M. Sadi Karademir | Robert Graves | Tercüme

0
882
Robert Graves

M. Sadi Karademir

Aşkın İngiliz Hali: ROBERT GRAVES

Ten renklerimiz farklı olsa da, aynı beyazlıktadır kemiklerimizin rengi. Uzun laflar söyleriz ama hangi dilde konuşursak konuşalım anlamlı ortak bir bakış, birçok sözden üstündür anlaşmaya. Aşk Adem’den beri insanla var oldu ve insan, ortaktır taşıdığı duygularla. His, globaldir; peki dil ve anlam, onlar nerede durur? Şiir için de aynı şeyler söylenebilir mi?

Yıllar yılı şiir üzerinde çalışma yapanların hemfikir olduğu bir kanı var ki o da şiiirin çevrilemez oluşudur. Aynı kalamaz şiir çeviride, çoğu zaman başka dilde yeniden yazılır, denir. Haklılık payı bir o kadar yüksek bir saptama. Duygu ve insan karakteri temelde aynı olsa da; dil, onun oluşturduğu ahenk ve  şiir lezzetindeki ‘damak tadı’ farkı evrensel şiirin varlığına halel getirmese de, şiiri globalden alıp lokale götürür. Şiir yerlidir, özüyle vardır, yerli dilin toprağında yeşerir. Yaşadığı yeri değiştirilince çoğu kez Akdeniz bölgesine getirilen bir Sibirya kurdu gibi kendini hisseder. Hala yakışıklıdır; ama eski gücü gider başka iklimde, heybeti azalır, terler hep, ne yapacağını şaşırır, itibarını ve ihtişamını kaybeder dolayısıyla.

Çeviri, kuşkusuz şiirin bir posasını çıkarma işidir. Büyük ölçüde sosundan, süsünden, vitamininden arındırır şiiri. Ama çeviri de olsa bu posada da bir lezzet bulunabilir mi? Yahut kendi dilinde saklı kalıp çürüyecek, dışarıdan açılmayacak bir hazineyi başka milletlerin görmesi için -hafif dokunuşlarla- başka dilde mumyalanması gerekmez mi?

İşte bu “posasını çıkarma” ve başka millete sunuş için “mumyalama” işlemini baştan kabul ederek başlıyorum çeviriye. Hayyam’ın rubailerinden çeviriler yapan yazımın konuğu-konusu- Şair Robert Graves de- şiirin çevrilmez oluşunu söylese de- acımasızca eleştirilmek pahasına  Hayyam’dan bu aktarımı yapmaktan kendini alamamıştı. Kaldı ki şiir gerçekten çok güçlüyse, en kötü çeviride dahi şiirin etkileyici ve vurucu yerleri göz önüne çıkarabilir. Baudelaire yahut Hölderlin çevirileri ne kadar kötü de olsa mutlaka bir yerde batırır okuyucunun ruhuna tüy kalemini.

Bu çerçevede okudum ve çevirdim Graves’in üç şiirini. 20. Yüzyıl İngiliz şiirinin büyük isimlerinden Graves (1895-1985), 20. Yüzyıla aşk şiirleriyle damga vurdu. Hayatı, eserleri, yaptığı çalışmalar, romanları, araştırmaları, kalemiyle ekmeğini kazanan biri olarak bir hayli fazla.  İki dünya savaşının canlı tanığı olması, başta tam ismindeki Alman taraftan (Robert Von Ranke Graves) çekinilmiş olsa da, Birinci Dünya Savaşı’nda yazdığı savaş şiirleriyle edebiyat dünyasında ilk adımını attı. (1915) Daha sonraki yıllarda ise şair bu şiirlerine sahip çıkmayacaktı. Dünya savaşları, yaşanan iki evlilik, iki ayrı eş, yazılan mektuplar, romanlar, edebi tartışmalar, Eski Yunan, Roma, Mitoloji, Ömer Hayyam, Lawrence ve daha niceleri… 90 yıllık hayatına sığan onca şeyi burada yazıp dökmeyeceğim. Hemen her şeyin sığdığı edebi  hayatına yalnız bir şey sığdıramadı Graves: Nobel Ödülü. Aday gösterilmesine rağmen ödülü alamayışı belki de bizde dar bir çevre haricinde bilinirliğini, ve çeviri dünyasında ilgi uyandırmasını pek sağlayamadı. Cevat Çapan ve Ülkü Tamer’in Graves’in şiirleri üzerine çevirileri bulunuyor olsa da kitap düzeyinde bir çeviri şiir kitabı dilimizde bulunmuyor.

Akıcı, duru ve romantik, kalabalıklardan ve kamudan şiirini koruyan titiz bir kuyumcu tavrı Graves’den yansıyan… Köşeleri oturtulmuş bir iç ahenk, sesin pürüzsüz yayılışı ve vurucu kapanış… Şiirlerinde iyi bir şiirde aranan özelliklerin hemen hepsinden bir pay mutlaka bulundurur Graves. Tutumludur kelime kullanımında. Söyleyişi ustaca ve vurucudur; doğu üzerine çalışmış, tarihi romanlarında Eski Yunan ve Roma üzerinden  beslenmiştir. Yunan Mit’i üzerine yaptığı çalışmalar ve duyduğu ilgi eserlerinin deruni alt yapısını belirten ögelerden olmuştur. Graves Neruda’ya, kıyasla daha ustaca, Bukowski’ye kıyasla daha derli topludur. Yeats, De la Mare, Masefield, Hodgson, Bridges, Wolfe’u pek beğenmez, kamudaki ‘biz’e, ‘-bilinir- yönlendirilmiş –genel- iyiye ithaf ettikleri için şiirlerini. Peki kendisi ne için ve nasıl yazar? Cevabı açıktır “Beş Kasım”* konuşmasında:

“Artık yazarken bir tek şeyi sevindirmek için yazıyorum, o da yazdığım şiirin iç anlamının ne olduğu sorunudur; sizler yani kamu benim şiirlerimi beğenmişsiniz, beğenmemişsiniz umrumda değil.”

Şiir hakkında düşünceleri hayli ufuk açıcıdır Graves’in. Şiirlerindeki etkinin yanı sıra belki de bu düşüncelerdi çeviri konusunda beni kendisine yanaştıran. Graves’in şiiri konumlandırışı bu gün hız, popülarite, hak edilmeyen nam salma yarışında kalem oynatma cüreti gösteren tüm isimlere ders niteliğindedir:

“Bence şiir, bildiğim en ağırbaşlı, en geniş en gerçek iştir. Şiir ancak ağırbaşlı kişiler tarafından , ağırbaşlı kişiler için yazılabilir; içlerinde bir düzen duyguyu olan kişiler tarafından içlerinde bir düzen duygusu bulunan kişiler için yazılabilir. Kendi kendileri olmak, kendilerini sevindirmek, ağır başlı kişilerin hayattaki en büyük ülküleri budur.”

“Şiirde para yoktur, ama parada da şiir yoktur.”  sözü  dillere pelesenk olmuştur yıllar boyunca, yüce şiirin maddeyi hiçe sayışını savunan şiir-yanlı kalpler arasında. İsmet Özel’in bir konuşmasında aktardığı gibi, İyi şiir ve kötü şiiri nasıl ayırırsınız, sorusuna ‘Burnumla.’ Diye cevap verir Graves: “Tıpkı kokmuş balığı, kokmamış balıktan ayırdığım gibi.”

Bu da daha iyiye yanaştırır onu.

“Şiir bir yabansılık, aykırılık değil, olsa olsa bir bütünlüktür,  bir güzelliktir.” Onda.

Şiir bir bilim değildir. Şiir bir inançtır, ve –geçici bir süre için de olsa- dağları yerinden oynatır.  (Dağ ise kamunun ya da şiir eleştirmeninin beğenisi değil, dilin olanaksızlığıdır.)”

Dilin olanaksızlığında, dağı sallamaya başlayan başka çevirileri de dilimize kazandırmak umuduyla…

  1. Sadi KARADEMİR

* Robert Graves-Beş Kasım Konuşması  (  Ömer İnanç Çevirisi- Türk Dili (1961) )

 

AŞKIN SEMPTOMLARI

Aşk evrensel bir baş ağrısı,

Ufuktaki parlak leke

Gerekçeler karalayan.

 

Gerçek aşkın semptomları

Yalınlıktır ve kıskançlık

Aheste şafaklarda;

 

Kolaçan eden bir bakış için

Bir kez olsun dokunması için parmaklarına

Karartılmış odada

 

Cesaretlen sevgili!

Katlanabilir misin böylesi bir acıya

Alelade ellerde, ya onunkiler olsa?

 Robert Graves / Çeviren: M. Sadi KARADEMİR

 

AŞKINI YARIM BİR UYKUDAYKEN SÖYLER

Aşkını yarım bir uykudayken söyler

Karanlık saatlerde

Yarım kelimelerin fısıltıları içinde:

Onun kış uykusuna dünyanın karışması gibi

Çayır ve çiçekleri çıkarması gibi karşısına

Karlara rağmen

Yağıp düşen karlara.

Robert Graves / Çeviren: M. Sadi KARADEMİR

 

BÖYLESİ AŞKA ASLA

İkili birliktelik, ve alışıldığı gibi

Kelimelerin kendinden geçen okşayışında, onlar

‘Böylesi aşka asla’ deyip sövdü ‘hiç olmadılar’

Hataya düşen ve bayat tüm aşkların aksine

Kendi içindeki gerçek aşka kaydoldular.

 

Ve ağzından kaçırmadı mı aylaklığını

Kalbin kaçınılmaz hovardalığı?

Daha iyi, aşkı sevdaya emin dudaklarla damgalamak

Çünkü kelimeler hiç oluşmamışken de vardı aşk

Tek bir kelime yokken, hiç biri kırılmamışken.

 

‘Aşk’ adı açığa vurulduğunda

(Aşk, yarı onurlu bir illet

Kendi aralarında bulaşıp söven

Hırsı ve telaşı içerleyen birlikte)

Veya daha kötüsü, yazıldığında.

 

İş işten geçtikten sonra, aşkın da solmasıyla, gelen akıl

En çılgınıyla, bir ‘daha asla!’

Duyuracaktı keder ve utanç

Onların sövdüğü gibi, hiç olmayan öncede:

Üstelik gerçek aşıklar da bunun içinde.

Robert Graves / Çeviren: M. Sadi KARADEMİR

{Eleştiri Haber}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here