Kurt mu yener kangal mı? | Cesur Gültekin | Hikaye Atlası

0
304

KURT MU YENER KANGAL MI?

Cesur Gültekin

Evde ne güzel masum bir şekilde oturuyordum ki, küçük oğlum yanıma gelip bana iş çıkardı.

”Babaaa, kurt mu yener kangal mı?!” diye sordu.

”Bilemem, her ikisi de güçlü, oğlum” dedim

Ertesi gün, akşam işten döndüğümde küçük oğlum yine geldi yanıma …

”Babaaa, kurt mu yeneer kangal mı?!” diye sordu yine..

Sinirlendiysem de oğlumu sevdiğimden belli etmedim.

Nerdeyse ”Başka işin yok mu senin?” diyecektim, kendimi zor tuttum.. Ona kızarsam, daha sonra pişman olacağımı biliyordum..Kimbilir, belki de bir köşeye çekilip gözyaşı dökecekti sessizce, bana uzun süre küsecekti..

Çocukların dünyasını ancak melek kalpli bazı yetişkinler anlamaya çalışabilir. Diğer yetişkinler ile diyaloga girmek tehlikeli olabilir.

Üç yaşındayken yetişkin insanlar hakkında şöyle düşünüyordum;”Büyümek tehlikelidir, önyargılar da büyümeye başlar. Bir yetişkin, kendisiyle birlikte büyümüş olan gururu yüzünden artık tehlikeli birisidir. Bu yüzden yetişkin bir insan kendi hatalarına, gururuna, önyargılarına karşı kör gibidir, bu yaşımla kendimi savunamam, fazla diyaloga girmesem iyi olacak..”

Biliyorum, üç yaşındaki bir çocuk bunları asla düşünemez, diye bir önyargı oluşabilir..Ancak, hayvanların bile tahmin ettiğimizden fazla akıllı oldukları ortaya çıktı, hatta eğitim sayesinde konuşmaya başlayan, üstelik kendi sahibiyle tartışan hayvanların bile internette video paylaşımları var…

Oysa, ders kitaplarında, düşünebilen tek canlı türü olarak insan gösteriliyordu, bu şekilde tanımlanıyordu.Üç yaşımdayken, yetişkin insanları gördüğümde, soru sormak bir yana, diyaloga girmemek için bile uzak durmayı tercih ederdim, çoğu zaman kaçardım, annem elimden tutuyorsa, suskun, sessiz, içe kapanık durmayı tercih ederdim. Hiç konuşmazdım, sorulara yanıt vermezdim…. Evdeysem, bir misafir geldiğinde kanepe altına saklanır veya diğer odaya kaçardım, gündüz vaktiyse sokakta oynardım.Yetişkinlere karşı duyduğum korkuyu belki de çok abartmıştım.Evdeki divanın altında saatlerce saklanırdım.

Bir gün, her zamanki gibi bir bayan misafir evimize geldiğinde, perdeli divanın altına girip saklanmıştım.. ”Burda kimse beni bulamaz” diye seviniyordum…Komşu kadınla annem divanda oturmuş sohbet ediyorlardı..

Komşu kadın, birden ayağını divanın altından içeriye, yanıma uzattı. Bu ayak, sanki tiyatroda gösteri yapmak için perdeyi aralayıp sahneye fırlamıştı…Parmaklar üzerinde dikine duruyordu, sanki ayağa kalkmış bana sarılmak istiyor gibi duruyordu. ”Sonunda beni anlayan birisi çıktı ah canııım” dedim. ”Sır saklayabilirim” der gibiydi. Bu ayak da benim gibi düşünüyor olmalıydı…Sevgiye susamış yolunu kaybetmişti. Benimle arkadaş olmak istediği besbelliydi. Ayağını sevmek istedim, önce ayak tabanını hafifçe okşayıp gıdıklamaya başladım, güleceğini, ayağını hemen çekeceğini düşünmüştüm..Ayağını çekmedi. Huylanıp ayağını geri çeksin diye elimden geleni yaptım. Uzun süre kadının ayağıyla oynayıp durdum..Oysa bu ayak, kaçtığım kişiye aitti.

Demek ki dost olmak için bazen başka bir pencereden bakmak gereklidir.

Anlaşılan, ona tersinden bakmalıydım, bunu kendisi istemişti.

Tıpkı zor okunan bir kitabı tersinden okumak gibi.. Konuşmayan herhangi bir canlının yerine konuşma isteği oluşur. Ağlamayan bir kişinin yerine ağlanılır. Farkedilen boşluğun içine girilir. Kendini savunamayan biri için ”Kalkan” olup ortaya çıkma hissiyatı, duygusu her zaman uyanır..Vicdan azabı, hep bu boşluklar yüzünden ortaya çıkar… Acziyet, çaresizlik içinde yapılan dualar çok daha etkilidir, ALLAH IN hemen yardım etmesini sağlar. Yazdığım bazı hikayelerde öykü kahramanı tam cevap verecekken, cevap veremez, işte orda okuyucu gördüğü bu boşluk, eksiklik yüzünden, gözyaşlarına boğulur. Eksiklik, hep ağlatır, bu yüzden bazı dilenciler kollarından birini gizleyerek dilenir..

Bu durumun, kendime özgü bir teknik olduğunu bilmeyen bazı öykü eleştirmenleri ”Öykü kahramanı orda neden cevap vermiyor?” diye soruyorlar..Orda cevap veremeyen aslında benim. Gerçekten yaşadığım olaylarda tam cevap vereceğim sırada susmayı tercih etmem, aslında ALLAH’IN merhametine karşı bir sığınma çağrısıdır.. Yıllar önce, küçük kızım kucağımda gidiyordum. Bir tanıdık, ”Annesi nerde?’ diye sordu. Sakince ”Yuvam yıkıldı” dediğimde, karşımdaki adam dövünüp ağlamıştı, kendim dövünüp ağlayarak bunu söyleseydim, sadece elini omuzuma yerleştirip ”Sabırlı ol” diyecekti…Annesi anlatmıştı sonradan ”Oğlum eve geldiğinde, ağlamaktan çatlayacak gibiydi”

Davranış veya söz olarak eksik görülen ne varsa, o boşluğu doldurma isteğini tetikleyen bir şefkat oluşur.

Bütün bunları açıklama nedenim, küçük çocukları hayal kırıklığına uğratmanın psikolojik travmaya dönüşeceğini bilmemden kaynaklanıyordu, bu yüzden, küçük bir çocuğun sorduğu sorunun niteliğinden ziyade, alacağı cevapla duyacağı mutluluğa odaklanmak daha doğru olacaktır..

Evet, oğlum, ikinci kez bana aynı soruyu sormuştu, ”Babaa, kurt mu yener, kangal mı!?”

Oğlum, hayal kırıklığına uğramamalıydı. Belki de hatalı olan bendim, bu soruya doğru cevap veremediğimi anlıyormuş gibi, yeniden yanıma gelip sürekli aynı soruyu soruyordu…İstediği yanıtı alamamış olabilirdi….Ben aslında göle maya tutan Nasrettin hocanın yaptığı gibi ”YA TUTARSA” deyip bir cevap uyduruyordum…Aslında, içimden bir ses ”Kangal” diyordu. Ancak, takım tutar gibi bir yanıt vermekten ziyade, yaşamla ilgili ekstra boyutu olan, çocuğuma örnek olacağım, kişiliğime yakışan objektif bir yanıt vermeliydim. Çok iyi biliyordum ki, dünyanın sorunları, hep böyle takım tutar gibi ötekileştirme, gruplaşma, çeteleşme, cins ve ırk ayrımı yapmaktan oluşuyordu…

”Hangisinin karnı aç değilse, o yener!.”dedim..Aç olan bir canlı, gerçekten de karnı tok olan bir canlıya karşı mücadele ederken favori gösterilemezdi.

Güzel bir yanıt bulduğuma sevinmiştim…Bu demek oluyordu ki, yaşamda galip gelmeyi sağlayan şeyler olmalıydı..Sürekli aynı taraf kazanacak diye bir kanıya kapılmak bu yüzden yanlış olabilirdi….Bu, robotlaşmaktı. Önceden programlanmaya karşı mücadele etmek için hayatını adamış biriydim.Taklitçilik, kişinin orjinal olmayan kopya bir yaşam sürmesi demekti. O zaman anlam, mana bile birilerinin kumandasıyla ortaya çıkıyordu. Herkesin aynı anda birbirinden kopya çektiği bir toplum… Gülünecek, ağlanacak şeylerin bile önceden hazırlandığı, ayıpların, alkışların, sevinçlerin, üzüntülerin, problemlerin, çözümlerin önceden paketlenip köşe başlarında servise sunulduğu orjinal olmayan yaşamlar…Beyaz adam önce bir kaç kelime buldu, din, mezhep, ırk, ideoloji gibi, sonra, suçlarını, günahlarını, hayallerini, heveslerini bunların ardına gizlemeye çalıştı…İnsanları bu kavramlar üzerinden yakalamak, ikna etmek, bazı şeyleri yaptırmak artık çok daha kolaydı.

Aslında MUTSUZLUK, ALLAHA GİDEN YOLLARI İNSANLARIN KENDİ ELLERİYLE BOZMALARINDAN KAYNAKLANIYORDU.Yine de ona doğru giden yolar bitmiyordu.

İçinde bulunduğum dünya zindanından “O”na doğru

giden gizli bir geçit daha vardı, biliyorum…Kelimelerin dilini aşan gizemli bir sessizliğe ihtiyacım vardı, çünkü her tanım, kavramlar için bir tel örgü demektir…

Bu öyle bir şey ki, bunu ancak kalbimle bulabilirim…Bu öyle bir resim ki bunu elim çizemez, zifiri karanlıkta saklı mücevher gibi, acılar sevgilimin bana uzanmış elleridir. Çektiğim acılar uçurumlardan uçurumlara atlayan hızlı bir at olduktan sonra yaralarım çoğaldıkça sevinirim. Karanlık mahzende kaybolan atımı aradıkça da sevilirim. O, yolumu gözlüyor, biliyorum. Kendi içime yaptığım yolculuğu henüz tamamlamadım ki başka uzaklara gideyim…

Benliğimde mana çölleri, okyanusları keşfedilmeyi beklerken, başka uzaklara gitmek ruhumu yitirmek olabilir. İçimdeki acı, bölüşülmüş olduktan sonra, yüzümü yıkayan, beni kendime getiren bir suya dönüşür.

Oturduğum yer yıkık dökük virane oldukça, iyi biliyorum ki, dua en gösterişsiz bu haliyle gökyüzüne kanatlanacak.

Aslında insanlar kendi içini yanlışlıkla hep başka yerde arar, içindeki mahzene korkusuzca inebilse, orda iblislerin çığlıkları, dikenlerin, acıların arasında bir kapı vardır, işte o kapı cennete açılır..

Uzaklara gitmek kaçmaktır, bu oyunu oynamanın zorluğundan kaçmaktır. Yaşamın sahte maskelerini toplamak için yollara düşmek, acınası bir durumdur. Hiç bir maske insanın kendi yüzünü uzun süre gizleyemez, aynalar her gece karanlık mahzende yüzleşmek için beni beklerken nasıl kaçabilirim? Balığı deniz için, bir tas suyu çeşme için sevmeliyim…Denizi değil de yalnızca balığı görsem yanlış olur..Deniz bana gücenebilir…Çeşmeye değil, yalnızca bir tas suya odaklanırsam çeşme bana küsebilir, yanlış yapıyorum demektir…

Sadece insana odaklı sevgi de işte böyle yanlıştır…Gaflettir…

İnsanlara duyulan sevgi ALLAH a duyulan sevginin sadece bir kıvılcımı olmalıdır…ALLAH I SEVMEK Adımları onun için atmaktır, ”O” nun için başkalarını sevmek veya sevmemektir, ona duyulan aşkın kıvılcımı ile hayata tutunmak demektir.

Neyse.

Hava kararmıştı, işten çıkmış eve gidiyordum..

Aaa! OLAMAZ!…Gözlerime inanamadım.Yolun karşı tarafından bir kangal köpeği son süratiyle bana doğru saldırıya geçti, çok hızlı geliyordu..Bir şeyi kırk defa söylersen gerçek olurmuş. Bunu o anda anlamıştım.İki üç saniyem vardı, öldürecekmiş gibi geliyordu.Yerden kocaman taşlar alıp ona doğru hızla fırlattım.Daha çok öfkelendi, yeniden saldırdı, attığım taşlara bile saldırıyor, onları, dişleyip ısırıyordu, yoksa, aklınca bana gözdağı mı veriyordu?

Bir leopar gibi kocamandı, tehlikeliydi…Tasmalıydı, bir paketleme fabrikasından kaçamak yapmış, yolun ortalarında bela arayıp geziniyordu..Uzun bir mücadeleden sonra, pantolonum yırtılmış vaziyette şok geçirmiş olarak eve gittiğimde küçük oğlum yanıma geldi..

”Babaaa, kurt mu yener kangal mı?!” diye sordu…Oğlumun sorması, ardından kangal köpeğinin bana saldırması tuhaf bir durumdu…Bunlar tesadüf müydü? Çok garip..

”O gün hangisi hasta değilse, o yener” dedim…

Ertesi akşam, iş çıkışı tasmalı kangal aynı yerde yine hırlayarak bana saldırdı, bizim fabrikanın kurt köpeği de yalakalık olsun diye ardımdan geliyordu….

Birden hatırladım;Bir an için oğlumu görür gibi oldum.

”Babaaa, kurt mu yener kangal mı?!”

Kangal köpeği, hızla bana doğru koşarken, yerden mermer parçaları alıp ona fırlatmaya başladım..Kurt köpeği de bana yardım etmek için birden kangala saldırdı…Kangal, beni bırakıp kurt köpeğine doğru yöneldi…Ancak, kangalın birer karış demir diken tasmalı olduğunu gören kurt köpeği, dövüşü yarım bırakıp kaçmak zorunda kaldı…Ellerime küçük dikenler batmıştı…

Eve gidince, korkuya iyi gelir diye mutfakta şekerli su ararken, küçük oğlum yanıma geldi,

”Babaaa, kurt mu yener kangal mı?”diye sordu yine..

”Tasmalı olan kazanır” dedim…

”Peki oğlum, ben sana sorayım, sence hangisi kazanır? Kurt mu yener kangal mı?”diye sordum…

Bir an düşündü.

”Kangal” dedi…

”Peki, kangal mı yener leopar mı ?”diye sordum…

Cevap veremedi…

”Hangisi yener baba?”diye sordu…

Objektif görünme dersini zaten yeterince vermiştim.Bu dersi biraz daha vermem için yeterince vaktimiz vardı. Ancak bu kez taraf tutmak yoktu, hakedilmiş bir galibiyet vardı..Bu sıradışı kangal köpeği, tasmalı olmasa bile iri cüssesiyle bir kaplanı bile yenebilirdi. Buna bahse girebilirdim.

”Kesinlikle kangal” dedim…

Şaka yapmıyordum…Ciddiydim…Artık, kangal kendini yeterince tanıtmıştı…

Akşam iş çıkışı yine kangal köpeğinin bana saldırdığı yerden geçerken ardıma baktım, kangal köpeği tam arkamda duruyordu, bana doğru sinsice, sessizce yaklaşıyordu.Bu kez saldırı stili değişmiş görünüyordu..Bu, çok korkunç bir şeydi.

Korku filmlerinde oyuncular gözlerini faltaşı gibi açarken abartılı sanırdım, demek ki doğruymuş. Aramızda sadece bir adım kalmıştı.Yüksekliği belime geliyordu, kocaman kafasıyla sivri dişleriyle bir ejderha gibiydi. Sadece ağzından püsküren alevleri göremiyordum. Karşı kaldırımda öldürmüş olduğu bir kedi vardı, cansız, öylece kaldırımda yatıyordu..Sıra bana gelmişti anlaşılan. Elimdeki çantayı hızla kafasına savurdum, ani bir refleksle kafasını çekip kurtuldu, havlayarak saldırıya geçti.Tekmeler atarken, çantamla da ona vurup kendimi savunuyordum, ısırmak için bir boşluk arıyordu, yerden elime geçen kocaman taşları ona gelişigüzel atmaya başladım, neresine gelirse..Attığım bir taşa saldırıp ısırdı, sanırım bana gözdağı vermeye çalıştı. O esnada bizim fabrikanın kurt köpeği yeniden göründü, kangal, oyuna girmeye hazırlanan kurdu farketmişti, bulunduğu yerden dişlerini gıcırdatıp hırlayarak kurt köpeğinin iyice yaklaşmasını bekledi, en son attığım bir taşa saldırdığı için kangal ile aramda yaklaşık on adımlık bir mesafe oluşmuştu. Kangal, kurt köpeğinden çok gıcık alıyordu. Kurt köpeği de bunun farkındaydı, üstelik tasmalı psikopat kangala karşı hiç şansı olmadığını, dövüşü kazanamayacağını biliyordu, sadece bana biraz zaman kazandırmak istemişti, kurt, hırlayarak iyice yaklaştı, kangal, ona doğru saldırıya geçince kurt köpeği birden kaçıp gitti…Kangal, sinirden cinnet geçirip kurdu kovalayınca ordan uzaklaşma fırsatını buldum.

Aslında, oğluma kızmayı artık haketmiştim, ölümden kurtulmuş, şiddet görmüş olarak ne zaman şok geçirmiş vaziyette eve gitsem, oğlum yanıma koşup “BABAA KURT MU YENER, KANGAL MI ? diye sormasında, metafizik gizemler, bağlantılar olduğundan şüphelenip çekinmesem,”Yeter lan!” diye bağırmam işten bile değildi. Ancak, oğlum, kendisine gaipten verilmiş olan gizemli, esrarengiz bir rolün oyuncusu gibiydi. Ve, SANKİ biz bu oyunu oynamaya mecburduk. Hatta, İLGİNÇTİR, oyun bozanlık edersem çarpılacağımı bile düşünmeye başlamıştım. Daha önceden başımdan geçen olağanüstü olaylara karşı hatırı sayılır bir tecrübem vardı, ”İyi kalpli erkek cadı” olmanın tecrübesiyle ”algıdaki seçicilik” gibi bir avantajım vardı, yani olayların metafizik analizini yapmaya yabancı birisi değildim.

Sabah, işe giderken üç sokak köpeği beni çember içine alıp benimle birlikte yürümeye başladılar. Bu duruma önce bir anlam veremedim…Tam sağa doğru köşeyi döndüğümüzde iki kocaman kangal köpeği birden karşımızda duruyordu. Burun buruna geldik. Aramızda sadece iki üç adım vardı..Kangal köpeklerinden birisi, tanıdık bir isimdi, her akşam bana saldıran tasmalı erkek “Seri katil ruhlu” kangal köpeğinin ta kendisiydi, her zamanki gibi düşman bakışlarıyla sahnedeki yerini almıştı. Diğerinde tasma yoktu.

Beni çembere alan sokak köpekleri birden havlayarak kangal köpeklerine saldırdılar. Kangal köpekleri de bunun üzerine karşı saldırıya geçtiler…Neye uğradığımı şaşırdım.

Dövüşün ortasında kalmıştım ..Gözlerime inanamıyordum. Sokak köpeklerinin beni korumak için çember içine aldıklarını o anda anladım. Kangal köpekleri tehlikeli olacakları gece karanlığı olmadığında fazla ileri gitmiyorlardı, sonuçta bir fabrikaya bağlı olduklarını biliyorlardı, bu yüzden dövüş uzun sürmedi, daha sonra sokak köpekleri iş yerine kadar benimle gelip korumalık yaptılar…

Artık her sabah, sokak köpekleri beni çember içine alıyor, iş yerine dek koruma amaçlı yanımda geliyorlardı…Bu durum yaklaşık iki hafta sürdü. Sonra sokak köpekleri nedense ortalıktan kayboldular. Onlara ne oldu anlayamadım..Onların yerine kötü kalpli başka sokak köpekleri ortaya çıktı, bunlar da beni her gördüklerinde bana saldırmaya başladılar.Bunlar yine de kangal köpekleri kadar tehlikeli değildi. Zaten, asıl tehlike gece vakti başlıyordu..

Paketleme fabrikasına defalarca gidip kangal köpeklerini şikayet ediyordum. Ancak, bir faydası olmuyordu..

”Bu yoldan sadece ben değil, küçük çocuklar, kadın işçiler de geçiyor” diyordum…”bu böyle olmaz, bunları bağlayın ” diyordum..

”Tamam” diyorlardı, değişen bir şey olmuyordu…

”Babaaa, kurt mu yener, kangal mı?”

Bir şeyi kırk defa söylersen gerçek olurmuş…Buna yemin edebilirim…

Oğlum artık sormuyor, kangal da saldırmıyordu, bu, garip bir durumdu…

Geçenlerde, oğlum yine yanıma geldi.

”Babaa, sibirya kurdu mu yener, alman kurdu mu ?” diye sordu..

”Nee sibirya kurdu mu!? Hah bir bu eksikti”

”Oğlum yeter!..Beni sibirya kurduyla dövüştürme şimdi!…” diye bağırdım…Şaka yapmıyordum, gerçekten endişeye kapılmıştım. Oğlum, bu kez alındı mı? Pek dikkat edemedim, Yerimde sabır taşı olsa çatlardı herhalde, sabır da bir yere kadardı, kendime o esnada yaşadığım şok için şekerli bir içecek hazırlıyordum, canımın derdine düşmüştüm…

Sabah işe giderken, on iki yıldır hiç görmediğim sibirya kurduyla karşılaştım..Yerimde donup kaldım. Karşıdan geliyordu. Neyse ki bu kez sahibi, köpeğin bağlı olduğu ipi bırakmıyordu…Hayretler içinde kalmıştım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.