Köprüler | Barış Kavas | Hayatın İçinden

0
420

BARIŞ KAVAS

KÖPRÜLER

Newton kendisini sonsuz bir denizin kıyısında kum tanesiyle uğraşan bir çocuk olarak görür. Biz bu sonsuz yaratılışın küçük cılız zayıf seyircileriyiz. Ömrümüz kainatın yaratılışına kıyasla anlık bir parıldama sadece. Anlık bir ışıltı. Ama buna rağmen ne büyük acılar çekiyoruz değil mi, kimimiz acı çekme mertebesine bile ulaşamıyor acı çektiriyorlar. Enteresan. Çok enteresan.

İnsanın varoluşu sürekli bir oluştur. İnsan her an bir şeyler olmaktadır. İnsan kendi varoluşunu kendisi inşa eder. Buraya kadar varoluşçu felsefe bizi getirir. Ama bundan sonrasına bizi geçirecek tek şey aşktır.

İnsanın hakikati arayışında; içsel yolculukta zihin-kalb ayrımı son derece belirleyicidir. Tüm mücadele zihinden kalbe hicret edebilme mücadelesidir. Zihin Allahualem nefsi emmareye tekamül eder. Emmareyi emreden olarak aldığımızda da emre iş faaliyet anlamını verdiğimizde de aynı sonuca ulaşırız. Zihin sürekli talepkâr, sürekli gevezedir. “Nefis kötülüğü emreder, Rabbimin merhamet etmesi hariç” buyruluyor ayet-i kerimede. Rabbimin Merhameti kalp, kötülüğü emreden, çirkinliği emreden nefsi emmare zihni işaret ediyor. “Ben yerlere ve göklere sığmam mümin kulumun kalbine sığarım” hadis-i kutsisi ise hakikati arayan arayıcı için ufuk çizgisini işaret ediyor.

Bir ömrümüz var. Sadece bir ömrümüz var. Bu ömrü neyle dolduruyoruz bu çok önemli. Tercih ve sorumluluk burada devreye giriyor. Başlangıçtaki çok narin bir karar anı yolculuğu başlatıyor. Tekamül nasibimizi aradığımız bu dünyada, nasibimizi kaderimiz belirliyor. Başlagıçtaki karar anı dahil tüm bu serüvende bütün her şeyimiz Allah’a kalmış. Hidayet eden O saptıran da O. Kalplerimizi evirip çeviren O.

Ben gerçek entelektüelin “Allah’ın rahmetine set çeken her şeyin def’i” yolunda çaba gösteren insan olduğuna hep inandım. Bizim büyük mütefekkirlerimizde bu vardır. Tahrir Vazifeleri, Müslümanca Düşünmeye Giriş, Vakti Kuşanmak… Öncesinde Necip Fazıl‘da zaten bu saik;  “Allah’ın rahmetine set çeken her şeyin defi” yolunda çaba adeta kırmızı büyük alevlerle fokurdayan bir ateş nehri gibidir. Buna başta Çile şiiri sonrasında bütün bir külliyatı şahitlik eder.

Tüm bu naif sinema yazılarıma sonrasında yine iç acılar yazılarıma rağmen İslamcı bir düşünce damarına yaslanıyorum, tek derdim dikkatimi Kur’an-ı Kerim’de sabitlemektir. Kur’an-ı Kerim’de sabitlenmek muhteşem yüksekliklere ulaşmaktır. İbrahim Süresindeki “Kökü sabit dalları göklerde bir ağaç” tasviri yüreğe işleyicidir.

Yalnızlık tüm serüven boyunca merkezi kavramlardan biridir. İki tür yalnızlıktan bahsedebiliriz. Maruz kalınmış yalnızlık ve tercih edilmiş yalnızlık. Maruz kalınmış yalnızlık insanı yakar, insanı acıtır. Tercih edilmiş yalnızlıkta ise iklim daha ılımandır. Fakat tercih edilmiş yalnızlıkta dahi maruz kalınmış yalnızlıktan armağan bir yangın, bir burukluk vardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here