Kırık Zamanlar’da Hikaye Yazmak | Mustafa Nurullah Celep | Bir Hikayeden

0
504

Mustafa Nurullah Celep

KIRIK ZAMANLAR’DA HİKÂYE YAZMAK

[ Eleştirel Bir Yorum Denemesi ]

Müslüman kadın hikâye yazarları arasında Selvigül Kandoğmuş Şahin, Gülendamın Renkleri’nen Kırık Zamanlar’a kitaplarıyla, mesele taşıyıcı hikâye dünyasıyla artık, hikâye dilini, anlatım üslubunu ve edebi sesini bulmuş bir anlatıcıdır. 4. Hikâye kitabı Kırık Zamanlar’da bu edebi seslerin, hayat mücadelesi veren kadınların ve zulme uğramış hikâye kişilerinin, hidayete ermiş Müslüman bireyin iç dünyasından yankılar aktararak biçimlenip anlatı diline yansıtıldığını görüyoruz.

Biz bu yazımızda zulüm coğrafyasından aktarılan edebi sesin biçimsel ve tematik hususiyetlerine değineceğiz kısaca. Ola ki bu yazımız, yeni kuşak hikâye anlatıcılarının kendi içinde devinip duran, kendine kapaklanmış benöyküsel anlatım dilinin dış dünyaya yönelmeleri yönünde açımlayıcı, açılım getirici, sarsıcı ve kuşatıcı bir bakış getirsin.

Benöyküsel veyahut bencil öykü? Temel soru şudur: Müslüman coğrafyaya yönelik emperyalist saldırıların artık Avrupa’nın kalbini de vurduğu bir dünya zemininde benöyküsel, benlikçi, bencil hikâyelerin geçerliliği nedir, sadra şifa mı?

Kırık Zamanlar’ın tematik öğeleri: 1- Dış dünya ilgisi

Duyarlılık temelinde işleyen hikâyeleri var Şahin’in. Bu yazınsal temelin dış cepheye, dışımızda cereyan eden olaylara tekabül eden tarafları var. Oldukça güçlü düşünsel beslenmelerle tahkim kılınmış ve İslami okumalarla harcı karılmış sağlam bir temeldir bu. Bu temelin nirengi noktasını, dışımızdaki dünyada, Müslüman coğrafyalarda akan kanla ve işlenen zulümle sürekli kanayan bir vicdan ve yürek burkulmaları oluşturur. Burada mütedeyyin bir kadın yazar olarak Şahin, 80’li yılların duyarlıklı Müslüman aydınların dünyasından ve duygu-düşünce haritasından doğru biçimleyerek geliştirir bakışını, projeksiyonunu hassasiyet temeli üzerinden yansıtır. Şahin’in hikâye anlatılarını bu minvalde değerlendirmek gerekir. Bu anlamıyla 80’li ve 90’lı yılların deneysel biçim deformasyonlarına kalemi daima kapalı kalacaktır. Çünkü onun bu tür biçim oyunlarıyla kaybedecek zamanı yoktur. Zaman İnsanı Aşan Kan’ın hükümferma olduğu çağdır da ondan.

Biçim ve yapı hususiyetleri vakit kaybıdır ve acilen Mavi Marmara’nın, Furkan’ın hikâyesi, destansı şehit düşürülüşünün olayı dokunaklı bir dille aktarılması gerekir.

‘‘Şehadet Şerbeti’ne son saatler inşallah! Var mıdır acaba daha güzel bir şey? Varsa o da sadece annemdir. Ama ondan ben de emin değilim, kıyasları çok zor… Salon büyük oranda boşaldı. Şu ana kadar olmayan ciddiyet, bir anda herkesi kapladı.’’ (s.21)

Temel ikinci soru şudur: Mavi Marmara’nın hikâyesi yazıldı mı? Gencinden yaşlısına modern öykü sanatının teknik hususiyetlerine kafa yoran öykücü taifesi, Mavi Marmara’nın neresine tekabül eder, mesela bu sorulmadı.

Mavi Marmara’nın Furkan özelinde hikâyesi yazıldı. ‘Furkan… Akarken…’ başlıklı Kırık Zamanlar’da yer alan hikâye, Melahat Teyzenin duyarlıklı dünyasından duygulu-dokunaklı bir söyleyişle Selvigül Kandoğmuş Şahin tarafından yazıldı. Günaydın.

Üçüncü kanırtıcı soru şudur: Mısır ayaklanması vuku bulurken Modern Öykü Sanatının yerli büyük ustaları hangi bir dünyada, benliklerinin hangi katmanında yaşıyorlardı?

Esma özelinde Mısır ayaklanmasının hikâyesi de yazıldı. İyi Günler.

‘Esma’nın Göğsünden Uçan Kuşlar’, hikâye diline aktarıldı, ebediyete uğurlandı, ölümsüz bir kimliğe kavuştu.

Türkiye’den bir hikâye yazarı Esma’nın hikâyesini yazdı, Türk edebiyatına kazandırdı.

Kısaca vurucu cümlelerle aktarmaya çalıştığımız Kırık Zamanlar’ın tematik en temel özelliği de ‘dış dünya ilgisi’ oluyor bu durumda.

Zulmün, savaşların, entrikaların, cinayetler çağının 21. Sayfasında kafalarını kuma gömmekte pek yetenekli öykü yazarlarına sessiz sedasız bir ders verildi…

Kırık Zamanlar’ın tematik öğeleri: 2 – El Hadi İsminin yansımaları

Kırık Zamanlar’ın ikinci bölümü olan Zülâl’in Gözleri Siyah hikâyelerine Risale Estetiği penceresinden bakmaktan yanayım. Metinlerde başını örten, başörtüsü mücadelesi veren ve hidayetle tanışan hikâye kişileri Yüce Yaratıcının El-Hadi İsminin iç menfezlerde yankısını bulan içrek bir yansıması oluyorlar. Hikaye anlatıcısı Şahin, ‘değişim-dönüşüm hikayesi’ diyebileceğimiz bir tutumla iç duygu durumlarına dayalı olarak metamorfoz aşılı bir anlatı kurar, kuruluşun tasarımının duygu eksenli ve duygulanımlardaki değişime dayandığını söylemek mümkündür. Kâinattaki her bir olayın, olgunun, oluşumun, hal ve şartların Yüce İsimlerin birer aksi-yansıması olduğunu düşünürsek, hikâyelere, hikâye kişilerinin tecrübe ettiği başkalaşım hallerine Risale Estetiği bakış açısından bakmakta yanılmayız.

Şahin’in üçüncü hikâye kitabı Savrulan’da da tanık olduğumuz Başörtüsü hikâyelerinin ve 28 Şubat döneminden aktarılan mücadeleci veyahut zulme maruz kalmış kadın öznelerin mağduriyet durumlarına ilişkin anlatıların izleksel olarak Kırık Zamanlar’da da devam ettiğini söylemek mümkündür.

‘‘Uzun kara saçlarımı ör anne. Bana namaz surelerini tane tane oku anne. ‘Amener Rasûlü’’yü her gece okuyalım, ezberleyelim. Seninle uzun gecelere yolculuğa çıkar gibi, el ele tutuşup çayırlara yürüyelim anne. Gürül gürül akan ırmaklara yürüyelim, kavakların, salkım söğütlerin gölgeliklerine yürüyelim’’ (s.89)

Dördüncü temel ve kışkırtıcı sorumuz da şu veçhede şekilleniyor: 28 Şubat’ın hikâyesi yazıldı mı?

28 Şubat’ın hikâyesi Şahin’in üçüncü kitabından bugüne yazılıyor. Açık bir zihin ve anlayış dilerim.

Kırık Zamanlar’ın tematik öğeleri: 3 – Modern Dünya Eleştirisi

Kırık Zamanlar’ın ikinci bölümü, modern dünyaya, modern dünya içinde benliğinden uzaklaşmış ‘çıkmazda modern insan’a, kadınların mücadeleleriyle aşk ayrılıklarına, inancı gereği başörtüsünü takınan kadınların fakülte kapılarından dönmelerine ve hayal kırıklıklarına, modern hayata yönelik yaşadıkları uyum sorunlarına dair lirik ve etkileyici şiirselliklerle söyleyiş-anlatış biçiminin şekillendiği dokunaklı hikâyelerden oluşur.

Bu hikâyeler içinde ‘Asansör’ hikâyesinin, geleneğin dünyasını yenileştirici tutumu ve bu günün dünyasına taşıyıcı tavrıyla ayırt edici bir yönünün olduğunu ifade etmek istiyorum.

‘Asansör’ün ayırt edici öne çıkan en belirgin özelliği, mesel unsurunu ( eski bir meseli ) yeni hikâye diline dönüştürmesindeki ustalıklı başarısıdır. Asansör’le Şahin, kıssaların hikmetamiz-ibret verici yönlerinin bugünün modern figürleriyle içeriğini ve kişi kadrosunu yenileyerek oldukça öğretici bir çalışma ortaya koyduğunu söylemek mümkündür. Mağarada tıkılı kalmış kişilerin maruz kaldıkları acziyetin itkisiyle Allah’a yakarışları, Peygamberimizin hadis- i şeriflerinde ve daha birçok rivayetlerde konu edilip anlatılır. Şahin’in modern hikâye sanatında gerçekleştirdiği ise bu sık anlatılan kıssayı günümüz hikâye ortamına ve modern dünyaya aktarması ve yenileştirmesidir. Günümüz şehir ortamında bir asansör katında elektriğin kesilmesiyle mahsur kalan hikâye kişilerinin pişmanlıkları ve acziyet durumları, yakarışları ve dualarıyla günümüz hikâye okuru, Türk edebiyatında eski bir meselin yeni çehresiyle karşılaşır. Böylece eski bir mesel yenilenerek Hikâye Atlasına yeni bir ilmek atılır. Asansör’ün bu güne bakan penceresi de var: Kıssaların evreninden modern dünyaya açılan, daha doğru bir deyişle, modern dünyadan geleceğin evrenine oldukça düşündürücü bir bakış getirilir. Yeni Kuşak hikâye yazarlarının da bu metni dikkatle okuyup kendi hikâye atlaslarına yeni dersler çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Aynı zamanda söz konusu metni, fantastiğin suya sabuna dokunmayan ( yani bir şeye, bir meseleye değinmeyen anlamında ) alegorik ve çıkışsız metinler-metinsiler üreten Post Öykücülerin rikkatle-incelikle tetkik etmelerinde bir fayda görüyorum. ‘‘Dönüş O’nadır ve O ne güzel vekildir’’ hükmü ilahiye göndermeleriyle Asansör’ün üzerinde ne kadar durulsa azdır.

Bu vesileyle, geleneksel mesel dünyasından fantastik öğeler aktarmak isteyen estetikçi, yararsız, steril, elitist Post Öykücülerin karşısında, tavır alan bir yazar olarak Şahin’i bu hikayesi ve değerli kitabı için içtenlikle ve açık yüreklilikle tebrik ediyorum.

Bu satırların yazarı olarak, bizi yani hikâye okuyucularını düşündürmeyen, ‘‘bizi biz yapan’’ hikâyelerden uzak bir anlayışla edebiyatı bir oyun ve oyalanma alanı, teknik bir hüner gösterisi haline getiren modern ve postmodern tüm cambazlıklara ve öyküsel sirk oyunlarına oldukça mesafeli olduğumu beyan etmek isterim.

Kırık Zamanlar’a eleştirel dipnotlar

Bu gerekli olduğuna inandığım eleştirel ifadelerden sonra, Kırık Zamanlar’da, Şahin’in hikâye eksenini de göz önünde bulundurarak bir iki notumu paylaşmak, sarahatimin nişanesi olsun.

Şahin’in, bizce kitabın kusuru olarak, Kırık Zamanlar’a dair düşülecek ilk şerh ve dipnot, bu hikâyelerin deneme diline ağırlıkla yöneldiğidir. Şahin’in denemeci yönünün olduğunu biliyoruz. Şahin, Kırık Zamanlar’da, bize göre anlatım ağırlıklı bir tutumla anlatma iştiyakına yönelmek yerine, şiiriyetin dil ve imkânlarını kullanarak söyleme’yi tercih etmiştir. Bu yazı sınırları içinde anlatma esasının baskın olduğu yerleri tespit etmeye çalıştık, Şahin bu kitabında söyleme’nin, söylemsel alanın fikir ittihaz eden yönüne yöneliyor. Şahin’in bir hikâyeci olduğunu, anlatmayı esas alması gerektiği unutmaması gerekiyor. Ayrıca Şahin’in dördüncü kitabına gelirkenki süreci göz önünde bulundurduğumuzda, deneme dilinin söylemsel inşa alanını kullanmak yerine, Türkiye’nin hayatından, insan manzaralarından hikâyeler aktarmasını, hikâyeciliğinin sıhhatli adımlarla yürümesi adına zorunlu bir gereklilik olarak görüyorum.

Şahin’in Ortadoğu dünyasını açılmasını, hikâyelerindeki dışa dönük ilgiyi ve dışımızdaki dünyaları, hayatları anlatma girişimini çok olumlu bulmakla birlikte, Şahin’in Türkiye’de yaşayan bir hikâyeci olarak, buralardaki fokurdayan-kaynaşan insan hikâyelerine, bu topraklara, bu topraklar insanının dramatik hayat serüvenlerine odaklanılmasını daha dikkate değer görüyorum. Yönelecek olan bu hikâye dikkatinin, Türk Hikâyeciliğindeki iç çıkmazlara, yersiz-yurtsuz yönsemelere, kıstırılmış bunalım hikâyelerine, anlamsızın ve saçmanın fantastik kurgularla denendiği metinlere/metinimsilere yer veren birey eksenli hikâye yazarlarının yararsız ve çıkışsız girişimleri karşısında, çok daha insani değerleri içinde/bünyesinde barındıran, meseleci yönü ağır basan bir hikâye damarı olacağına inanıyorum.

Şahin’in bundan sonraki süreçte, hayatın/Türkiye’deki hayatın mıntıkalarında mücadele veren dinamik hikâyeler yazacağını umuyorum. Bunun, bu durumun modern öykü çıkmazına saplanmış Günümüz Hikâyeciliği için de bir sıhhat ve çıkış kapısı olacağını, hatta hatta yürünmesi gereken ciddi bir hikâye akarı oluşturacağını düşünüyorum.

Hikâyeci anlatsın, biz bu hayat koridorunda hangi kapının bizi selamete eriştireceğine dair düşünüp ibret alalım.

Hikâyeci yazsın, biz düşünelim.

Oyundan ötede, sahicilikle…

 {Eleştiri Haber}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here