Kur´an Hayat Dederi Taşır!

0
143

1- Yaşadıdımız hayatın karakteristik vasfı, karmaşık ve kaotik bir gorunum arzetmesidir. Edebiyat udraşının hayata bakan bir tarafı da bu tabloya bir duzen verme fikrini yazınsal manada bunyesinde taşımasıdır. Edebiyatçı yazar bir anlamda gerçeklidi temel alarak yeni bir dunya kurma anlayışıyla hareket eder. Edebiyat yeni bir duzenin duygu ve duşunceler orulerek oluşturulmuş zihinsel bir bileşkesidir. Sualimiz şu veçhede: Edebi eser kurulurken sanatsal malzemeyi goz onunde bulundurarak inşa edilen bu yeni dunyada Temel hayat Kitab’ımız Kur’an’ı Kerim’in ciddi, belirleyici ve ozgun konumu nedir sizce?

Hayatı duzenlemenin dider adı olan duşunme eyleminin, yeni hayatları duzenleme adına, olgunlaşmış birikimlerle kitaplarda bekledidini duşunelim. O kitaplar içinde bir Kitap-bizim inancımıza gore – bir hayat onerisi olarak her insanı bekliyor. Çadlar ustunden aşabilen dedişmez ozu var. Ve bu hayat onerisi hakikat olması nedeniyle paylaşıma açma sorumluludunu dodrudan veriyor ve “Hakikaten hakikatim ve ayırımsız herkese ait oldudum için paylaşılmalıyım” diyor. Bu evrensel comertlidi kendine inanmasından kaynaklanıyor. Gerçedin cimrisi olmayı hoş gormuyor.

Bunların yanı sıra, bu Kitap insana armadan edilirken, -hem kendisinin ilk çadında, hem de butun zamanlarda yitmeyecek geçerlilikte etkisi olan- bir edebi uslupla suslenerek armadan edilmiş. Allah insana en edebi dille seslenmiş. Fakat edebiyat hep bir araç tadında kalmış. Bu açıdan Kuran, sanatın amaçlaştırılmadan, araç kalarak hakikatin destekçisi olmasının nasıl bir şey oldudunu odreten bir kitaptır. Allah en ideal edebiyatçıdır, diyebilir miyiz? (Bunu soru olarak bırakıyorum. Çunku kendisini Allah’ın koruması sananlar var ve bir konu daha iyi anlaşılsın diye kurulan içten cumlelere kem bakabiliyorlar.)

Hakikat evet, gerçek olması itibariyle zaten “baskın”dır. Fakat bu bir emri vaki, bir ittirme anlamında dedil, hakikatin kendi dodasındaki dodruluk-durustlukten kaynaklı gokçekimli bir baskı.

Guzel soz Ybrahim/24. ayette anlatıldıdı gibi… Zaten içerik itibariyle ust/insanı kendi ustune çıkaran bir soyleme yaraşır bir vesile, bir araç gerekiyordu. O da edebiyattı. Yani sozu en guzel biçimde soylemek. Seslenendi zira. Hem soyut gerçeklidiyle, hem harflerden oluşan teni/edebi-edebiyatıyla…Yaşama donuştudunde var edecedi duzeniyle…

Kuran, hayati dederlerin sanatsal-edebi uslupla insana sunumu oldudundan, ondan anladıdımız hayatı, yine edebiyatın en idealiyle, yaşayan dil ve anlayışla insana sunmayı gerekli kılıyor.

Ynsanın varlık amacı; mumkun olabilen en yuksek edeple insan olmak ve olmaksızın olmemek ise, Yaratıcısı ona hakiki amacını, ona ulaşmada, içselleştirip hayata donuşturmede buyuk motivasyonu olacak sanatsal bir uslupla sunmuştur.

Kendisi için her zaman çekici olan gerçedi odrenirken edebi bir tat alacak ve bu da gerçedi benimsemesi ve yaşamasında çekim gucunu tamamlayacak bir işlev ustlenecektir.

Hayatı veren ideal hayat dederlerini de onermiştir. Ciddi bir hayat teklifi ile gelmektedir Allah insana. Edebi Kitab’ıyla…Hayatın Yaratıcı tarafından belirlenmesi için ikna edici butun kanıtları seslendiren bir kitaptan daha ciddi bir kitap olamaz. Aynı zamanda çadlar ustu bir evrensellide açılımlı dedişmez ozleri korumasıyla da konumu kıyassız. Ynsana, bu konumu dikkate alacak veya reddecek ozgurludu tanımasıyla da bir o kadar ozgun.

Hemen her insan ve hemen her hayat yeniden kurulabilir diyen cumlelerle donanmış sayfaları var. “Yki kapak arası saklı sayfalar…”

Kaosun karşıtı barış ve esenlidin yollarına duşurmesi açısından, bu dinginlikte gelişim ve olgunlaşmak için her an soyleyecek yeni sozlerin kendi uzerinden havalanacadı kadar da guvenli bir yaşam bahçesi/alanı gibi…

2.Edebiyat, edebiyatçılar ve Kur’an denilince dodal olarak zihnimize Şuara suresi geliyor. Çokça konuşulup tartışıldı. Bildik bir soru. Şuara suresinin gunumuz yazın erlerine, edebiyatçılarına, onların soz-davranış-duşunuşlerine hangi anlamları muhtevi kılıyor? Ne soyler biz edebiyatçılara Şuara suresi?

Her şairin ayrı bir cininin olduduna inanılan ve harflerin birer kıvılcım gibi goruldudu o donemin populer şairlerinde gorulen, edebi fakat guvensiz soylemlerle, Kitab’ın bir tutulmaması gerektidini anlatır bir yanıyla, o ayetler. Yani kişisel bir hayal ve ilhamlanmadan otede bir soylemdir bu. Sandıdınız ya da iddia ettidiniz gibi bir şiir dedil. Yçeridi çok farklı. Salt hayal dunyasına ait, estidi gibi savuran sorumsuzca bir soylem dedil.

O bir vahiy; şiirsel soylemi aracı kılarak seslenen bir hakikat soylemi. Amaçsız hayaller peşinde koşan insanı reel dunyaya ait sorumluluk bilincine çadıran ve ona tek tek sorumluluklarını hatırlatacak derecede ciddi bir soylem.

Bir yanda hiçbir sorumluluk bilinci taşımaksızın sarf edilmiş olan kişisel ve duygusal salınımlar var. Dider yanda ise insanı sorumluluk bilincine çadıran ve yasa ve yaptırımları olan bir hayat goruşu soylemi. Aynı aracı yani edebi soylemi kullanmış olmaları şaşırtmasın. Yçerik bambaşka bir ciddiyette deniliyor.

Şiir/sanat çok defa kendisini amaç edinmiştir, amacı hakikat olmayabilir ve serseri bir soz/yapıt gibi zihinlerde sarhoşluk yapabilir. Bir edebi tur olarak şiiri araç edinir ve onun etkileyici gucunu kullanarak hakikati anlatır vahiy.

Aslında bence sizin bildidiniz bir şiir dedil, amaçsız, salt duygusal ve bir edlence olsun için soylenmiş ilhamlı insan sozleri dedil. Ustun amaçlı bir dederlerin yer yer tanrısal/ilahi bir şiir gibi evren halkına sunumu denmek isteniyor.

Bu yuzden bu ayetler, yazmanın da her eylem gibi sorumluluk bilinciyle gerçekleştirilmesi gerektidini soyluyor. Amaçsız yaşamak nasıl anlamsız kalmaksa amaçsız yazmak ta anlamsız bırakır aslında metinlerimizi. Yazının amacı dodru ise, insanı ve hayatı dodrultur.

Durust metinler çodu zaman yazanı da kendine karşı mahcup eder. Boyle dodru şeyleri guzellikle yazan birinin yaşamı da ona paralel olmalıdır der durur yuzune karşı. Salt okuru dedil, yazarı da dodrultur. Bir tashih gibi…Yazıyı tashih ederken aslında hayatımızı, hayatları da tashih ederiz. Gereksizliklerden, anlamsızlıklardan soyutlarız.

Yazı ciddiyet taşımalı diyor. Bir şiir, bir fıkra da bu ciddiyeti; amaçlılıdı ve anlamlılıdı barındırmalı yuzunde diyor bu ayetler. Okuru, insanı ve toplumu etkiliyorsunuz. Etki alanınızla ilgili sorumluludunuzun bilincinde olun diyor.

Surekli ve yazarak yaşanası bir dunya ozlemi içinde bulunan bir edebiyatçının hayatının biçimlenişinde ilke ve edim bazında Kur’an’ı Kerim’in işlevi, hususiyetleri oz olarak nedir?

Yaşanası hayat ile yaşadıdı hayat arasında bir anlamda çarmıhtadır edebiyatçı. Daha otesi cennet/ adaletin tamamlandıdı, barış ve esenlik yurdu ozlemi de var…Çarmıhın gelecek tarafı daha gergindir yani. Ortada yazar. Ozel bir çarmıhı olan insan.

Bu gerilimin ustune bir de elçilik var. Hangi hayatın hayalini ulaştırmak istiyorsa onun elçisi olmak…

Allah’ın insan için duşledidi hayatı bedenmiş ve o hayali insanlarla paylaşmak için yazıyorsak, biz de elçiyiz. Gerçek elçilerin ozellikle atanmış olmasından farklı olarak, dodal yetenek ve kazanımlar toplumsal duyarlılıdı yukler. Bu yuzden yazan insan, duşunen ve duşuncelerini paylaşıma açan bir elçidir.

Şayet bu Kitab’a inanıyorsa da, sorumluluk bilincine çadıran bir soylemi topluma iletmesi istenmektedir kendisinden. Yetenedini kazanımlarıyla editip bu iletilerde kullanması gerektidi bilinciyle hem de…

Daha sorumludur diderlerinden farklı olarak.
Fakat edebiyat dunyasında yaygın anlayışla çelişiyor bu duşunce. Bir ikilem var. Oteden beri sanatçıların/edebiyatçıların “ustun” yeteneklerinden dolayı sorumsuz ve gelişiguzel bir yaşamı yaşamada mazur gorulmeleri gerektidi ve oyle yaşamadıkça uretemeyecekleri inancı var. Oysa ustunludun sadece sorumluludu artıran bir bela/denenme oldudu bilincini de verir Kitap.

Suruklenen olsaydı eder tamamdı. Ne hali varsa gorsundu. Fakat surukleyen olmanın bedeli çok daha başka. Ustelik, bir manevrasıyla kalabalıkları surundurecek bir araç olan edebiyatı ellerinde boylesine maharetle tutuyorken…
Toplumu nereye surukluyor? Ynsanı nereye çadırıyor? Bunları hesaba katmadan yazamamalı. Yazarsa gider. Kendisi de yazdıkları da…Nereye oldudunu ben soylemeyecedim. Kendi adıma da korkuyorum. Surukluyor oldudu pişmanlıklara tek başına diledidi kadar gidebilir insan. Ancak kalabalıklara seslenirken boylesine sorumsuz davranamaz.

Sorumluluk bilincinin bir temkin oldudu ve kalemi rahat bırakmadıdı duşunulebilir. Kalemin ozgurludunu kısıtladıdı…Fakat Birlik inancının asıl ozgurluk, insanı kendisine olan tutukluludundan bile kurtaracak gerçek bir ozgurluk oldudu duşunulurse, ozgurluk sandıdımız tutukevlerinden feraha çıkabiliriz duşunurken ve yazarken.

Yaşadıklarını yazmalı insan. Ama ne var ki o da hayalindekine asla erişemeyecek sıradan bir insandır. Her ustun yetenedinin altında da bir yeteneksizlik, bir guçsuzluk olabilir…Bu durumda, yaşayamadıklarından fakat aslında hep birlikte yaşamak istediklerinden, hayalledidi, amaçladıdı bir insandan, hayattan bahsettidini samimiyetle ifade ederek, okurunu, yazınlarını yaşamından badımsız dederlendirebilme konusunda aydın tutmalıdır. Okurunu bilinçlendirmelidir.

Bu durumda populer, çokça tercih edilen urunler ortaya koymayabilir. Nitelikli olmanın kaderi olan; belki çok uzun vadede ve nihayet azınlık tarafından dederi anlaşılan bir şeyleri ortaya koyabilirse ne mutlu.

Surekli bir koşuşturmacanın içinde çırpındıdımız gundelik hayatımızda Kur’an’ı Kerim’i sıklıkla okuyor muyuz, okuyorsak daha çok hangi zamanlarda Kur’an’a vakit ayırıyoruz, Kur’an’la aşinalıdımız ne derecede?

Kuranla anlamı olan ve hayatı anlatan bir kitap olması açısından ilk tanıştıdım 18 yaşımdan bu yana surekli birlikteyim. O gunlere kadar da Yslami Turk Edebiyatı hocası olan bir baba ve Kuran’dan hiç ayrılamayan bir annenin evladı olmam buyuk lutuf. Bizim donemimizde Mehmet Yaşar Kandemir’in Gonul Doktoru kitabı vardı. Babam rahmetli “ Benim kızım da gonul doktoru olacak.” Derdi. Ozellikle anlamıyla tanıştıdım ilk gençlik yıllarından bu yana Kuran Yolculudu seminerlerini vermekte oldudum için okuma, yeniden yeniden duşunme ve duşuncelerimi guncelleyerek paylaşma konusunu diri tutabildidimi soyleyebilirim.

Gece okunuşunun çok daha dokunaklı oldudunu, bir ilahi cumleyi gecenin dinginlidinde çok daha içselleştirebilecedimizi soyler Kitab’ın kendisi. Muzzemmil gece okumalarından bahseder. Gece insanın dinginlikle okuyabildidi, derinleşebildidi her hangi bir zaman dilimi olarak ta anlaşılabilir…Karanlık olması gerekmez. Bazen gozunuzu karartır hayatın telaşesini bir surelidine kapı dışarı edersiniz. Çunku bu rest, yine o hayatın daha iyi olması adına yapılan bir eylemdir.

Geceden, onceden, bir anlamda çokları uyuyorken, yani olmuşken zihinsel anlamda diri olunabiliyorsa, yola çıkılabiliyorsa, gunduz hayatın cirit attıdı zamanlarda daha ileri bir noktaya varabilmek mumkun olur.

Peygamberimiz (sav), ‘Beni Hud suresi ihtiyarlattı’ der, bir hadisinde. Bizim yanılgan, beşeri varlıdımızın ozunu, mahiyetini, kimyasını donuşume udratacak bir ayet veya sure adı soylemeniz mumkun mu? Sizi etkileyen, hayatınızın donum noktası diyebilecediniz bir ayet veya sure adı soyler misiniz?

Mesut Abdullah’ı hatırlamamam mumkun dedil bu soruda. Ben Abdullah b.Mesut’ a, -sevgiyle selamlıyorum- oyle bir lakap koydum. Çunku ilahi cumlelere olan sevgimiz çok benzeşiyor ve biz onunla yakın arkadaşız. O her zaman der ki: “ Yşte bu ayet, guneşin dokundudu her yerden ve her şeyden daha guzel!” Fakat bunu her bir ayet için yeniden soyler. Yani karşılaştıdı her ayeti hepsinden daha guzel bulur. Ona hak veriyorum. Beni de bu guzel Kitap ihtiyarlatacak. Tek bir ayetin sorumluludunun bile başlı başına bir hayatı kapsayacak adırlıkta olması bakımından Hud 112 oladanustu bir ornek. Hayatı nasıl da oladan ve olması gerektidi gibi ozetliyor insanın gozu onunde…

Yine de en çok Yhlas suresinde O’nunla olan ayakustu tanışmadan sonra Enam suresinin, O’nu O’ndan tanımaya devam etmek, gittikçe guvenecek tek Dost olarak onunla uzun uzun birlikte olmanın kapısını açması bakımından ayrı bir dederi var. Araf ‘ta ise onunla hayata adım atmak guzel. Hangisini soylesem hepsi ayrı bir hayat dederi oldudu için şaşkınlıkla dolaşırım Kitap içinde ben. Bu şaşkınlıdım en çok guven duydudum mekan olmasıyla ilgili tabi.

Tekvir suresindeki soru çok yaralar. Sık sık sorarım kendime, toplumuma…” Nereye gidiyorsun?” Yanılgılarımdan dondurur beni diye…

Yfadelendirmek isteseniz Kur’an’da anlatılan hepimizin bildidi Yusuf ile Zuleyha kıssası hakkında hikmet ve anlam açısından ne soylersiniz?

Bu konuda hem seminer metinlerim hem de onlardan bir kitap oluşturma hazırlıklarım var. Fakat kısaca belki bu oykude yaşanana, “Aşkın Z hali “ demek geldi içimden. Yani başa gelebilecek en son, en zor hali…

Zaten cinsiyet ayrımcılıdından insan konumunu hala tam anlamıyla alamamış bir varlıdın, ustelik bir de evli iken bir aşka duşmesinin konu edinildidi bu oyku için soyleyecedim çok şey var. Belki boyle, her şeyin mumkun olabilecedi, imkansızın imkan bulabilecedi bir çetrefillilikle hayatı tanıtıyor. Buyuk duşmelerin buyuk kalkmalara neden olabilecedini soyluyor. Ya da egemen olmaktan dolayı iffetsizlidi hep mazur gorulen erkede once sen Yusuf olmalısın diyor. “Namusun benden sorulur “ diye kadını baskılamaktansa kendi namusunu sorgulaması isteniyor. Bitmez ki…

Edebiyatçı kimlidini haiz bir yazar, edebi eserinin mayasını, ozunu, mahiyetini Kur’an’ın hangi yonuyle yodurur, sanatının malzemesini çatarken Kur’an’da yer alan hangi kavramları esas alır?

Amaçsız yaşamamayı, amaçsız yazmamayı odutler Kitap. Amacın evrensel ahlaki dederleri yaşamak ve yaşatmak oldudunu bildirir. Bunun için insanı disipline edecek rituelleri onerir. Hepsi için guç yettidince kaydını koyması insanı çok iyi tanımasındandır.

Boyle olunca edebiyatçı da O nasıl bir insan ve hayat inşa etmiş ve ederken hangi malzemeleri kullanmışsa onları takip etmeli. Ana ve dedişmez kavramları temel direklerde kullanırken, dedişebilen ve donuşebilen konularda gunun anlayışını kavrayan biri olma ve yaşayan dili kullanabilme maharetiyle, yaşanması gereken hayatın hayalini gerçek kılmalı yazılarıyla…

Barışın, her anlamda doygunluk ve dinginlidin/sekine nin inişine katkısı olacak her deder, o dederin yapıtaşları olan her kavram var bunun içinde. Dosdodru yazmalı.

Sozgelimi eşitsizlidin ustune, adaletsizlidin ustune kurulmuş bir dunyayı sarsacak ve nedense hep bir başkaldırıya varacak soylemler olacaktır bunlar…Her zaman guçsuzun yanından seslenmeli. Asıl gucun haklılık oldudunu, haksız gucu guç olarak tanımayacadını, mutluludun ve insanca yaşamanın ayrımsız her insanın hakkı oldudu gibi konuları oncelemeli. Belki de halkına aslında çok guçlu oldudunu fakat gucunun farkındalıdında olmadıdını bildirmeli. Kuran bunlarla yuklu bir Kitap. En yuce guç; Hakk her zaman halkın yanından sesleniyor…Onları kendine ve evrene uyandırıyor…Dolayısıyla halkına sahip çıkmayan bir yazar, kendini ustun goren bir yazar duşunemiyorum.

Kur’an bir edebiyat dedil hayat kitabıdır oncelikle. Yşin teknik tarafı bir yana bir çodumuzun yaşantı-tecrube veya ilim-amel ya da soz-duşunce-davranış butunludunu kurma noktasında temel zaaflarımız var. Yslam dunyasının bugunku siyasi, iktisadi, toplumsal ve kulturel durumunu goz onunde bulundurdudunuzda biz edebiyatçılar meselenin daha çok ‘edebiyat yapma’ yerinde mi takılı kalıyoruz, edebi tekniklerin hayatla olan badsızlıdını, kopukludunu duşunursek inanç-eylem birliktelidinde yaşadıdımız sorunlar edebiyatın sadece ‘edebiyat’ için yapıldıdı anlamına gelmiyor mu? Tamamen dunyevi bir udraş mıdır edebiyat? Edebiyatçının manevi tekamulunde hiç mi katkısı yok? Bu konuda neler soylemek istersiniz?

Kuranla birlikte olan bir edebiyatçının bu edebiyat, -yani yaparken varlıdını en çok duyumsadıdı, haz aldıdı yazma eylemi- bile olsa hiçbir aracı amaçlaştırmaması gerektidini duşunurum.
Bir de toplumsal duyarlılık adına, hayatın boyle gelmiş boyle gitmemesi adına yapılması gereken o kadar acil şeyler, yazılması, dillendirilmesi gereken o kadar onemli konular var ki, hayattan kopuk salt duygusal akışlarınızı keyf içinde paylaşacak zamanınız yok.

Hayat orda oyle geçip gitmemeli. Kaleminiz onun onune geçmeli ve hayatı peşine duşurmeli. Bu potansiyel de Kuran’da mevcut. Onu izleyen bir kalemin oyle olması, hayatın oncusu olması beklenir. Fakat bu oncu soylemlerini oncelikle kendisi yapıyor mu? Yapmıyor belki. Yapamıyor. Kimse yapamayacak tam anlamıyla. Ama içtenlikle yapma yolunda, çabasında olacak.

Kuran ustune çok konuşup, çok yazdıdım zamanlarda içimden bir inleme yukselir içimden. Kimse duymaz. Gerçekten bir iniltidir. Acıdır. O da şu: “Keşke konuşabildidim ve yazabildidim kadar guzel de yaşayabilseydim….” Belki bu ozetler sorunuzun cevabını.

Mustafa Celep sordu

Ayşe Şener yanıtladı

Paylaş
Sonraki İçerikHEP BiR YOL HALi UZERE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here