Muktedirler, Mağlublar ve Şiir | Ali Asker Barut

0
257
Muktedirler, Mağlublar ve Şiir | Ali Asker Barut

Ali Asker Barut

Mağlublar, muktedirler ve şiir

“Pirsultan yaşıyor mu oğlum” sorusuyla annem ile göz göze kaldık, yıl 1979’da okuldan derslerden sersem dönmüş eve girerken. Ani sorusuyla afalladığımı, suratımın karmakarışıklığından ne diyeceğimi bilemezliğimden anlayan annem, sorusunu biraz da çaresiz tekrarladı: “Pirsultan yaşıyor mu oğlum”

Her şiiri ve her dizesinde büyük Ali sevgisi, Ali’yi dilinden gönlünden düşürmeyişi ile bütün ehlibeytseverlerin kalblerinin ebedi dostluğunu kazanmış bu büyük “Ali dostunu”, evlerde cemlerde pîrlerden rayberlerden duyduğu “şah şah şah” diye şiirlerini bitiren bu büyük şairin yaşadığına içinden kendini o kadar inandırmış olacak ki annem, “Anne o yaşamıyor. 16. Yüzyılda yaşamış, sonra Sivas’ta Hızır Paşa adlı bir Paşa tarafında astırılmış” dememe inanmadı, “Ama” dedi, “Hergün radyoda türküleri çalınıyor?!”

O gün annemin yüzünden anladım ki annemin sorusu çok doğruydu ve benim, okullara bilgilere gönderdiği oğlunun cevabı yanlıştı.

Evimize gelenler duvarda asılı sazı görünce merakla sorarlardı kim çalıyor evde sazı diye. Annem gözü ile beni işaret ettiğinde rica eder ben de sazı alırdım büyük bir dikkat ve saygıyla. Saza söze saygı için büyüklerimizden pîrlerden ve rayberlerden tembihliydik. Bir cem kurulduğunda dua ile gelir dua ile alınırdı ele saz. Diyarbakırlı komşu bir abi saz çalmamı isteyince birinci deyiş, ikinci deyiş derken üçüncü deyişte sesi kızgın “Başladın Pirsultan, Ali, başka şey yok mu” diye çıkıştı. Haliyle sazı kılıfına sözü de içimize gömdük. “16. Yüzyıl nerde 20. Yüzyıl nerde? 16. Yüzyıldaki Hızır Paşa’nın öfkesi ile 20. Yüzyıldaki Diyarbakırlı komşu abinin öfkesi aynı demiştim” komşular kalktıktan sonra, anneme.

Bu iki anıyı üst üste anmama ikidir televizyonda önce muhtarlara sonra da iş patronlarına Pirsultan Abdal’dan şiir okuyan Cumhurbaşkanı sebebdir.

“Koyun beni hak aşkına yanayım

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan”

Yenilenlerin, mağlubların dili ile iktidar sahiblerinin, muktedirlerin dili farklıdır. Pirsultan şiirini ilk dinlediğimde Cumhurbaşkanından, büyük bir şaşkınlık yaşamış, o şaşkınlığı attıktan sonra da “Bir muktedir bir iktidar sahibi nasıl olur da bir mağlubun bir yenilmişin dilini, onun şiirini kullanır? Kullanırsa mağlub kim muktedir kim?” demiştim.

Sonra daha mantıkla daha akılla düşünmeye ve cevab bulmaya çalıştım bu duruma. Dedim, Cumhurbaşkanı kendini bir dava adamı olarak anlıyor, kendini bir dava adamı olarak görüyor tamam. Bir dava da demek yol demek. Ve bu yola bu davaya karşı olanlar, o davadan o yoldan onu geri döndürmeye çalışanlar varsa Pirsultan ile ruh akrabalığı, bu şiirle arasında bir ruh birliği görmüş ve onlara karşı cevaben söylüyor olabilir dedim. Dedim de içim rahat etmedi kendi cevabımdan. Etrafında elinin altında birçok yetenekli söz ustaları, metin yazıcıları, kalem oynatıcıları ve paralı yazarları varken neden bir Alevi şairin şiiri seçildi ve neden Pirsultan? Tarihte dün ile bugün bize göstermiştir ki iktidar ile şiir yan yana değil karşı karşıyadır. Ve de zıttır. Biri karadır biri beyaz. Biri gözyaşıdır biri zafer. Biri güçtür, biri o gücün karşısında vicdan. Biri iktidardır biri mağlubdur çünkü, Pirsultan ile Cumhurbaşkanı yan yana düşünülemez çünkü biri asılmış davası divana kalmış bir mağlub, biri arkasına taktığı gruplarla büyük kalabalıklarla “kutlu yürüyüşü”nü yürüyor. Yeri gelmişken sezdiğim bir tehlikeyi ve bundan ötürü de gün günden artan iç tedirginimliğimi ifade edeyim: Nicedir iktidarda olanlar muktedirler (kimin kimlerin hangi şeytanca aklının uyarısı ile keşfedildiyse bu sinsice fikir) mağlubların dilini kullanıyor onların kelimeleri onların sembolleri ile konuşuyorlar. Mağlubların ele geçirilmiş söz coğrafyasında kırık dökük kalblerinde ve yaralı ruhlarında fütursuzca atlarını koşturmaktadırlar dört nala. Mağlubların durumu ile iktidarın gücünü yan yana bazen iç içe kurnazca kullanıyorlar. Rol değiştirilmesi karşı taraftan rol çalınmasını feci tehlikeli birşey olarak görüyorum. İktidar hem muktedir hem de mağlub. Bir gözü ağlarken bir gözü gülüyor. Söz kıymetten düşmüş, kelimeler manasız kalmış ve sözler artık seni anlatmada kifayetsiz ve yetersiz kalmış ise topyekûn suskunluğa geçmekten başka çare yoktur ey mağlub!

Ve susarak söylediğin söyleyeceğin söz, emin ol, coşup köpüren kabaran denizlerin söylediğinden daha güçlü daha sarsıcı olacaktır.

Biliriz iktidara, elindeki güçle sarhoş, zulmün soğuk zırhı içinde zalimleştikçe zalimleşenlere geçmez bir sözümüz, çünkü sözümüzün geçeceği bir kalb taşımazlar. Sözden taş çatlar da o sol yanında kalb diye taşıdığı yumuşayıp da yerinden bir milim bile oynamaz. Bizim sözümüz, varsa varırsa insana: Burda tercümanımız dilimiz, kalbin edebini töresini dilsiz kulaksız yıllar öncesinden yıllar sonrasına anlatan “Hep külahlar giyinmiş bir bölük halktan” biri Mevlânâ’dan olsun ve de Kalanlar Sağ Olsun:

Biz gittik, kalanlar sağ olsun;

doğan, eninde sonunda ölür.

Gökkubbede oturanlar iyi bilir,

damdan bir taş atıldı mı, düşer.

Hırsı bırak, kendini boş yere harcama.

Şu toprak altında çırak da bir usta da.

Hiç naz etme, a güzel,

bu mezarda ne Şirinler var, ne Şirinler,

Ferhat gibi yok olup gittiler.

Direği yelden yapı, a güzel,

dayansa dayansa, ne kadar dayanır.

Kötü idiysek, geçtik gittik kötülüğümüzle,

iyi idiysek, hayırla anın bizi.

Zamanının tek eri olsan bile

bir gün gidersin sen de tek tek gidenler gibi.

Yok olmayı istemiyor musun,

iyi şeylerden evlâdın olsun.

İyiliklerin bükülmüş ipliğidir kalan,

odur dünyaya direk olanların canı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here