Mustafa Nurullah Celep Şiirinin Benlik Haritası | Ali Celep | Şiir Deyince

0
401

ŞİİR DEYİNCE – 14

ALİ CELEP

2.

‘Ben yok benlik yok adam kayırmaca yok torpil yok

Biz var daima biz yana yakıla yürünülen bu evlerde

Aydınlık ve gerçekçi biz

Kül tablalarıyla sigara izmaritleriyle biz

İncirlerin edilip lezzetini vermesi var

Şeftali ağaçlarıyla biz

Benliğin değil bizliğin türküsü çığırılır bu evlerde

Üzüm bağlarıyla yorgun bitkin biz

Köpeğiyle kedisiyle içtenlikli telaşıyla biz.’

2005 yılına kadar Mustafa Nurullah Celep, şiirlerinde bir ‘kendi kendine yaşama’ düzeni kurmuştur. Bu düzeni kuran ana unsur, kendi varlığını idrak etmeye çalışan ‘duygu ben’*dir. Bu dönemin baskın temi yalnızlıktır. Bu temi besleyen ergenlik, aşk, keder, bunaltı gibi birçok sözcüğün kullanımı, bir esenlik, bir serinlik, hayatta ayakta durmaya davranan bir güç istenci adına vardır. Şair kendi kişisel duygularını tanımaktadır. Bu tanıma sürecinin umutsuzlukla koşut olarak bir umudu da besleyerek geliştiği söylenebilir. Böyle olsa da süreç, günlük yaşamın katı gerçekliğiyle bağlantılı işlememektedir.

Şair için önemli olan kendi duygularını tanıma sürecini bereketli ve coşkulu bir havada benliğinde yaşamaktır. Benliği sarmalayan ne varsa genellikle sallantıdadır. Bununla birlikte içinde yaşadığı ‘halkın ruh kökünden bir parıltı’ arayışı, şairin ‘kendi kendine yaşama’ düzeninden çıkarak ‘kendi kendini yaşama’ düzenine geçişini de haber verir ki bu, 2005-2009 aralığındaki şiirleri getirmiştir. Bu aralıktaki şiirlerde artık kendi varlığını idrak etmeye çalışan ‘duygu ben’le birlikte, bununla yetinmeyen, içinde yaşadığı halkının ruh kökünü idrak etmeye yönelen ‘düşünce ben’* çalışmaya başlamıştır. Şair, denebilir ki, kendilik bilgisini halkının ruh kökünü kurcaladıkça elde edebileceği gerçeğiyle tanışmıştır. Benlik krizinden yayılan umutsuzluk havası yerini halkını tanımaya kardeş bir umuda bırakmıştır. Bu aralıkta şair, zihnini ‘dürtmeye’ başlamıştır. Artık günlük yaşamla birlikte zihin, halkına yaklaşma çabasını kendini anlamakla koşut kılarak ortak bir zemin inşa etmeye yönelmiştir. Ben, biz potasında işlemeye, kendini bulmaya başlamıştır. Şair, halklaşma zorunluluğuyla ödevli olduğu gerçeğiyle barışmıştır.

2009’dan bugüne eğildiğimizde Mustafa Nurullah Celep’in bu gerçeğin hizmetinde şiirler yazdığını, söz teknolojisini bu gerçeğin ayrıntılarını kavrama yolunda işlevselleştirdiğini söylemek gerekir. Onun ‘Koca Bir Devrim Olan Ev’ adlı şiirini, üçüncü evresinin işaretlerini vermesi bakımından çok önemli buluyorum. Üçüncü evre ‘Gönül ben’*dir. Bu ‘başka bir ben’dir. Bu evrede şair, artık kendi duygularını tanıyan, halkının ruh köküne yapışan, giderek halk içinde Hakk ile yaşama erliğini gösteren, ben’i ‘biz’ olarak deneyimleyen bir karakter getirir okura. Mustafa Nurullah Celep, getirdiği karakter olarak, henüz bu gönül potasında erimiş sayılmasa da ilk şiirlerinden bu son şiirine kadar onda hiç varlığını yitirmeyen ‘coşku ben’*in, üçüncü evreye geçiş için önemli bir özellik olduğunu düşünüyorum. Coşku ben, yaradılış bilgeliğiyle akrabadır da ondan böyle umutluyum. Şimdi artık kendi içinde bireysel bir atmosferde devinen coşku, yerini halk havasında ‘anlaşılabilir’ bir coşkuya bırakmıştır. Şimdi artık o kendi benliğini halkının ruh köküyle beslemiş ‘biz’ bilinciyle konuşmaktadır. Böylece ‘Koca Bir Devrim Olan Ev’de olduğu gibi daha sahici bir temelden şiire vardığını söyleyebiliriz. Bu ise şairi, yaşayan zamanı ve yaşanan mekânı kuşatan gerçekçi bir konuşmaya hükümlü kılacaktır.

“Serez otu ve nane

Günü geçmiş gazete

Yeni çıkmış bir kitap

Gözümün nuru dergi

Aksak ritimli çeşme

Epik bakışlı kedi

Tozlu masa tozlu raf

Yağmura çarpa çarpa şiddetini artıran

Kemiğime dokunup geçen kamyon sesleri

Sarma tütün ve filitre

Dolu bir evdir karda derin sessizlikle çoğalan

Yoksulluğa serasker

Şiirin cedellisi

Cebelleşe cebelleşe koca bir

Devrim

Olan

Bir evdir bu.”

Bu şiirde ev, şairin içinde kanlı canlı yaşadığı kendi evidir. Fakat ev değil de ‘evlerde’ diyerek devrimci duyarlılığını başka evlere de tutuşturmak ister: (‘Benliğin değil bizliğin türküsü çığrılır bu evlerde’). Ev’in içine ilişkin gerçekçi tasvir, ev’in dışına (bahçeye) dönük saf görüntülerle açımlanır. Hakikaten evin içi ve dışı şairin kendi tabiatıyla, tabiat olmuş yaşamın birbirini bütünlediği anları tanıtmaktadır. Şu bizim ev olduğundan böyle rahat konuşabiliyorum. Envai çeşit nebatat ve türlü hayvanat şairin haleti ruhiyesinde öyle tabii bir biçimde yaradılış sırrını yaşarlar. Bu durumda kişileştirme veya dönüştürme kaçınılmaz olur: (incirlerin eğilip lezzet vermesi, üzüm bağlarıyla yorgun bitkin biz). Tabiat olma eğilimi beraberinde hikmete/irfana açık bir tavrı da yanında taşır. Hikmet, zamanın sırrını vahyin de yardımıyla kavramaktır. Bugünü geçmişe ve geleceğe Allah coşkusuyla dalgalandırmaktır.

Burada geçmişe ilişkin kültür verilerine yapılan atıflar hikemi derinliğe gerçeklik kazandırmak üzere gündemdedir. (Ahilik, anlamı ve hedefi tarihte kalmış bir veri olarak değil, şairin bizzat kendi yaşamında ve çevresinde işlerlik kazanmış, dolayısıyla Kur’ani bağlamda gerçeklik kazanmış bir değer üretimi olarak vardır)

‘İçi Allah’la dolu şükreden bir evdir bu

Ahiyiz çünkü gürbüz bağlarıyla aydınlık

Aydınlık ve Kur’an sesli bir tarihten geliyoruz.’

‘Aydınlık ve gerçekçiyiz ahiliğe inanırız inanırız dosta üzüm vermeye’

‘Koca Bir Devrim Olan Ev’deki düşünce henüz ‘olmuş bitmiş’ haliyle dolaşımda değildir. Şiirinde olmuş bitmiş bir düşünce olmadığını söylerken, ‘bir süreçten geçmemiş’ ‘muhkem bir muhakeme sürecine tabi tutulmamış’ ‘zihnin dürtülme aşamasının ötesine varmamış’ ‘bilinçli bir denetim süzgecinden geçmemiş’ ‘irdeleme sürecini yaşamamış’ çevresini ve olayları sezgisel ve daha çok duygusal kaynaklı değerlendiren ve belki ham fikir düzleminde dolaşan tespitler olduğunu söylemek istiyorum. Şairin salt ‘kafa şiiri’ yazmak istemeyişiyle ilgisi olabilir bu tavrın. Ve fakat hassaten epik bir şiirde, ‘konuşmalar arasında daldan dala atlayan’ ve kişisel ön saptamalar olarak ele alınabilecek bir fikir, şiirin siyaseti bağlamında duygusal boşluklar doğurmaktan öte bir anlam ifade etmez.

Şairin güncel ve tarihi gelişmelerle bağının düşünce düzeyinde muallâk olması, meseleleri kavrayışta duygusal davranışa biraz fazla prim vermesiyle ilgili olsa gerek. Mustafa Nurullah Celep, kendi bilincini duygusal boşluklardan arındırdığında hem benim üçüncü evre dediğim planın içine tam tekmil girmiş olacak, hem bu planda gereksindiği düşünsel donanımını ‘gönül ben’iyle yoğurup değerlendirerek o kendine has epik söylemini tahkim etmeyi başaracaktır. Bu şiir onun işaretlerini veriyor demiştim, soru işaretleri kaldırıldığında ve kat’i bir mevzide durulduğunda bu kesit fena görünmüyor:

“Ben Riyazüssalihini bitirmedim henüz

Bilemem Gezi Parkının aslı nedir

Aslı nedir Mısır Direnişinin

Reyhanlı da uzak bir şehirdir gitmedim hiç

Suriye bana aslımı öğretecek değildir

Geziciler Mısır’da niye susar bunu da bilmiyorum

Reyhanlıdan sonra lirik şiir yazılır mı bunu erbabına sormak lazım

Lazım değil karakaşla bana diklenmeleriniz.

Esma neden şehit oldu anlamış değilim

Beşşar Esad zulmetmekte neden ısrar ediyor

Neden Türk Pilotlar kaçırılır Lübnan’da

Düşüncenin ırmağı hem

Neden hep derinlere doğrudur

Gezi birikmiş bir enerji midir bilemem

Hem sonra silahlar da sustu Doğu Anadolu’da

Kaçakçılara geçit verilmiyor neden.”

Ev ne kadar onun şahsiyetini biriktiren bir mekân ise, anne ondan daha çok şahsiyeti çekip çeviren, ona Türkiye gömleğini giydiren, onu ruhuyla biçimlendiren mayadır. Anne hakikatin neşvünema bulması yolunda kurucu unsurdur. Anne, şairin ruhunu Türkiye gerçeğiyle bağlantılı olarak meşgul eder. Hakikatin anlam haritasını metafizik planda anne çizer, düşünce planında İsmet Özel muhtevasını belirler. Anne, şiirin sonuna doğru baba, İsmet Özel, şairin kendini, çevresini (içinde yaşadığı halkını, Türkiye’yi, dünyada olup bitenleri) anlama ve anlamlandırma, böylece kendi konumunu belirlemesine el veren figürlerdir.

Şair bu figürleri vesile kılarak hakikat görüşüne, meselesine muhteva kazandırmaya davranıyor. (Bu arada Osman Özbahçe’nin son şiir kitabındaki baba ve İsmet Özel figürü, Türkiye özelinde ve yeryüzü genelinde neye tekabül ediyor ise, Mustafa Celep’teki anne ve İsmet Özel figürü Türklük vurgusu ortak paydasında ona tekabül ediyor. Her iki şairin düşünce babası İsmet Özel’dir. Her iki şairin düşünce evreninde, iç dünyalarında İsmet Özel ve Türklük gerçeği önemli bir yer tutar. Mustafa Nurullah Celep’in dünyasında metafizik plan biraz öndedir o kadar. Her iki şairdeki İsmet Özel etkisi bakımından benzerlik şaşırtıcı görünüyor)

‘Demiştim koşturmanın çevik ruhu ve direngen

Çevik bir Türkiye geliyor annemden bana doğru

Annem varlığıyla kocaman Türkiye’dir

Annem Türklük ve İsmet Özel

Bana Türkiye’nin anlamını öğretir

Türkiye neden önemli bir ülkedir.

Babamın toprağında tüten bir Türkiye

Türkiye neden vazgeçilmez ülkedir.

Türkiye’de türbelere annem koşulur

Türkiye’de sohbet meclislerine annem

Kalbinde Medine toprağıyla kocaman vurulur

Ben annemin kalbinden girerim Türkiye’ye

Bitek arazisiyle üzüm bahçeleridir.

Oğulları civanmert bir Türkiye’dir annem

Türk’ün ruhu,

Türk Kadını ve elleri hamurlu

Ve nasırlı bileğiyle korkunç bir Türkiye’dir annem.

Ben annemin kalbinden girerim Toprağına Türklüğün

Bana ince derin kuvvetli manasıyla Türkiye

Bununla ölçülür

Bunlar demektir.’

Bakalım Mustafa Nurullah Celep’in şiiri nereye varacak? Mademki ‘merak bir devrimcinin hazırlığıdır’ bakalım bu hazırlığın sonunda ne olacak? Şu var ki Mustafa Nurullah Celep’in şiirinin, önümüzdeki yıllarda önemini daha da hissettireceği şimdiden söylenebilir.

 

* Ben tasavvuruna ilişkin ibareleri, Sezai Karakoç’un ‘Makamda’ kitabındaki ‘Sallantı’ adlı yazısından aldım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here