“Ne insanlar vardı ya hu!”

0
140

Meral Afacan BAYRAK

ŞUPHE

Kırtasiyeye girdim. Genç, guzelce bir kız bizim Ragıp’tan ruya tabirleri kitabı alıyor. Tukenmez kalem ve koli bandı alacaktım sozde. Sıranın bana gelmesini beklerken, dayanamadım, “bana da bir tane” dedim. Ragıp bana dodru goz kırptı, başını eddi, selamladı. Sanırım nicedir gordudum kabuslarımın sebebini çozmek için iyi bir adım attım. Evet, bu da bir şeydir. Belki bolunen uykularıma çare olacak. Yadmur başladı. Hızlandı. Vitrin camından suzulen damlalara bakıp gulumsedim. Yçimde belli belirsiz bir sevinç. Kasiyer kaç yıllık arkadaşım. Ortaokulu beraber okududumuz gunlerden soz ederiz bazen.

“Çay alır mıydınız beyefendi?”

Yardımcı bayan yer gosterdi bana, bir tabure, hemen çoktum. Elimdeki kırtasiye malzemelerinin bulundudu mini poşetimi dizlerimin uzerine koydum. Boylece yadmur dinene kadar çayımı içecek, sonra çarşıya yollanacaktım.

Kırtasiyedeki benden çok once gelmiş, dider iki muşteri tezgaha yakın sandalyelere kurulmuş, hararetli hararetli konuşuyor, ikram edilen çaylarını yudumlamayı ihmal etmiyorlardı. Ystemeden kulak misafiri oldum. Diderine gore daha kısa boylu, kasketli ve iyi giyimli olanı biteviye anlatıyordu:

Ha ne diyordum… Ne sınanma ama… Sadi’nin babası çok kufrederdi, haddinden fazla içerdi. Erken oldu. Sirozdan dediler. Neyse ki Sadi bir inşaat firmasına kapadı atmıştı o sıralar. Firmanın hesaplarını tutuyordu. Kafası iyi çalışır, eli işler. Tek kusuru vardı. Ne zaman biri”hayır” dese, anasına bacısına kufredilmiş gibi bozulurdu. Sadi’nin sevdidi kız, kasabın kızıydı. Adam mahallenin en varlıklı ailelerindendi. Sadi gibi bir cidersize kızını verecek kadar aklını peynir ekmekle yememişti. Sadi anasını, amcasını, yengesini alıp gitmişti istemeye. Çiçediymiş şekeriymiş çukulatasıymış hepsi tamamdı. Yki dirhem bir çekirdek giyinmiş, tepesinde erken dokulen saçlara radmen, son kalan iki tutam inatçı saçı guç bela yana yatırmış, aynada kendine son kez bakış fırlatmış, dışarı oyle çıkmıştı. Hazırdı. Kasap Raci kızını vermeyi kabul ederse dedmeyin keyfine. O akşam kahveler içilmiş, konuşulmuştu. Kasap Raci kızını vermeye yanaşmayınca, bizim Sadi çok sinirlenmiş, dışarı zor atmıştı kendini. O geceden sonra kahvedekiler onu bir hafta gormemişlerdi. Yşe de gitmemişti. Gel zaman git zaman bu olay unutuldu. Sadi işinin başına dondu.

Tam konu kapandı diye duşunurken yeni bir bomba duşmuştu mahalle kahvesine.

“Kasap Raci’nin kuafor çıradı kızı, bir şoforle Ystanbul’a kaçtı!”

Kankası haberi duyunca Sadilere udrayıp, dışarıya çadırdı; usulunce olayı haber verdi. Bir yandan sigaralarını içerken bir yandan kafa kafaya vererek olayı dederlendirdiler. “Zaten bu fingirdek kızın gonlu sende yoktu. Belliydi boyle olacadı. Sana kız mı yok, gel beni dinle sen…” Sadi hayatında ilk kez o zaman kufretti. Daha da iflah olmadı. Her akşam meyhaneye gider, kafayı çeker sonra da yakası açılmadık kufurler savura savura evin yolunu tutar oldu.

Ertesi yıl guzun sonlarına dodru mahalle kahvesinde yeni bir soylenti konuşulur oldu.

“Kasap Raci’nin damatı parasız kalınca Ystanbul’da karısını pavyona satmış.”

Soylentiden sonra Sadi’yi goren olmadı. Nereye gittidine dair ufacık bir iz dahi yoktu. Kankasına bile haber vermeden gitmişti.

Aradan çok geçmedi, bir hafta sonra gazetelerde gordukleri bir haberle irkildiler.

“Esrarengiz cinayet! Şofor Rustem Çakmaz Silivri civarında ticari taksisinde sabaha karşı başından vurulmuş olarak bulundu.”

Ylkin Sadi’nin kankası uyandı mevzuya:

“Kasap Raci’nin damatı ulan bu.”

Basit bir taksici cinayeti mi yoksa işin içinde başka bir iş mi vardı? Benim aklıma ilk gelen soru bu oldu.

Kahvedekilerin çıtı çıkmıyordu.

Yirmi yerinden bıçaklamışlar. Bir de başına…

Ama taksideki hiçbirşeye dokunulmamıştı. Maktulun cuzdanı falan cebindeydi. Ylk şaşkınlık atlatılınca kahvehanedeki udultu artmıştı:

Hiii… Goruyor musun nasıl bozuldu bu şehir!

Eskiden boyle dedildi yeminle!

Kıyamet kopardı insanların yuredinde.

Duşun ki, nasıl sadırız, koruz, dilsiziz. Ne…

Dunya hali.

Sadi! Belki…

Etme bulma dunyası!

Ne dersen de, arkadaş…

Sonra aylar yıllar geçti. Bu onemli olay bile unutuldu gitti. Ama ben unutmam.

Katil kim?

O mu, dedil mi bilmiyoruz.

Sadi’nin iyiliklerine şahit olmuş biriyim. Allah var şimdi.

Yaptı ya da yapmadı. Allah gunahlarını affetsin. Yine de iyi çocuktu ya hu!”

Çay için Ragıp’a teşekkur edip, dukkandan çıktım. Hava açılmıştı. Mırıldandım.

“Ne insanlar vardı ya hu!”

(Muhur Dergi mayıs- haziran 2013 46. sayıda yayımlanmıştır.)

Paylaş
Sonraki İçerikHEP BiR YOL HALi UZERE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here