“Kutsal emanet merhaba’dır!” | Fatih Çodur | Eleştiri

0
494

FATİH ÇODUR

Ahmet Edip Başaran’ın OYUNBOZAN’ı üzerinden bir “alıntılar” eleştirisi..

Ahmet Edip Başaran, 2010’da Profil’den yayımladığı şiir kitabı Oyunbozan‘la okuruna “Merhaba!” diyerek, dergilerdeki şiirlerinden sonra okuruyla olan iletişiminin ilk adımını atmıştı. Oyunbozan’ın bütününde bir mesaj verme ve hedef gösterme eğilimi söz konusuydu. Mesaj çok açıktı: Ne yaparsanız yapın sonunda ölüm var. Bu mesaj, kimi zaman etkisini artırarak aleni bir uyarıya dönüyor, kimi zaman da kendine hitap yoluyla alttan alta veriliyordu. Başaran’ın şiirleri bütün olarak bir hedef gösterme eğilimi de içeriyordu.

Hedefte şunlar var:

“düş kuranları sevmeyen devletler,

düşünenleri sevmeyen patronlar, l

laubali aristokratlar,

dünya yağmacıları, zalimler, kortej ahalileri,

piyonları yiyen şahlar, fareleri yiyen kediler, taçlarıyla mağrur krallar,

kuklalar, mendebur şeytan”

kısacası ve aslında “çok uluslu, çok günahlı ve çok suçlu bu çağ”ın bütün ortakları. Bu geniş ortaklığa atıfta bulunarak şiirine politik alanı dâhil ediyordu Başaran. Şiirde sultaya, baskıcı ve ezici güce, bir diğer söylemle şiirci statükoya(!) karşı tavır almak, şairin durduğu yeri belli etmesi açısından önemli. Hedeftekilere seslenme aşamasında şiirin sesinin yükseldiğini gözlemlemek mümkündü. Şiir, iç dinamikleri bakımından tamamen dıştakini anlatır. İç unsurları kullanarak dış dünyaya yönelmek, evin kapısını dışa doğru açmaktır. Buna evden ayrılıp sokağa çıkmak da diyebiliriz. Oyunbozan’da ve dergilerde gördüğümüz kadarıyla zıtlıklar üzerine kurulu bir şiiri olan Başaran, artık hızla geçen zamanın bizleri hiç şaşırtmaması karşısında da şaşkınlığa düşüyor ve bu şaşkınlığı gizlemiyor. Fethi Gemuhluoğlu’nun merhabası ile başlayıp, Ezra Pound’un veciziyle biten bir yolda, aslında insanları tebliğe çağıran bir ses gibiydi Oyunbozan.

Alper Gencer’le yapılan bir röportajda neden beş kitap birden yayımladığı sorulunca, “emaneti yerine teslim etmek”ten söz etmiş, önemli olanın kitabın sayısının, basım zamanının olmadığını söylemişti. Şiiri kutsal emanet olarak görme fikri birilerine göre kulağa hoş gelebilir. Elbette emanet, kutsal olan şeydir ve korunma hakkına sahiptir. Ahmet Edip Başaran’ın Oyunbozan’ın girişine Fethi Gemuhluoğlu’ndan alıntıladığı: “Kutsal emanet merhaba’dır!” sözü buna işaret olabilir. Şairin emaneti olan şiir, öznel anlamda elbette kutsaldır ve onun başkalarına iletilmesi kutsallığının gereğidir. Sonraki aşamanın ise kutsal olanın korunması olduğunu söyleyebiliriz. Şair, şiirinin korunması gerekliliğinden ötürü okuyucuyla arasında asgari bir iletişim kurmak zorundadır. Kitabını yayımlayıp kenara çekilmek, bu iletişimin kurulmadığını gösterir. Ancak bu noktada şiirin korunmasını gerçekleştirecek kişi sadece okur ya da sadece şair midir sorusu geliyor akla. Bu konuda pek çok tartışma yapılmıştır.

Örneğin Ahmet Güntan, İyot. isimli deneme kitabında “şiiri yalnızca şairi korur.” diyor ve bu başlık altında şu ifadelere yer veriyor:

“Şiir, korunması gereken bir şeydir, şiiri yalnızca şairi korur, şiir okuyanlar değil. Şiir okuyanlar kendi haklarını korur. Çünkü şiirin hakikatlerini, yani toplumsal sözleşmenin dışına çıkabilen şeyleri, değişmeyeni, değişmemeye davet edeni, öylece duranı, oradakini, bir miras bırakabilmek için biçim almayı bekleyeni, daha hiç dile getirilmemiş masumu ancak şair tanır, ancak şair tanıdığı için de şiiri sadece şair korur…” (sf 79)

Güntan’ın haklılık payı var. Şiirin kendini koruyacak gücü olduğunu söylemek pek doğru değil. Okur, şiiri beğenebilir ama onu bir üst aşamaya ancak özel bir çabayla taşıyarak koruyan şairdir. Yoksa okurun “beğenisi” ya da “şiir okuma işi” şüphesiz takdir edilesi bir tutumdur. Shelley’nin: “içinizde olmayan şiiri hiçbir yerde bulamazsınız.” sözü de bize şiiri koruma konusunda ipucu veriyor. Şiir kimin içinde duruyorsa, ancak o kişi tarafından bulunup durduğu yerden çıkarılabilir. Doğal olarak şiiri içinde barındıran, yaşayan, bilen, olması gerektiği gibi algılayan ve ona öylece sahip olan korumakta ve üstleştirmektedir.

Okur profili ise değişkendir. Klasik söylemiyle: şiirde herkes kendi payına düşeni alır. Okurun anlam dünyasındaki karşılığına göre okurun gözünde şiir ya vardır ya yoktur. Kendi anlam dünyasına ve imgeleminden hareketle bir genelleme yapıp “Bu da şiir mi!” nevinden bir küçümsemeye gidebilir. Ama şair, ortada bir şiir varsa, onu inkâr etmez. Şiirin varlığının farkındadır. Şair için şiir her zaman şiirdir. Yazılanın şiir oluşu, bir kime ait olduğu, şiir oluşuyla hemen hep Valery’nin “bir çizgiyi çizmeden göremeyiz” ya da Heredia’nın “şiir sadece şiir söyleme sanatı ile meydana gelir.” ifadeleriyle benzeşen bir alanda kendini kabul İşin icra veya ortaya çıkma noktasında şairi için şiir şiirdir. Şair, alıntılarla birden fazla mesaj vermeye çalışabilir. Ya da derdi mesaj vermek değildir ama şiirle anlatma/söyleme eylemini, alıntı üzerinden gerçekleştirip bilinçli olarak ya da sehven kolaya kaçabilir. Bu da, alıntının şiiri gölgelemesi anlamına gelecektir. Bu nedenle Oyunbozan üzerinden bir genelleme yaparak şunu söyleyebiliriz: Bir şiir kitabını- hele de bu, şairin ilk şiir kitabıysa- alıntıyla başlayıp alıntıyla bitirmenin, şairin kendi anlam dünyasında bir takım işaretleri olabileceğini kabul etsek de; okuyucunun daha şairin şiirleriyle karşılaşmadan kitaptaki alıntıya takılıp, o kitabın ve kitaptaki şiirlerin sahibi olan şairin şiirini, daha da kötüsü şairin kendisini ikinci plana atabileceğini inkâr edemeyiz.

Alıntılar, kitapla okur arasında köprü işlevi görebilir, fakat okuyucunun şairle ve şiiriyle kuracağı rabıtanın gücünü daha en baştan azaltabilir ve şiirin okur üzerindeki etkisine dolaylı ama kesif biçimde etki edebilir. Bu nedenle, bir şiir kitabını herhangi bir yazarın ya da şairin sözleriyle başlayıp bitirmeden önce bir kez daha düşünmek iyi olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here