Modern Türk Şiirinde Epik Damar | Hakan Kalkan

0
529

MODERN TÜRK ŞİİRİ ÜZERİNE

-Modern Türk Şiirinde Epik Damar-

HAKAN KALKAN

Modern şiir deyince akla ilk gelenin modern hayata karşı bir tepki, şaşkınlık ve bunlarla birlikte ortaya çıkan şairin saçmalamaları gelmelidir. Modern şiir ortaya çıkışını zırvanın alanından saçmalığın alanına geçerek gerçekleştirmiştir. Söz saçılan bir şey olmuş, saçıldıkça hem şairini hem de okurunu yaralamıştır ya da yaralı olduklarını hatırlatmıştır. Modern dünya karşısında bocalayanın, insana karşı yapılanları kabullenmeyenlerin sesi olmuştur şiir. Türk şiiri tam da buradan başlayarak büyük atılımlarını gerçekleştirmiştir. Modern Türk şiiri ne sanıldığı gibi atılımını geç gerçekleştirmiş ne de tamamen etkilenme sonucu doğmuştur. Çünkü Türk şiiri atılımlarını Sezai Karakoç’un da dediği gibi hep toplumsal olayların değişimleriyle sağlamıştır. İster modernizmi Divan şiirinin son dönemlerinden başlatalım istersek Tanzimat şiiriyle birlikte analım, şiirimiz kendi dinamiklerini oluşturarak atılımını gerçekleştirmiştir. Şiirimiz her zaman gücünü kendi insanından almıştır. Yine de kabul edilmesi gereken şey, modern şiiri en kesin hatlarıyla Garip Akımı’yla başlatmanın doğru olacağıdır.

En kesin çizgileriyle diyorum çünkü yarattığı etki kadar tepki de doğurmuştur bu şiir. Hem biçimsel hem de içerik açısından yepyeni bir şiir vardır karşımızda. Büyük hayallerden “Süleyman Efendinin nasrı” na geçilmesi bile büyük atılımı Garip Akımı’yla başlatmamıza, genel çizgiler içerisinde, yeterlidir. Türk şiiri burada kalmamış, Süleyman Efendinin nasırından dünya karşısında bunalan, kendine güvenli bir yer arayan insana geçmiştir. Sirkeciden kalkan tren bütün dünyayı dolaşmaktadır artık. Merkezinde insan olan, insanı ıskalamadan varlığını sürdüren bir şiirimiz vardır. II. Yeni şiiriyle birlikte en büyük atılımını 1960’lı yıllarda gerçekleştirir şiirimiz. Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Edip Cansever, Turgut Uyar şiirimizi en gür sesiyle duyurur. Daha sonra gelen İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu bu gürleşmeyi yeni atılımlarla yeni bir alana taşır. II. Yeni şiirinin şiirimizi gürleştirmesi epik şiire doğru yönelmesidir. Özellikle II. Yeni’nin ikinci döneminde artık merkezde Türk insanı vardır. Bütün gücünü milletinden alan ve sesini milletine duyurmak isteyen bir şiirle karşılaşırız.

Cemal Süreya’nın Göçebe, Turgut Uyar’ın Tütünler Islak, Sezai Karakoç’un Körfez/ Şahdamar/ Sesler adlı kitapları şiirimizin nereye ve nasıl gürleşerek atılım sağladığını göstermektedir. Ama ne yazık ki şiirimiz bu atılımlardan yeni alanlara geçecekken 70’li yıllardan sonra güdükleşmiştir. Epik atılım yerini ne idüğü belirsiz şiirlere bırakmış, şiirimizde hiç olmadığı kadar bir güdükleşme gerçekleşmiştir. Epik şiirden uzaklaştıkça şiirimizin güdükleşmesi lirik şiir alanına girmesi kadar şiirin tanımının bir şekilde dönüştürülmesiyle ilgilidir. Büyük şairler dendiği zaman aklımıza Fikret-Akif- Nazım gelmesi hiç de rastlantısal değildir. Cumhuriyetten günümüze özellikle lirik şiirin ya da lirik yazan şairlerin lise kitaplarına alınmasına rağmen şiir kamusunda pek tutulmamaları şiirimizin hangi damarla beslendiğini açıkça göstermektedir. İster Yahya Kemal diyelim ister A. Hamdi Tanpınar diyelim onca desteğe rağmen bir Akif kadar Türk insanı arasında tanınmamıştır.

“Lirik bir dünya dili olsa bu dil uluslar arası parlamento hitabetinin herkesçe bilinen söylemine sahip karışık, vurgusuz ve özsüz eserler ortaya koyardı.” G. Apollinaire

Amacım bu şairleri ya da lirik şiiri görmezlikten gelmek değildir. Asıl vurgulamak istediğim şiirimizin hangi duyarlılıklar etrafında gürleştiğini sebepleriyle ortaya koymaktır. Şiirin, şairin, üç sesi olduğunu söyler TS Eliot. Bunlardan birincisi şairin kendi kendisiyle konuşmasıdır ki burada bir muhatap yoktur, şairin kendisi bile şiirin muhatabı değildir. İkinci ses, şairin kendine seslenirken topluluğa seslenişidir. Dramatik şiir dediğimiz şiirin bir bakıma tanımıdır bu. Diğer ses ise şairin topluluğa seslendiği epik sestir. Günümüzde Türk şiirinden kopuşu sağlayan, atılımı güdükleştiren şairin bile söylediğini anlamlandıramamasıdır. Oysa Türk şiiri her on yılda bir atılımlar gerçekleştiren bir şiirdir.

“Yirmi yıl önceki üslupla bugün iyi şiir yazılmaz; çünkü bunu yapan şair hayattan kopmuş sadece kitaplara, adetlere ve klişelere göre düşünüyor demektir. Oysaki unutulan bir üslubu tekrar canlandırmayı, sanatın hayattan koptuğunu fark eden bir şair, sadece o üsluptan bir hamur mayası gibi yararlanmak ya da sanatı ile yaşamı birleştireceği çağdaş sanatta eksikliğini hissettiği bir eleman bulmak için denemelidir.” Ezra Pound, Geçmişe Bir Bakış

İçkin olanın, kavranabilir olanın alanında dolanan epik şiirin özünü koruyup ama belirli aşamaları kat edip günümüzün şartlarına uygulanması gerekmektedir.

Tanımı ister neo-epik şiir olsun ister anti- konformist ya da başka adlandırmalar olsun, yeniden atılımını epik şiirle gerçekleştirecektir.

“Modern şiir doğuşunu modern dünyada assimilée olmamaya borçludur. Öyleyse bu ayak direyişin örnekleri Türk şiirine çıkış yolunu gösterebilir. İyi bakıldığında modern Türk şiirine varan yolun iki ana çizgiden oluştuğu fark edilecektir. Bunlardan biri ethos ağırlıklı Fikret- Akif-Nazım çizgisi, diğeri de pathos ağırlıklı Yahya Kemal-Ahmet Haşim çizgisidir. Birinci şiir çizgisi estetik yapısını dilin coşkun, sarsıcı, özelliklerinde arar. Ulaşılacak bir yer, hissedilecek bir zaman ve birlikteliklerinden yarar umulan insanlar vardır. Fikret-Akif-Nazım çizgisi. Dolayısıyla hamurun mevcut olduğuna, milletin dinamizminin şiire ilişkin değerleri besleyip büyütüleceğine inanırlar. Kararlara doğru bir şiirdir bu.” İsmet Özel, Şiir Okuma Kılavuzu

Milletin dinamizmine dayanmayan şiirin ancak desteklerle kısmen ayakta kalacağını bize tarih göstermiştir. Hiç kimse Fuzuli’den bahsetmeden şiirden bahsedemez. Çünkü Fuzuli insanı kavramış, onu şekle bürümeden bize yeniden ulaştırmış bir şairdir. Epiğin ta kendisidir.

Dünyada var olmanın ne olduğunu bize yeniden fark ettirir. Günümüz şairlerinin yazdıklarında bir şeyler bulamayışımızın sebebi şiir adına ortaya konulanların birer zırva oluşuyla ilgilidir. Zırvadır çünkü bir şeyi karşılamaz. Zırvadır çünkü okuyucudan bir şey alıp ona yeni bir şey katmaz. İnsandan kopuktur. Şiirin anlamının şairin karnında olduğu düşüncesi on yıllar önce iflas etmiş, imge bir olanak olarak Türk şiirinde bir süre varlığını gösterip sessizce yerini terk etmiştir. Modern Türk şiirinden bahsedebiliyorsak bunun ilk ve vazgeçilemez unsuru şiirimizin insandan besleniyor olmasıdır. Şiir insana kendi olabilmesinin değerini gösterir. İnsansa çevresinden kopuk, soyutlanmış bir varlık değildir. Şiirimiz ancak kendi insanına yaslanarak, onun değerleri etrafında ama hiçbir etki altında kalmadan, hiçbir şeye boyun eğmeden ve toplumun ruhunu topluluk ruhundan ayırarak yeni atılımını gerçekleştirebilir. Buysa ancak epik şiire vereceği değer ve önemle ilgilidir. Epik kendi içinden tamamlanmış bir hayatın bütünselliğine biçim verir. Modern şiir bu bütünselliği yakalayıp yeniden anlamlandırarak varlığını koruyabilir.

Modern şiirin doğuşunu göz önünde bulundurarak onu es geçmeden, gelenekten kopmadan ama tamamen ona bağlı kalmadan yoluna devam edecektir Türk şiiri. Modern şiirin kendisi zaten gelenek oluşturup onu tekrar yıkarak yeni bir yapı kazandıran şiirdir. Günümüz şiirinin epiğe yönelmesi gerekmektedir. Özellikle günümüz şiirinde örneklerine rastladığımız epik şiirlerin genç şairlere ve okuyuculara sunduklarını iyi değerlendirerek, çıkmaza giremeyecek kadar bile takati kalmamış şiirimizin ne tür olanaklar barındırdığını görmüş olacağız. Bütünü bize sunacak, millet olarak hangi şartları taşıdığımızı, hangi olanakların bizi yeniden ayağa kaldıracağını yine şiirimize bakarak anlayabiliriz. Şiirden bahsedemiyorsak bir milletten de bahsedemiyoruz demektir. Çünkü şiiri takip ettiğimizde ulaşacağımız yer Türk şiiridir. Özellikle Türk düşünürlerinin(?)kendi değerlerini görmezden gelerek Batı karşısındaki hayranlıklarına kanmayacak, kendi dilinin olanaklarını, kendi edebiyatının yüceliklerini görebilecek bir neslin yetişmesi şiirin tadına varmakla mümkündür. Şiire varmak kadar, şiirin varabileceği insan olabilmek gerekmektedir.

Bize en güzelin bilgisini şiir sunar. Şiirin güzel söz söyleme sanatı olmadığını, zırvayla saçma arasındaki farkın bir şekilde fark ettirildiği metinlerin yayımlanması çok önemlidir. Şiiri bilmek hayatın anlamlarına varmak demektir. Epik şiir bize anlamların bütününü sunar. Epik şiir bize soyluluğumuzu yeniden hatırlatır. İnsan olarak dünyada kapladığımız yeri gösterir. Türk şiiri büyüklüğünü insana yönelişine borçludur. Bu görmezlikten gelinerek yeni bir şiir oluşturulamaz.

“Epikte bütünsellik kendisini ancak nesnenin içeriklerinde sahiden açığa vurabilir: Özne üstüdür, aşkındır, bir vahiy bir bağıştır. Epiğin Öznesi canlı ampirik insandır hep, ama bu insanın hayata hükmeden yaratıcı kibri büyük epiklerde tevazuya ve seyre dalmış düşünceye dönüşür: Sıradan hayatın ortasında sıradan bir insan olan ona böylesine beklenmedik, böylesine doğal bir şekilde görünüvermiş olan ışıltılı anlam karşısında söze dökülemeyecek bir hayranlığa dönüşür.” Georg Lukacs

Şiir boşumuza gelendir. Şair kadar okurun da şiiri kabul edebilecek bir yapıya sahip olması gerekmektedir. Şiirin ikiyüzlü okuyucusu olamaz. Özellikle epik şiir için bu söz konusu bile edilemez.

Şiir şairiyle başlayan okuruyla anlamını bulan bir süreçtir. Söz konusu edilen Türk şiiriyse bu kopmaz bir bağ içindedir. Kimlerin bu bağı görmezden gelerek şiir kamusunda söz söyleme hakkını elinde bulundurdukları bir yana, asıl olanın şairin kaderinin milletinin kaderiyle bir olması gerektiğidir. Çünkü şairin ben dediği yer Türkiye’den başka bir şey olamaz. İsmet Özel’in, şiirimizde ben dediğim yere Türkiye diye yazın hiçbir değişiklik olmaz, demesi şiirin nasıl bir şey olduğunu bize gösterir. Epik şiir burada başlar ama burada bitmez.

“Bir kahramanlık şiiri (yani epik) muhteşem ve mükemmel soylu hareketin bir taklididir ki nazmın en yükseğiyle anlatılır ve zevk aracığıyla ders verme amacına matuftur. Yaygın kabule göre epik biraz uzun bir anlatıdır ve belli ihtişam ve öneme sahip, hareketli bir hayattan, özellikle savaş gibi vahşi bir hareketten gelen olaylarla ilgilenir, özel bir zevk verir, çünkü insani başarının değerine ve insanoğlunun yüceliğine ve soyluluğuna olan inancımızı pekiştirir.” Aritoteles, Poetika

Her zaman bir çıkış vardır, demeyi öğretir bize şiir. Şiirin tanımı ne olursa olsun, hangi sıfatı önüne eklersek ekleyelim şiir her zaman yaralıların sesi olmuştur. Türk şiirini merkezde tutan yaralıların sesi olmasıyla ilgilidir. Şiirimizin özellikle modernleşmesini taklit olarak görenlerin bu milletin kaderiyle şiirimizin aynı şey olduğunu görmezden geldikleri açıktır. Ne zaman toplumsal yapımızda değişimler olmuştur şiirimiz yeni bir atılım gerçekleştirmiştir. Sonuç olarak gür bir sese sahip olan, asıl damarını epik şiirin oluşturduğu şiirimiz hem şiirin ne olduğunu göstermesi hem de ortaya koyduğu eserleriyle büyük olma vasfını bünyesinde her zaman barındırmıştır. Türk şiirinden bahsedemiyorsak artık şiirden bahsedemiyoruzdur. Şiirimizin son otuz yıldır geldiği nokta pek iç açıcı olmasa da, şiirin gürleşmesi için hareket halinde olan şairlerimizin yeni olanaklar açacakları ortadadır. Her zaman bir çıkış vardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here