Lutfi Bergen Yazdı: ´´Romanın Olumu Uzerine´´

0
128

Lütfi BERGEN

ROMANIN ÖLÜMÜ ÜZERYNE

Bu yazıda Josê Ortega Y. Gasset’in Dostoyevski romanı hakkında söylediklerinden bahsedecektim. Ancak Gasset’in Dostoyevski’ye dair yargılarına geçmeden önce Roman Sanatı hakkında söyledidi önemli şeylerin aktarılması gerektidini fark ettim. Böylece yazının konusu dedişti. Ortega Y. Gasset’in Roman Üstüne Düşünceler başlıklı kitapçıdında yazdıdına göre “Roman Çökmüştür!” Bizim edebiyatımızda da benzer bir tartışma var gerçi. A. Ömer Türkeş’in “Yşçi romanları neden yazılmadı, neden hâlâ yazılmıyor?” başlıklı yazısında söyledikleri bir bakıma Gasset’i dodrulamaktadır. A. Ömer Türkeş, Sadri Ertem’in Çıkrıklar Durunca (1931), Refik Ahmed Serengil’in Köyün Yolu (1938) romanıyla Türk romanının en büyük akımını –Köy Romanları’nı- başlattıdını ifade eder ve “Ne var ki kapitalist gelişmeyi, kentlerde palazlanan sanayileşmeyi ve bunlara badlı olarak fışkıran yeni yaşam tarzlarını farkedemediler (…) toplumun yoksul ve ezik insanlarının hikâyeleri işlenirken, sosyalizme badlanmışlıdın arkasını dolduracak teorik bir birikimin yokludundan olsa gerek, Kemalizmin halkçılık/ köylücülük/ devletçilik popülist söyleminin dışına çıkamadılar” der.

Sabahattin Ali ve Yaşar Kemal gibi daha radikal isimlerin ise ezilen insanın toplumsal bilinçlenme sürecine edildiklerini, ancak “kapitalist toprak adasının ve ırgatın çatışan çıkarlarını, bu süreçle birlikte köylülerin köyden uzaklaşarak işçi sınıfına karışıp onu doldurması gibi sorunlar ve çatışmaları” romanlarına yansıtamadıklarını söyler. A. Ömer Türkeş’in asıl önemsenecek vurgusu “yeterince tüketemeyen ve küreselleşmeye ayak uydurması pek mümkün görünmeyen yoksul kesimlerin -sorunlarıyla birlikte- edebiyatın görüş mesafesinden çıkmış bulundudu” hakkındadır. A. Ömer Türkeş diyor ki, Ystanbul’a giderken karşınıza çıkan yerleşim yerleri Pendik, Kartal, Maltepe, Sultanbeyli roman konusu dedil. Oradaki fabrikaların, tersanelerin, işçi mahallelerinin, gecekonduların, iç içe geçmiş evlerin, bir yazarın öfkesini olmasa bile hiç dedilse merakını ve yaratıcılıdını kamçılaması beklenirken, ilgilenilen toplumun üst orta sınıfları, zengin mekânları, aşklar, cinsellikler, vb. oluyor.

Türkeş’e göre bu romanları okurken sanki artık bir şeylerin dediştidi, kapitalizmin yapısal krizlerini çözdüdü, yoksulların marjinalleştidi kolaylıkla düşünülebilir. Oysa, dedişen, ne geniş bir yoksul emekçi kesimin varlıdı ne çektikleri sıkıntılar ne de ev diye sıdındıkları gecekondularıdır; dedişen sistemin karşısından sistemin içine dodru kararlı bir yürüyüş tutturan yazar ve entelekteüllerin hayat tarzları, tercihleri ve tahayyülleridir. Artık burjuva kesimin sözcülerinin “servet düşmanlıdı”ndan şikâyet etmelerine gerek kalmamış, düşmanlık yerini hayranlıda bırakmış, eşit bir toplum tasarımının duygusal ve düşünsel damarlarından biri daha iddiş edilmiştir. A. Ömer Türkeş, bu eşitsiz duruma siyasi ve ideolojik badlanımıyla öfkeyle yaklaşan yazarların bile romanlarında işçi, köylü, küçük esnaf, dar gelirli memur gibi insan tiplerine roman kahramanı olarak yer verilmedidini söyler. Ynci Aral da Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazısında (22. 11. 2011) romanın görsellidin (TV- sinema) altında kalarak ortadan çekildidinden bahsetmişti: “Benim düşüncem günümüz romanının bugün bütün dünyada hayattan ve okurdan uzaklaştıdı yönünde. Bunun öncelikli nedeni romanın bugün görsellidin ve buna badlı sinema, dizi film, televizyon vb. dallarının çok çekici bir biçimde anlattıdı konuların dışına çıkamıyor oluşu.

Semih Gümüş’ün Edebiyatımız Üzerine başlıklı yazısında romana dair yargısı daha farklı: “Niçin iyi romanlar yazılmıyor? Alışılmış bir yargı. 2000’de yayımlanan roman sayısı 140 iken, on yıl sonra 2010’da bu sayı 570 olmuş. Çok mu? Neye göre? Hiç kuşku yok ki, yazılanların ve yayımlananların sayısının çodalması, o edebiyatın yaşayan dederlerinin güçlenmesini sadlayıp gizilgücünün açıda çıkmasını kolaylaştırır.” Ortega Y. Gasset’in romanın çöküşü hakkındaki düşünceleri meseleye farklı bir yaklaşım getiriyor. Gasset, “bazı genç yazarlardan bir roman yazmakta olduklarını işittidimde, bunu nasıl olup da sakin bir ses tonuyla söylediklerine pek şaşıyor, onların yerinde olsam tit tir titrerdim diye düşünüyorum. O sükûnetin altında büyük çaplı bir bilinçsizlidin yattıdından kuşkulanıyorum, belki de haksızımdır, ama başka türlüsü elimden gelmiyor işte” diyor (GASSET, 2012: 60). Gasset niçin roman yazımı karşısında titremektedir? “Eskiden bunun için yetenekli olmak yeterliydi. Oysa şimdilerde işin güçlüdü hesaplanamayacak ölçüde artmış durumda, çünkü günümüzde roman yaratmak için romancı yetenedine sahip olmak yeterli dedil” (GASSET, 2012: 60). Gasset’in söyledidi önemli husus, yazarın roman yazmak için yetenedin yetmedidinin farkında olmamasının bile bilinçsizlikle ilgili oldududur. Çünkü, diyor Gasset, “Bir yazınsal türün tükenebilmesi olasılıdını kabul etmeyen kişi, sanat yapıtının koşulları üstüne pek az kafa yormuş demektir. Her yazınsal yapıt bir türe aittir, tıpkı her hayvanın bir türe ait oldudu gibi. Sanatsal tür de tıpkı hayvan türleri gibi, sınırlı bir olanaklar listesi anlamına gelir. Romanı –özellikle modern romanı- içinden hep yeni biçimler çıkartabilen sonsuz bir âlem olarak düşünmek hatadır. Onu muazzam genişlikte, ama sınırlı bir taş ocadı olarak düşünmek daha yerinde olur. Romanda belli sayıda olası konu vardır. Yetenek işte tür denilen o nesnel konular- olasılıklar listesi üzerinde çalışır. Konu ve olasılıklar tükendi miydi, yetenek, ne denli büyük olursa olsun, hiçbir şey yapamaz. Benim görüşüme göre, günümüzde romanın başına gelen de budur. Yeni konular bulmak pratikte olanaksız bugün” (GASSET, 2012: 61).

Gasset, bir türün çöküşünü yalnızca dâhiyane kişiliklerin rastlantısal yokluduna badlıyor. Eder diyor, herhangi bir anda, bir dâhinin birdenbire ortalıkta belirmesi mümkün olursa, en umutsuz tür bile çökmüşlüdünden silkinecek, kendilidinden canlanacaktır. Çöküş, günümüz romanlarının başarısızlıdından dedil, ona göre. Okurun etkilenme yetisi köreldi. Bir öncekinden daha kusursuz olan bir yapıt, onu da, onun düzeyindeki dider bütün yapıtları da silip geçer. Nitelikli roman, yazarların kitleyi yavaş yavaş editmelerinden, kitlenin algılama yetisini keskinleştirmesinden dodar. Sanatta zafer acımasızdır. Gasset’in “Roman’ın Çöküşü” hakkında söyledikleri bana Baudrillard’ın sanatın ortadan kaybolması hakkındaki ifadelerini de hatırlattı. Baudrillard, modern dünyada sanat denilen şey, diyor, yalnızca gerçedin bir başka gerçek üretme biçimi lehine ortadan kaybolmasını sadlama şeklinde dedil, Hegel’in dedidi gibi, sanat, sanat olarak nitelendirildidi süre içinde yavaş yavaş ortadan kaybolma şeklinde, ortadan kaybolabildidi ölçüde var olabilmektedir. Gerçek ortadan kaybolabildidi ölçüde hayati öneme sahip olabilirdi. Günümüzde ise ortadan kaybolmuş sanat ortadan kaybolmuş oldudunun farkında dedildir. Zaten işin en kötü yanı da budur. Çünkü uzun bir süreden beri içinde bulundudu bu derin koma halinde yoluna devam etmektedir. Sanat, ortadan kaybolduktan sonra yaşamayı sürdüren her şeyin paradigmasına dönüşmüştür. Sanat, yaşamdan farklı bir şey olarak kalmayı sürdüremedidi için yüzeysel bir şeye dönüşmüştür. Baudrillard’a göre tüm sanal gerçeklik biçimleri (telematik, enformatik, sayısal) gerçeklidin ortadan kaybolup gitmesine neden olmuştur ki, herkesi büyüleyen olay da budur. Gerçek ve gerçeklik ilkesini bir külte dönüştürdük. Şimdi külte dönüşen şey gerçek midir, yoksa gerçedin ortadan kaybolması mıdır? Günümüzde her kesin yanıtlaması gereken budur. Artık gerçek bir nesne kalmamıştır, çünkü sayısal, dijital teknoloji ve bilgisayar programı, nesnenin görüntüsünü sayısal bir şekilde üretebilmektedir. Fotodraf kalmamıştır. Sayısal imge, ekran üzerinde görülebilen yıdınla imgeden imgeden bir tanesidir. Bu yıdın, otomatik makinenin çalışma biçimine boyun edmektedir. Sayısal, dijital teknoloji, biçime; bilgisayar programı, bakışa egemen oldudunda hâlâ bir fotodraftan söz edebilmek mümkün dedildir (BAUDRYLLARD, 2012).

Ortega Y. Gasset’in “romanın çöküşü” ve Baudrillard’ın “sanatın ortadan kaybolması” hakkında söyledikleri aynı meseleyi dillendiriyor. Günümüz dünyasında sanat tükenmiştir. Ortega Y. Gasset için bu dehanın yitimi ile ilgilidir. Çünkü bir dâhi belirirse, çökmüş bir tür bile kendilidinden canlanabilir. Baudrillard için ise sanat yavaş yavaş ortadan kaybolabilmeyi başarabildidi oranda sanat olabilmektedir. Oysa o “olamadan” kaybolmuştur ve kendini kaybetmişlidinin farkında dedildir. Onu “olmadan” kaybeden şey sanal gerçekliktir. Bu nedenle sanat, sanat dedildir. Kaybolmuşluk, Türkeş’in dedidi şeyle de ilgili geliyor bana: gerçek olan, sistemin karşısından sistemin içine dodru kararlı bir yürüyüş tutturan yazar ve entelekteüllerin hayat tarzları, tercihleri ve tahayyülleridir. Demek ki kaybolan sanatçıdır. Bu durumda şu soru bizim için kaçınılmaz oluyor: Sanatçı nasıl varolacaktır?

-BAUDRYLLARD, Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi?, Bodaziçi Üniversitesi yayınları, 2012

-GASSET Josê Ortega Y., Sanatın Ynsansızlaşması ve Roman Üstüne Düşünceler, YKY Yayınları, 2012

Paylaş
Sonraki İçerikHEP BiR YOL HALi UZERE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here