”Kendimi vatanıma, milletime karşı sorumlu ve borçlu hissettim.” | Söyleşi | Bünyamin Gürel

0
535
Şair-Tiyatro Yazarı Bünyamin Gürel

{Şair – Tiyatro Yazarı Bünyamin Gürel ile Yeni Şafak gazetesinde bir kısmı yayınlanan söyleşinin tamamını yayınlıyoruz…Sayın Gürel’i eserlerinden dolayı tebrik eder, başarılarının devamını dileriz…Eleştiri Haber}

1.15 Temmuzu ele alan iki eser yazdınız. Biri tiyatro türünde, diğeri ise destan türünde… Ölümsüz adlı tiyatro eserinizde Çanakkale ve 15 Temmuzu birleştirdiniz. Öncelikle Çanakkale Destanı ve 15 Temmuz’u aynı oyunda buluşturmak fikri nasıl doğdu?

Çanakkale Zaferinin 100. yıl kutlamaları münasebetiyle  2015’te “Bir Nusrat Hikayesi” adlı oyunu yazmıştım. Aradan çok geçmedi ki 15 Temmuz işgal gecesini yaşadık. Şanlı milletimiz imanından gelen ferasetiyle bunun bir işgal girişimi olduğunu anlayarak hızla sokaklara döküldü. Gövdesini uçaklara, tanklara, hain kurşunlara siper etti. Vatan için can verdi, şehit oldu, gazi oldu. Çanakkale’deki kahraman dedelerine layık torunlar olduğunu ispatladı. Adeta zamanla yarışarak dünyada eşi benzeri görülmemiş bir kahramanlık destanı yazdı.

Evet o uzun ve karanlık 15 Temmuz gecesi hepimiz sokaktaydık.

20 yıldır şiir sanatına emek vermiş bir şair olarak, kendime şunu sordum: ” Eğer böyle şanlı bir direnişi dizelere dökemeyeceksen neyi yazmayı umuyorsun Bünyamin?”  Kendimi vatanıma, milletime karşı sorumlu ve borçlu hissettim. Ferdi olmaktan onur duyduğum milletimin gösterdiği bu kahramanlığın canlı tanığı olarak bunu gücümün yettiğince edebiyata aktarmalıydım. İşte bu hislerle kahraman milletimize, şehit ve gazilerimize ithafen bir şiir yazmaya koyuldum ve  “15 Temmuz Destanı” adlı destan türündeki kitap böyle ortaya çıktı.

Bu süreçte yaşananların Çanakkale ile olan benzer yönlerini gördükçe de hayretim arttı. Mesela Nusrat Mayın Gemisinin Karanlık Liman’a mayınları döşeme hadisesi…  Biliyorsunuz, düşman gemileri fark etmesin diye Yüzbaşı Hakkı Bey, geminin ışıklarını söndürür, hatta gürültüyü azaltmak için motarların dakika devrini düşürüp sessizce boğazın sularında ilerleyerek döşer mayınları.  Sonra  o gece Sincan’a bakıyorsunuz. Halk direniş için Sincan’daki banliyö trenlerine hücum ediyor; ancak trenler F-16’ların hedefinde olduğu için  ışıklar söndürülerek Ankara’ya hareket ediliyor.

Bir tarafta Nusrat Mayın Gemisi; diğer tarafta Sincan’daki Banliyö trenleri… Bir tarafta Namazgah Tabyası’nda namazın hukukunu korumak için can veren Muharrem Çavuşlar; diğer  tarafta İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin süs havuzunda abdest alarak şehadete hazırlanan yiğitler… Bir tarafta Çanakkale Boğazı… Diğer tarafta Boğaz Köprüsü…

Muhabir haber yapıyor “halk korku içinde” diye…  Bunu duyan insanlarımız muhabire çıkışıyor: “Ne korkması kardeşim, burası 2. Çanakkale…”  Bu ve buna benzer nice hadiseler yaşandı o gece. Adeta Çanakkale ruhu bütün ülkeyi sarmış, yüz yıldır üzerine ölü toprağı örtülmüş Türk milletini şahlandırmıştı. Ben de Bir Nusrat Hikayesi adlı oyunumla  15 Temmuzu birleştirmeye bu süreçte karar verdim. Yeni sahneler  ve “15 Temmuz Destanı” adlı eserimden bölümler ekledim ve   “Ölümsüz -Çanakkale ve 15 Temmuz Destanı-” adlı tiyatro oyunu böylece ortaya çıktı.

  1. Ölümsüz adlı tiyatro eserinizin , içeriği ve kapsamından da bahsedebilir misin ?2. Şiirin gücüyle tiyatroyu buluşturduğumu zannediyorum.  Zaman ve mekanın iç içe geçtiği bir eser. Yaşanmış gerçek hikayeler…  Tıbbiyeliler, Nusrat Mayın Gemisi, Azman Dede, Üsteğmen Zahid, Namazgah Tabyası…  İşgal gecesi, köprüde yaşananlar,  günümüz Türkiyesini temsil eden Ali adlı gençle Çanakkale şehidi  dedenin  buluşması… Zaman ve mekan üstü bir anlatıcının bakış açısıyla iki farklı zamanın kahramanlarının aynı düzlemde buluşup karşılıklı konuşmaları. Bir tarafta Çanakkale şehitleri,  diğer tarafta 15 Temmuz Şehit ve Gazileri… E, birbirlerine söyleyecekleri var elbette…
  2. Oyun ve destan çalışmanız aynı zamanda kitaplaştırıldı. Seyirciye ve okuyucuya mesajınız nedir?

3- Evet. Gerek yazdığım destan, gerek tiyatro eserim “Okur Kitaplığı” tarafından basıldı. Kitapların yayınlanması sürecinde Okur Kitaplığı Genel Yayın Yönetmeni Ünsal Ünlü ile çok titiz ve verimli bir çalışma yürüttük . Birçok yayınevi kitap basımına ticari olarak yaklaştığı için maalesef tiyatro ve şiir türünde eser basmaya yanaşmıyor. Ancak Ünsal Bey, edebi niteliği önceleyen tutumuyla seçkin bir tavır sergiledi.  Keza Editörüm Mustafa Nurullah Celep’in  raporlarının beni cesaretlendirdiğini, yapmaya çalıştığım şeyi  fark edip ilk elden dile getirerek, bana doğru yolda olduğumu hissettirdiğini söylemeliyim.

Takdir okuyucunun, izleyicinin.  Eser, yazarın elinden çıktıktan sonra özgürdür. Biricik ve bağımsızdır. Yazara ihtiyaç duymadan kendi sözünü söyler. Önemli olan sözün kalpten çıkmasıdır. Hissetmediğim, içselleştirmediğim hiçbir şeyi yazmadım. Kalpten çıkan her söz kalbe ulaşır. Hele ki şehitlerimize, gazilerimize, kahraman milletimize ithaf edilen eserler yüzlerce yıl konuşur…

Seyircilere ve okuyuculara tarihimize bütüncül olarak bakmalarını salık veririm. Tarihi hadiseler bugünümüze ışık tutuyor. Büyük tarihi olayların içinden geçiyoruz. Uyanık olmalı, oyuna gelmemeliyiz. Bizim gidecek başka bir vatanımız yok. Siyası ayrışmazlıkları bir tarafa bırakarak birlik olmalıyız. Daha çok okumalı, daha çok öğrenmeye azmetmeli, daha çok üretmeli, hafızamızı  tazelemeli, medeniyetimizin köklerine inerek  ecdadımızı hakkıyla tanımaya çalışmalıyız. Yesevi’yi, Fuzuli’yi, Eşrefoğlu’nu,  Şeyh Galip’i, Gaybi ‘yi , Attar’ı , Mısri’yi, Efe’nin Divanını ve daha nice değerlerimizi yeniden ve yeniden okumalıyız.  Şeyh Galip gibi güzellik avcısı olmalıyız. Hep daha iyisini, güzelini üretmeye, elde etmeye gayret etmeliyiz. Geleneğe eklemlenemeyen hiçbir eser yaşayamaz.  Bu yüzden geleneği iyi öğrenmeliyiz.  Ancak geleneğe de saplanıp kalmamalıyız. Yeniliklere açık olmalıyız. Yenilik, güzelliği içinde barındırdığı ölçüde yenidir. Yeni olan her şey güzel değildir, ancak güzel olan her şey yenidir. Okuyormuş gibi davranmaktan vazgeçip gerçekten okumalıyız. Okuduklarımızı içselleştirebilmeliyiz, bunun için de önce kendimizi okumalıyız…  Sadece kendini okumayı başaranlar, aslında kendini anlatmaya çalışmaktan başka bir uğraşı olmayan yazarın eserine, dünyasına girebilir. 

  1. Bir de “15 Temmuz Destanı” adlı kitabınız var. Bu nasıl bir çalışma onu da özetleyebilir misiniz?

4. “15 Temmuz Destanı “  15 Temmuzu anlatan müstakil bir şiir kitabı, bir destan… Bildiğim kadarıyla da 15 Temmuzu destan türünde,  müstakil bir şiir kitabı  olarak ele alan ilk ve tek eser…

Öncelikle bana böyle bir eseri yazmayı lutfeden Rabbime sonsuz hamd ederim.

Dünya edebiyatında doğal destan sahibi milletler arasında ilk sıralardayız. Mesela edebiyat sahasında güçlü bir millet olan Fransızlar, doğal destanlarının azlığından dolayı hayıflanır. Milletimiz ise doğal destan yazmaya  binlerce yıldır aşina. Bunu 15 Temmuzda bir kez daha gördük.  Biz şairlere, yazarlara ise milletimizin sahada yaptığı destanı dizelere dökmek kalıyor.

Bünyamin Gürel

Kitap, yedi bölümden oluşuyor.  Yedi uzun şiir… Editörümün dediğine göre alışılagelmiş destan geleneğinin dışında, destanın içinde lirizmi arayışı bakımından bir ilk eser.

Lirik bir şairden  epik eserler vermesi  pek beklenmez. Ancak şuna da inanıyorum ki lirizmden beslenmeyen hiçbir anlatım güçlü olamaz. Bu hayat için de geçerlidir bana göre. Bu bağlamda Hz. Ali’nin “Vecdi olmayanın imanı olmaz.” sözünü  hatırlamanın tam da sırası.

Bizim medeniyetimiz aşkın, vecdin, şefkatin merkezde olduğu bir medeniyettir. Görkemli, destansı  ve  uzun solukludur. 15 Temmuz gecesi yaşananları sadece kahramanlık olarak görmüyorum. İmandan gelen aşkın, vecdin mücessem bir destanı olarak görüyorum.  Bu nedenle kitapta  vatanı “kan dökücü güzellikte bir sevgili” imgesiyle ele aldım; halkı ise onun için can vermeye hazır aşıklar…

Vatanı kuy-i dilaraya benzettim. Sevgilinin yaşadığı mahalleye…  Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk’ındaki Kalp Ülkesidir orası. Aşk Kalesidir.  Sevgilinin yurdunu canından aziz bilen ise ancak aşıktır. Kalp Ülkesinin akıncısıdır, Aşk Kalesinin  muhafızıdır o. Çünkü sevgili orada yaşamaktadır. Sevgilinin kılına zarar gelmesine aşık müsade eder mi? Canını verir de düşmanı sokmaz oraya…

Ölmeyen iki zümre vardır: Şehitler ve aşıklar… Şehitler ölmez, aşıklar ölmez…  Aslında her ikisi de birdir. Bir olalım, birlik olalım…

15 Temmuz Destanı Kitabından seçmeler…

 “neydi ki vatan

kûy-i dilârâdan özge

neydi ki varlık,

yokluktan gayrı…

var mıdır Dost’a götüren

aşktan, şefkatten başka bir yol söyle?

vuslat

tek Mutlak Varlık olan Dost’ta

yok olmak değil miydi?”

 

“sizler…

ezelde sevgiliye verdiği ahde sadık kalanlar

sizler ki hesaba sığmaz varlıklarını

ölümsüz bir çağrıda yok edenler

sizler ki varlıkta yokluk

yoklukta varlığın sırrına erenler

sizler ki

gümüş bedenlerini sabah rüzgarından önce hilale

batıranlar

sizler ki esmer gecelerde yıldız yıldız ışıyanlar

sizler ki dalga dalga bayrak

sizler ki

pusatsız

esrik

yalın ayak,

yürekte gam ve aşk kederi,

yürekte taş gibi ağır

vefasız bir sevgili taşıyanlar…”

 

“geçtik bir çırpıda ateş denizlerinin üzerinden

binip atımız Aşkar’a

ulaştık Kalp Diyarı’na

Aşkar at değil, bir semenderdi adeta

seherde dörtnala koşan atlılar gibi geçiyordu vakit

vakit ki vakitler içindeydi

yüzyıllar saatlerde gizliydi

yüzyıllar bir geceye sığmıştı”

 

“temmuzda incirler ballanırdı Aydın’da

zeytinler yağa batırılırdı

efeler efelenir

deliler dellenir

uslular uslanırdı

atalardan gelen gizli bir öğüttü hepimizin bildiği

öyle rastgele sokağa çıkılmazdı

ancak söz konusuysa vatan

deliler uslanır

uslular dellenirdi…

yaşlı, çocuk, genç, kadın

bir mahzun millet

tepeden tırnağa

bir ordu kesilirdi.

kazan kaldırırdı Kahraman Kazan’lılar

zulme, kahpeliğe…”

“temmuzun on beşinde

hayal gündüzünde

hakikat gecesinde

ters yüz oldu felek

eflak içinde

 

içini gördüm alemin

mahşer ki mahşer…

ben alemde değilim

alem benim içimde

 

kalem ferman etti çektim kılıcımı

kılıç kanlar içinde

bir yar sevdim edalı

bin bir fitne yüzünde”

 

“Kazan’da harmanlar tutuşmuş yanıyor

yiğitler harmanı

kim tutar sekiz bin kanatlı Kazan’ın Anka’sını

Sincan’da banliyö trenleri karartmış ışıklarını

münafık gözler göremesin diye Aşkar’ın toynaklarını.

Nusrat da karartmıştı Çanakkale Boğazı’nda

bir vakitler –hatırlarsan-

kafirin nazarından ışıklarını

Karanlık Liman’ın orda

sahile paralel

iki sıra halinde

yüz metre derinliğe

dört buçuk metre arayla

döşemişti mayınlarını”

 

-biz kim miyiz?

biz, insanlığı iki dünya saadetine kavuşturmayı en büyük ideali bilmiş bir medeniyetin çocuklarıydık ve

hep bunun rüyasıyla yaşadık. Belki de yaptıklarımızın rüya sanılması bu yüzdendir.-

 

-biz kim miyiz?

Aşk Kalesi’nin muhafızlarıyız…

Kalp Ülkesi’nin akıncıları..

ta ki aşkın, güzellik;

güzelliğin ise aşktan başkası olmadığı

iyice anlaşılsın bu alemde.

İkilikler kalksın aradan

senlik benlik davası gütmesin bu güzelim dünyada kimse…

kim ki bu davayı güder, bizden değildir o

kim ki göz diker aşk kalesine, kalp ülkesine

cevabını çok sert alır biline!

delil mi istersin?

bak Çanakkale’ye

Sakarya’ya

Yemen’e

Galiçya’ya

Kut’ül Amare’ye

Gazze’ye

Trablusgarp’a

Sarıkamış’a

Medine’ye

bak 15 Temmuz gecesine….”

 

“halis sevgi bu değil midir Ömer’im

yok etmek değil midir varlığını sevdiğinde?

ey aşka er olan

‘bir hilal uğruna ey

güneşini batıran’

 

-batıyor sanma güneşimi

hilalle devir teslim yaptık biz

can güneşini hediye ettik sevgiliye

o da bize hilali verdi

hilal doğacak

karanlıkları boğan bir hilal

önce kıpkızıl güllerle sarmaş dolaş

sonra nurlar saçan bir hilal.

haydi indirin yetiyorsa gücünüz gökten hilalimizi!

söküp atın yetiyorsa gücünüz

kalbimizden hilalin sevgisini!”

 

“ölüm, saklı bir su kaynağıydı

yarin avucunda gizlediği

yardan gayrısının sunduğu suya kanmadın

vardın Kuy-i dilaraya

“bir içim su diyerek”

uzattın dudaklarını kevsere

bir içimlik su için

su bahane be kardeşım

bilirim,

yari görmektir derdin.”

 

“salalar okunuyor sevdiğim kalk, uyan

salalar okunuyor Türkiye’m, haydi kalk uyan

İsrafil’in kalk borusunun sesi mi

bu okunan salalar, ezanlar

dirilişin çağrısı mı

üzerine ölü toprağı örtülmüş milletimin

şehitlerin salası mı

yoksa çağrısı mı şehadetin?”

http://www.yenisafak.com/hayat/canakkale-neyse15-temmuz-odur-2758336

http://www.kitapyurdu.com/yazar/bunyamin-gurel/195440.html

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here