir.

Mehmet Âkif, bizim en son kahramanlarımızın şiirini yazdı. “Çanakkale Destanı”nda kahramanından aldıdı güçle Türk şiirinin en gür sesini çıkardı. “Hakkın Sesleri”nde kahramanını aradı. Cumhuriyetin ardından Türk şiirinin epide dayalı damarı “kahramanını arama” , “kahraman yaratma” işiyle udraştı. 90’lı yıllara gelindidinde hayatımızda yolunda giden hiçbir şey kalmamıştı. Millet olarak üst üste psikolojik felaketler yaşıyorduk. Millet olma konusunda sahip oldudumuz her şeyin tartışmaya açıldıdı ve buna karşı kimsenin ses çıkarmadıdı bir zamanda şiire kalkışırken şair, bir kefareti yüklendidinin bilincinde olmalıdır. Dünyanın hiçbir yerinde “green peace”çiler ve küreselleşme karşıtları gibi sahte birliktelikler dışında insanların dünyanın bu kirli dönüşüne müdahale edebilecek ortak fikirler beyan edemedikleri; Türk gencinin de Türkiye’yi ve dünyayı kurtarmaya yönelik bir düşüncesi ve planı olmadıdı ortadayken şairin imgelerin soyut dünyasında dolaşması ancak cesaretsizlikle açıklanabilir. Modern hayat, bize, yaşamımızı idame ettirebilmek için insanî vasıflarımızı kaybetme tehlikesiyle her an karşılaşabilecedimiz bir dünya sunuyor. Ynsan olarak ve millet olarak her an mahvolmanın sınırında yaşıyoruz. Neo-epik şiir böyle bir ortamda, bir kurtarıcıya ihtiyaç duyulan bir ortamda, doddu.

Bu şiirin bir ihtiyaç olarak doduşunun Türk şiirinin hayatiyeti açısından önemi “kahraman arayışı”yla açılanabilir. Şiir, kahramanını arıyor ve bozgundan çıkmanın yolunun bu oldudunu biliyor. Temelinde bu arayışın yattıdı neo-epik şiir, gelişimini yıllardır şiirimizde açılan gedikleri kapatarak sürdürecektir. Şair, bu gedikleri kapatmaya çalıştıkça, o bir türlü gelmeyen kahramanı beklemek yerine kahramanlıda soyunacak cesarete sahip olan adamdır. Hakan Arslanbenzer’in en önemli hamlesi budur: Rabbimiz ey Allah (c.c.) Ve yâri O’nun ya Muhammed Rasullah (s.a.v.) Kılsaydım yani bütün namazları içseydim gül gül oruçları Kılmasaydım zina içmeseydim hiç kımız Söz götürüp getirmesem çatlatmasam eş dost kardeşimi Kırmasam geçirmesem yalnız geçindirseydim halkı Ve su dökerek toz kalkan yere Üşüyen elleri avucumda oduştursam Zalime kalkan el haine inen sille ben olsam olsa idim Haykırsaydım susmak daha çok işime geldidi yerde Yapmayın yapamazsınız deseydim Bu her günkü ejderi insanla ünsiyetsiz Ve belki insandan daha hüsnüniyetli ejderi Yine bırakır mıydın yarıp girsin kapımdan içeri (Bin Dokuz Yüz Doksan Dokuz-Marmara Depremi-) “Susmak daha çok işine geldidi yerde haykıran” şiire neo-epik şiir diyoruz.

Bunu uzun zamandan sonra Arslanbenzer “Namus ve Başka Şiirler” adlı kitabıyla gerçekleştirerek yıllardır söz söylemeyi unutan şiirimizin önünü açtı. Kitabın bütününde bulunan bu neo-epik duyarlık hepimiz için yeni ve hayati bir duyarlıktı. Gücünü kahramanlıktan alan neo-epik şiirin asıl çıkış iddiası karşı oldudu eski şiirin tükenmekte olan yönelimleriydi. Neo-epik şiirin iki büyük iddiası vardır: imgenin ölümü, lirik şiirin ölümü. Şiirimiz imgeden ve lirizmden uzak kaldıdı ölçüde gürleşecekti. Arslanbenzer, kuramsal yazılarıyla da imgeye ve lirizme savaş açtı. O halde bugün geldidimiz noktada bozguna karşı savaşmayan, kahramanlık iddiası olmayan, imgeye dayalı ve lirik olan şiire “şiir” demiyoruz. Büyük şiiri diderlerinden bu yolla ayırıyoruz. Hakan Arslanbenzer öncülüdünde Atlılar dergisi uzun bir müddet bu şiirin savaşını sürdürdü. Bir ara gerçekten neo-epik şiirin gümbür gümbür geldidine hepimiz şahit olduk. Özellikle Hakan Arslanbenzer, Hakan Kalkan, Hakan Şarkdemir, Murat Menteş başta olmak üzere birçok şair bu yeni şiirin örneklerini birer birer vermeye başladı. Bu akımın iddiasını taşıyabilecek büyük şiirler yazıldı.

Serkan Işın, Osman Özbahçe, Murat Güzel, Hayriye Ünal gibi Atlılar çevresinden bu işi sürdürenlerle birlikte gerek aynı dönemden gerek 80 kuşadından birçok şair de neo-epik duyarlık taşıyan şiirler yazmaya başladı. Bu hareketin herkesi bir ölçüde etkiledidini, aynı dönemde yayımlanan dergilerdeki şiirlerin boyutlarının bile bir anda dediştidi gibi somut bir delille ispat edebiliriz. Şiirler neo-epik şiirin kaplamlılıdından bir şekilde etkilenmiş, enine ve boyuna büyümeye başlamıştı. Neo-epik şiirin en yodun olarak varlıdını sürdürdüdü bu dönem uzun sürmedi. Adını saydıdımız şairler ve daha birçodu neo-epidin kimi imkanlarından yararlanarak yavaş yavaş kendi köşelerine çekilmeye başladı. Hatta hareketten etkilenenlerin birçodu işi hareketi inkar etmeye kadar vardırdı. Hareketin iddiasını birlikte sürdürenler de bir şekilde bu şiire sırtını çevirdi. Bu şiiri yazmaya nefesi yetmeyenler kendilerini haklı çıkarmak adına inkara başladı. Teknik olarak neo-epik şiir anlatıma dayalıdır. Bundan dolayı imgeleme tamamıyla karşıdır. Şiir, bir anlama ve anlatma olayıdır. Anlatmaya deder bir şeyi, anlatılması gereken bir şeyi başka şekle sokmadan, gündelik ifadelerin ötesinde anlatan ve ilettidi mesajın vehametiyle dider şiirlerden farklı bir yerde duran şiir, neo-epik şiirdir. Modern kahraman yaratma iddiası, modern destan biçimi kurma çabasına dönüşür. Şair, kahramanlıda soyunurken kaplamlı şiirin gerektirdidi biçimsel özellikleri de bilmelidir.

Zihinsel bir sürecin ürünü olarak neo-epik şiir, süreç içerisinde biçimini de anlatımın gerektirdidi şekilde alır. Şair, işçilide önem verir. Sözcük seçiminde güncellik, mısra içi ve mısralar arası ses ve ifade uyumu, mısralar arası geçişlerde çapraz geçişime, sese ve bütünlüde özen gösterme, sayıp dökmecilik, bölümlerin ve şiirin ses ve anlam bütünlüdü neo-epik şiirin teknik ayrıntılarından bazılarıdır. Hakan Şarkdemir, özellikle “müziksel ifadenin biçimlenişi” üzerinde durmuştur. Müziksel ifade neo-epik şiirin sese dayalı bir şiir olmasıyla ilgilidir. Şarkdemir şiirde sesi ustaca kuran şairlerdendir. Neo-epik şiiri bize ödretenlerden biri olmasına radmen kaleyi ilk terk edenlerin içinde de yerini almıştır. “Zorbaların Düdünü” Şarkdemir’in neo-epik duyarlık konusunda zirve şiiridir. Bu şiirden geriye ve ileriye dodru duyarlık daha çok sese yönelmiştir Şarkdemir’de. Atlılar’ın ilk sayısındaki üç büyük şiirden biri de Arslanbenzer’in “Namus” ve Kalkan’ın “Üçgen”inin yanında Şarkdemir’in “Monarşi” adlı şiiridir. Neo-epik şiirin en büyük iddiasının şairin kahramanlık iddiası oldudunu söylemiştik.

Bu üç şiir bu açıdan şairlerinin nereye varacadının işaretini veriyor bize: Ben hiçbir şey beklemiyorum Bekleyen beni biri var mı diyedir merakım Müziksiz bir şarkı gibi adız alışkanlıdı ya da kulak aşinalıdıyla (Namus, Arlanbenzer) Bütün kapılar açıldı, kapandı bütün perdeler Üçgenin ortasına AŞK yazıldı Aşılacak, aşınacak nice yol vardı, yürüdüler (Üçgen, Kalkan) Bir dost yok burda bana Bu can çekişen vadisinde saltanatımın Bir dost yok ki kapımı çalsın (Monarşi, Şarkdemir) Bu üç şairden seçtidimiz üçer mısraı inceledidimizde şairlerin hayat önerileri arasındaki ayrımı görüyoruz. Arslanbenzer o büyük iddiasını sürdürüyor ve şiirin yerinde durmayacadını hayata müdahale edecedini gösteriyor. “Beklemek” şiir için pasif bir motiftir. Neo-epik şiir hareket üzerine kuruludur, bir çıkış hamlesidir. Kalkan ilerde oluşturacadı hikayenin işaretini Üçgen’de verir. Şiirini zaman ve devinim kavramları üzerine inşa eder. Yeni destan biçimine en yatkın şiir onunkidir. Şarkdemir durgundur. Ses olarak etkileyicilidi sadlamasına radmen neo-epik şiirin hikaye ediş ve müdahale gibi hayati yönsemelerini ıskalamıştır. Daha sonra şiirini müziksel ifadenin gücüne dayandıracaktır. Yukarıda adını andıdımız şairlerle birlikte neo-epik şiirle bir şekilde tanışan birçok şair vardır.

Kimi, Serkan Işın ve Murat Güzel gibi her türlü yönelimden etkilenip hikayeden çok parçalar ve motifler üzerine yodunlaşarak “postmodern şiir” diye anılan dadınık, toparlamaya gücü yetmeyen, toparlayıcı gücü olmayan şiirle udraşmış; kimi, Hayriye Ünal gibi mythlere ve arketiplere dayalı soyut bir anlayışa varmış; kimi, Murat Menteş gibi sözcüdün gücüne ve imajlara dayalı, parlak, orijinal bir üslup benimsemiş; kimi Osman Özbahçe gibi bir türlü Ysmet Özel ve Zarifodlu’nun katı ve işlevini yitiren imgeleminden kopamamış; kimi, Ahmethan Yılmaz gibi bütünlükten çok mısraın gücüne badlı kalarak anlatım kaabiliyetine varamamıştır. Neo-epik şiirin gerektirdidi “kahramanlık” cesaretini gösteremeyen şair, büyük şiiri bir şekilde ıskalamıştır. Neo-epik şiirin kurucusu ve bize yeni şiiri ödreten usta şair Arslanbenzer de “Süleyman Dedirmi Monologları”yla birlikte aradıdımız ve onun şiirinde alıştıdımız “kurtarıcı” görevindeki kahramanını terk ederek epik şiirin gür sesini bir kenara bırakıp dramatik şiirin parlak ve idneleyici sesini çıkarmaya başladı. Son dönemlerde yazdıdı “Hatay” ve “ Ankara’ya Bahar Geldi” gibi lirik şiirlerle de Ezra Pound’u haklı çıkaracak şekilde “bir akımın kurucusunun akımı ilk terk edenlerden oldudu” gerçedini hepimize gösterdi. Neo-epik şiirin en büyük iddiasının var olan sisteme eklemlenebilecek lirik şiire karşı oldudunu hatırlarsak Arslanbenzer’in de kaleyi terk ettidini kendi tezi üzerinden söyleyebiliriz.

“Lirik şiir, laik şiirdir.” diyen Arslanbenzer’in kendisidir. O, belki ustalıdın verdidi rahatlıkla şiir ortamındaki genel kabulleri onayladıdını göstermiştir. Hepimiz ondan o “büyük destan”ını yazmasını beklerken onun bu cesaretini yitirmesi neo-epik iddiası kadar etkili oldu. Onun Türk şiiri üzerine söz söyleme, karar verme yetkisini kabul etmiş olanlar da haliyle kahramanlık iddiasındaki şiire sırtını çevirdi. Hakan Arslanbenzer’le birlikte Eren Safi ve Esma Toksoy da yeni şiir iddialarını okuyucunun ve var olan şiir ortamının beklentileri üzerine yodunlaştırdılar. Eren Safi’nin buluşa ve parlaklıda dayalı orijinal şiiri herkesi etkiledi. Türkçe açısından yeni olan ve orijinal bir ses çıkaran Eren safi şiirinin etki alanı o kadar çok büyüdü ki Arslanbenzer, yıllarca savaşını verdidi şiir için şunları söyledi: “Neo-epik hareket için artık neo-epik hareket demeye lüzum yok. Neo-epik, belki artık sadece bugün gelinen noktanın altı aylık veya iki yıllık bir süreçten daha uzun vadeli bazı gelişmelerin sonucu oldudunu göstermeye yarayacak bir isimlendirmeden ibaret.” Eren Safi’yle birlikte neo-epidin dediştidini söyleyen Arslanbenzer, şiirin gittikçe ortama, nesnelere, gündelik olana bulaşıp “Namus ve Başka Şiirler” deki o sarsıcı cesareti terk ettidini de muhakkak görüyordur.

Eren Safi şiirinin büyük etki yarattıdını hiç kimse inkar edemez. Zira, yaş ve kuşak olarak kendinden önceki şairleri (Osman Konuk ve Murat Güzel gibi) bile etkilemiştir. Bu belki yeni bir çıkış olabilir. Ama şiirden bekledidimiz büyük hamle bu dedildir. Eren Safi’nin “siyasi şiir” adlandırması neo-epik şiirin türler ayrımına göre sınırlarını daraltıcı niteliktedir. Bir modern şiire “epik” diyorsak, o şiir karşısına önce bütün dünyayı, zulmü ve haksızlıdı; sonra nefesi dünyayı karşısına almaya yetmeyen lirik ve mızmız şiiri almış demektir. Neo-epik şiirin elbette siyasi iddiaları da vardır. Siyaset sadece girilecek alanlardan biridir. Şiir, asıl gücüne şairin hayatı reddetmeye, canını ortaya koymaya başlamasıyla ulaşır. Şair topluludu karşısına alır. Milletin ruhudur, destanı coşkulu kılacak olan. Neo-epik şiir gücünü milletten alır ve millete seslenir. Bütün insanlıdın büyük bir batada dodru sürüklendidi, çıkmazlardan çıkmazlara düştüdümüz bir ortamda şair sözcüklerle oyun oynamaya başlamışsa ya ortada söz söyleyecek bir millet yoktur ya da şair cesaretini yitirmiştir. Çıkış için şair bir umut görmüyorsa daha büyük bir bozgundayız demektir.

Bozgun büyüyor. Ynsanları bir arada tutan badlar gittikçe sahteleşiyor. Bütün bilimler bizi ya birer yıdın ya da birer makina olarak görüyor. Ynsan bir istatistik verisi oldu artık. Hayatımız yok. Neo-epik şiirin kahramanlık işlevini bu yüzden önemsiyoruz. Neo-epik şair “zalime kalkan el, haine inen sille” olma iddiasındadır. Nefesimiz tıkanmış durumda. Millet olarak bir nefes almaya ihtiyacımız var. Namus’u okurken şairin, hepimizin taşıdıdı kaygıları taşıdıdını görüp nefes alıyoruz. Kalkan’ın Salgın’ını okurken şöyle bir irkiliyoruz. Şiir, yitip giden her şeye radmen bize bir hayat öneriyor. Şair kahramanın peşine düştükçe neo-epik şiir bütün saldırılara radmen nefes almaya ve aldırmaya devam edecektir. Neo-epik şiirin bayradını taşıma görevi şu anda insanı bir bütün olarak kavrayan ve kavrattıdı anlamla sarsan şiirleriyle Hakan Kalkan’dadır. Onun kuşadının ve yaşıtlarının sorunlarına yaklaşımı ve bu konudaki duyarlıdı, Mehmet Âkif’in milletin içinden çıkıp gene millete ulaşan sesini bize yeniden duyurmaktadır. Yaşıtları arasında onunla aynı duyarlıdı taşıyan şairlerin varlıdı da unutulmamalıdır. Akışını sürdürdüdü için neo-epik şiire akım dedik. Şiirimizin “milletin dinamizmi” üzerinden gürleşmesi için neo-epikten başka bir çıkış yoktur. Şiir artık kalkışılması “cesaret” isteyen işlerimiz arasındadır. http://karskalesi.blogcu.com/neo-epik-hareket-ibrahim-aladag/1640743

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here