Mahmut Fazıl Coşkun’un “Anons” Filmi Üzerine Yorumlar | Kenan Subaşı

0
284

MÜKEMMEL ŞİİR *

Bilmem ta ne zamandan

Dirilikle karılmış bir eksikliğim

Bir hatam

Bir yerine getirmediğim olacakmış

Uzun zamandır saçlarımı taramadım

General gömleğini yırttım etimde

Bir ayaz

Tepeden tırnağa silme bir kervan

Gidiyorum bağbozumu

Kanatan gök ve

Ağır, uçuk bir farkla

KENAN SUBAŞI

Şair-Senarist-Hikayeci-Oyun Yazarı Kenan Subaşı

Birer insansak, belli başlı şeyler içre, sınırlı, ihtiyaçlı, eksik, kusurlu birer varlıklarız… Mükemmellik, sanılanın aksine, varlığını tam da bu noktada belli ediyor… İnsan, insan ilişkileri, insanın yaratılmış olmaklığıyla mükemmelleşiyor… Özellikle rütbeli askerler, bazı hastalar (OKB tanısı konmuş kişiler mesela), insan hayatında her bir şeyin yerli yerinde, muntazam, istikrarlı bir hâl almasını ister… O istek, gerçek hayatta karşılığını ya bulmaz ya da gerçekleşse de kendini zamanla bozmaya, dağılmaya, çözülmeye, aslından kopmuş bir duruma bırakır… Bir aksilik, bir kabahat, bir kusur, dört dörtlük hayatın yakasına yapışıp durur…

Sanat, insanın hayal dünyasını, ufkunu, duyu ve algılarını genişletir. Sanatkâr, izleyeni/dinleyeni, eserleriyle sadece etkisi altına almaz, ona bilmediği/ummadığı bilgiler verir. Sanatkâr, sergilediği eser üzerinden tarihe, insana, insan ilişkilerine, felsefeye, bilime, sanatsal olay ve duruma farklı pencerelerden bakmayı sağlar. Bir şiirimden yola çıktım. Şiirimi, bir filmi okumak için, elle tutulur, asıl kaynaklardan biri olarak görüyorum…

Mahmut Fazıl Coşkun’un ‘bir modernleşme hikâyesi’ dediği film: ANONS…

Filmi, sinema salonunda izledim… Film, 21 Mayıs 1963’te, bir grup emekli rütbeli askerin, siyasi iktidara karşı darbe girişiminden hareketle; idealin/hedefin/isteğin gerçekle olan, resmi hayatın sivil hayatla olan ilginç, hayrete şayan ilişkilerini sergiliyor.

Film, yakın tarihin siyasi-sert-kanlı olayından biçim almış, aynanın öbür yüzünde ise o olayla dolaylı olarak ilişkili ya da hiç ilişkisi olmayan hayatları merkezinde tutuyor…

Emekli ve rütbeli askerler (aralarında, Kore Savaşı’na katılmış, Kore’nin birine ait ulusal marşı ezbere söyleyen biri de var), bir yer ve zaman belirlemiş de buluşacak, İstanbul Radyosu’na gidip darbe bildirisi okuyacaklardır… İkisi silahlıdır, bir taksiye biner, ilerler. Taksici, yolda, bir köpek görür, durur, araçtan iner. Köpek ki yaralıdır. Taksici, köpeğin kenara alınması için, aracındaki askerlerden yardım ister. O ara, kamera, darbe bildirisi okuyacak askerlerden birinde sabitlenmiştir: İzleyicinin gözü; o donuk, kırışık yüzlü, gözlüklü, hayatını emir-görev üzere endekslemiş bir askere çevrilmişken; arka plandan sivil hayatı, doğada cereyan edeni, merhameti, masumiyeti de görür… Taksici ki aracına aldığı askerlerle tekrar ilerler… Yolda, çevirme vardır; askerler ki tabancalarını aracın torpidosuna gizler, araçtan inilir, polis tarafından kimliklere bakılır, (o sahnede, yolda, bir başkası da çevrilir, sorgulanır, o şahısta bir tüfek olduğu anlaşılır)… Polisler tarafından, askerlere sorgu-sual olur… Askerler ki müzisyen olduklarını söyler…  Araçtaki silahlar ki ortaya çıkmaz… Askerler, serbest kalır, tekrar araca biner… Polis, araçtakilere, Vatan’ın kapalı olduğunu, başka taraftan gitmelerini söyler… Taksi, tekrar hareket eder… (Askerlerin silahları, polis araması sonucunda, neden ortaya çıkmamıştır? Bu sorunun cevabını, çeşitli versiyonlarıyla verdim… Sizin de vermenizi tavsiye ederim…) Taksici, yol sonunda, araca binen bir asker tarafından, kafasına kurşun sıkılarak, öldürülür… Darbe bildirisi okunacak bir organizasyon için, arkada hiçbir delil kalmamalıdır… (Tabanca sesi, sinema salonunda, irkilmeme sebep oldu.)… (Taksici ki işinde-gücünde, merhametli, yardımsever biriydi; darbe bildirisi okuyacak birilerini, taksisine aldığını nereden bilecekti; düşündüm bunu da…)

İki asker, diğer askerlerle buluşma yeri olan bir fırına girer… Fırın sahibi de organizasyonun bir üyesi, emekli ve rütbeli bir askerdir… Fırında buluşulacak, İstanbul Radyosu’na gidilecek ve Ankara’dan gelecek talimatlara müteakip darbe bildirisi anonsu yapılacaktır…

Buluşma yerine, okunacak bildiride katkısı olacak bir başka asker de gelir, dört kişi olmuşlardır, bir masa etrafındadırlar… Buluşma yerine sonradan gelen asker, Vatan üzerinde takip edildiğini, buluşmaya o yüzden geç kaldığını söyler… Bir yalandır bu… Çünkü diğer askerler, Vatan’ın kapalı olduğunu, geldikleri taksiyi çeviren bir polisten öğrenmişlerdir… Buluşma yerine (fırına) sonradan gelen asker, o sahnede öldürülür… Eylemde emeği olacak o askerin üzerinden, dinleme cihazı çıkar… Ölmüş bedeni de fırın sahibinin yeni aldığı buzdolabına konulur… Yakın tarihimizde, ALDANMAZ hareketi, filmde, bir üyesini ‘ajan, karşı tarafın işbirlikçisi’ olarak görür ve ortadan kaldırır…

Filmin ilk sahnesi, emekli olmuş bir rütbeli askerin fırınında çalışan, Almanya’ya işçi olarak gitmek isteyen birinin sağlık kontrolünden geçmesiyle başlıyor… Aynı karakter yani fırın çalışanı, filmin seyrinde, araçla hem kasa kasa ekmek dağıtan hem de darbe bildirisi anonsunu yapacak askerlerin İstanbul Radyosu’na gitmesini sağlayan bir şoför rolünde…

İstanbul Radyosu’nun önündedirler; kapıda nöbet tutan asker (çavuş), kapıyı açmaz, kendisine öyle bir emir verilmediğini söyler, kaçar. Fırında çalışıp ekmek dağıtan, aynı zamanda da askerleri radyo binasına getiren karakter de o çavuşu yakalar… Darbe bildirisi okuyacak askerlerden biri, çavuşa, ‘niye kaçıyorsun?’ der, çavuşu tokatlar… Fırın çalışanının, çavuşla çıkan arbede sonucunda dişi kanamıştır; o dişin kanaması, filmin sonraki sahnelerinden birinde vurgulanacaktır… Karakter (fırın çalışanı/şoför), kendi dünyasında, umudu olan, Almanya’ya gitmek için sağlık kontrolüne gidecek biridir… Rütbeli askerleri radyo önüne bırakır ve araçla (kaçıyormuş gibi) ilerler… (Sivil hayatı olan biri için iş-güç vardır, dağıtılacak ekmekler vardır, yarınlara ilişkin umut beslenir, hayat devam ediyordur… Darbe oluyormuş, askerler ki ülke yönetimini ele geçiriyormuş, kimin umurunda!)

İstanbul Radyosu’na girilmiştir… Radyoda görevli askerler, bir odaya kilitlenir… Radyonun müdürü, üst kattan (lojman olarak kullanılan bir yerden) aşağıya indirilir ve radyonun çalışmasını, böylelikle anons yapılmasını sağlayacaktır. İstanbul Radyosu’nun müdürü, radyonun çalışmasının teknisyen tarafından sağladığını, teknisyenin de o saat itibarıyla radyoda bulunmadığını söyler. Radyo müdüründen, teknisyenin bulunması istenir. Müdür, 1960’daki ihtilali örnek vererek, radyo teknisyeninin evinden alınabileceğini söyler… (O esnada, sinema salonunda gülüşmeler oldu)… Askerler, radyonun müdürüyle beraber, hastanede hemşire olarak çalıştığı bilinen, radyo teknisyeninin eşi olan bayanı bulmaya, hastaneye giderler… Teknisyenin eşi, hemşire değil, anestezi uzmanıdır, ameliyatta olduğu ve hastanın yanından ayrılamayacağı için askerlerle görüşme yapamaz… Askerler, hastanede, bekleyiştedir… O arada, hastaneye, öldürülen taksicinin bedeni de gelir… Askerler, bekleyiştedir…

Teknisyen bulunur, radyoya götürülür… Radyoda, bir filmin seslendirilmesi yapılıyordur… Radyo, darbe bildirisi anonsunu yapacak askerler tarafından tekrar işgal edilir… Anons yapılır… Binadan çıkılır… Bir taksiye binilir… Taksideki radyodan, filme konu olan darbe teşebbüsü ve Samatya’da öldürülen bir taksici haberi vardır… Taksicinin gözü ki bir yolu, bir de aracına aldığı askerleri süzmektedir…

Film, biter…

Film, 1963 tarihinde geçtiği için; o zamanın mekânlarına, figürlerine, aksesuarlarına, materyallerine uygun/uyumlu tasarlanmış… Mesela o dönemin radyosu (fiziki görüntüsü, teknik içeriği), o dönemin radyo programları, alaturka ve alafranga müzik, Martini içkisi, Martini tüfeği ve o tüfeğe konu olmuş türkü (Drama Köprüsü) de diyaloglar aracılığı ile vurgulanır… Kullanılan araçlar (taksi, ambulans); o dönemde kullanılan araç modellerindendir… Fırın sahibi (darbe bildirisi okuyacak askerlerden biri), bir buzdolabının bayiliğini işletmek de istiyordur; aynı karakter, bir sahnede, İstanbul Radyosu’nun müdürüne, buzdolabı reklâmının radyo aracılığıyla yapılması konusunda talepte bulunur…

Askerler ki taksiyle ilerlerken, yolun ortasında yaralı bir köpeğin görülmesi ve kenara alınması… Askerleri taşıyan aracın şoförü, ekmek de dağıtır, Almanya’da çalışmak için bir umut da taşır… Teknisyen, radyoda değil de mesai dışındadır… Anestezi uzmanı, hastanın yanında olduğu için askerlerle görüşemez! Darbe bildirisi anonsunu yapacak askerlerin içinde biri; bir fırını işleten, buzdolabı pazarlamak isteyen biridir! Bunlar; planlanmış, mükemmel, tıkır tıkır işlemesi gereken bir eylemin arka yüzünde; içinde olunup farkına varılamayan, hesaplara sığmayan dünyaların olduğunu, onların ki birbiri içine geçmiş hâlde olduğunu, hepsinin hayatta bir yeri olduğunu da açıklar…

Filmin kültürel ve tarihsel altyapısı oldukça sağlam…

Film, izleyene, trajikomik bir tat veriyor…

Sahneler genel anlamda mat, donuk…

Kamera, genel anlamda sabitlenmiş, ağırlıklı olarak karakteri değil de durumu öne çıkaran bir konumda…

Filmin birçok sahnesinde, izleyici, kendisiyle baş başa kalıyor…

Diyalog açısından az, görsel açıdan zengin bir anlatım…

Tarihin bir dönemine, o dönemdeki bir olaya farklı açıdan bakmak, gerçekten de sanatkâr işi…

Bir Tarkovsky filmi izliyor gibiydim…

Filmde emeği geçen herkesi tebrik eder, başarılarının devamını dilerim…

 

http://elestirihaber.com/kenan-subasi-iki-siiriyle-katki-sunuyor-elestiri-habere-mukemmel-siir-son-dudukten-once/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here