Kemal Tahir’in Esir Şehrin İnsanları Adlı Eserinde Batı(lı) İmgesi | Bir İmgebilim İncelemesi | Burçin Aşureciler Yazdı…

0
885

BURÇİN AŞURECİLER

Kemal Tahir’in Esir Şehrin İnsanları Adlı Eserinde Batı(lı) İmgesi İncelemesi

Özet

Bu çalışmada imgebilim bağlamında Kemal Tahir’in ‘’Esir Şehrin İnsanları’’ adlı eserinde Batılı imgeleri işlenecektir. İşgal yıllarında Batı’ya bakış, bu bakışın benliğimize etkisi ve ortaya çıkan Batılı, gâvur gibi yakıştırmaların nereden geldiği gibi birçok soruya cevap arayacağız. Eserin hitap ettiği kitle Türk halkıdır. Yazar kitlesine hitap şeklini anlaşılır, sade bir dil ile güçlü kılmıştır. Yazarın da Türk olması, aynı toplumda ve o dönemde yaşamış olması yazardan okura bir yol olmuş, okurun eseri daha iyi anlamasını ve yorumlamasını sağlamıştır. Bu çalışmanın amacı önyargı ve kalıp yargıları nedenlerini arayarak, imgebilim ve karşılaştırmalı edebiyat bağlamınca inceleyerek açıklamaya çalışmaktır. Eserin dönemine ilişkin olarak XX. yüzyıl,  I. Dünya Savaşı yeni bitmiş, Kurtuluş Savaşı başlamak üzere diyebiliriz. Eser XX. yüzyıl insanı psikolojisi üzerine de birçok bilgi vermektedir. İnsanlar savaştan bitkin düşmüş ve bir tanesine daha hazır değilken diğer yandan yabancıların kölesi olmaktansa savaşmayı yeğleyecek duruma gelmişlerdir. Kısacası dönem ötekine karşı iyi ya da kötü bir önyargı oluşturmak için çok uygun bir dönemdir.

Giriş

‘’Genel tanımı ile imge, bilinçaltının istemli ya da istemsiz olarak belirli çağrışımlar ile dışa vurumu olarak tanımlanabilir. Yazar eserine yerleştirdiği imgeler ile okuruna kendi toplumunun siyasi, sosyal ve kültürel tablosunu sunar. Yazar öznel bir doğrunun sembolik ifadesi olan imgeyi yaratır.’’ (Ulağlı, 2006, s.4)

‘’XX. yüzyılın başlarında Freud’un, bireyin davranış ve düşünüş tutumlarını etkileyen bilinçaltındaki bastırılmış dürtüler olduğunu varsayan, psikanalist yaklaşımında kullanılan imge incelemesi kuramından esinlenen imgebilim kuramı, adını Latince’de imaj anlamına gelen İmago ve bilim anlamına gelen Logos kelimelerinden alır.’’ (Ulağlı, 2006, s.23)

Buradan hareketle imgenin oluşumunda çeşitli tarihi, sosyolojik ve kültürel etkiler ön plandadır ancak en önemli unsur bireydeki öteki merakı ve ön yargıların etkisidir. Bu önyargılar ve dış dünyanın uyaranları yazarı etkiler, araştırmaya yöneltir ve kalıp yargıya dönüşürler.

Eser yazardan okura bir yol gibidir, imgelerin açtığı izlerden okur, yazarın dünyasına rahatlıkla ulaşabilir ve yazarı anlayabilir. (Ulağlı, 2006, s.10) Yani yazar toplumdan etkilenerek yarattığı imgeyi iç dünyasında kurgulayarak yine topluma aktarır, alıcısı olan toplum kendi toplumuysa aktarım başarılı olur ancak alıcısı olan toplum öteki bir toplumsa aktarım başarılı olamaz ve imge anlaşılamaz.

Bu çalışmada Türk toplumu gözünden Batılı imgesini işleyeceğiz. Ötekini kötü görüyorsak bunun sebebini, iyi görüp özeniyorsak bunun sebebini açıklamaya çalışacağız.

Kemal Tahir

Unutulmamalıdır ki eserdeki karakterleri konuşturan yazardır. İmgeler yazarın iç dünyası ve toplum görüşünü yansıtmaktadır. Bu sebeple yazarın hayatı ve toplum görüşü hakkında bilgi vermek faydalı olacaktır.

Asıl adı İsmail Kemalettin Demir’dir. Babası II. Abdülhamid’in yaverlerindendir. Bu sebeple sarayla pek içli dışlı olmuştur. Türkiye’nin Batı’ya açılan kapılarından olan Galatasaray Lisesi’nde eğitim görmüş, maddi sıkıntılar sebebiyle yarım bırakmıştır. Avukat kâtipliği yapmış bir süre sonra çeşitli gazetelerde yazı işleri müdürlüğü yapmaya başlamıştır. Nazım Hikmet ile birlikte askeri isyana teşvik suçlamasıyla 15 yıl hapse mahkûm edilmiş, 12 yıl yattıktan sonra 1950 genel affı ile özgürlüğüne kavuşmuştur.

Tahir yetiştiği şartlar göz önünde bulundurulunca saraya ve padişaha bir sevgi beslemiştir bu sebeple çok aykırı bir siyasi politika izlememiştir ancak sarayın halka olan pervasızlığı, yaşadığı maddi sıkıntılar ve gazetede çalışmaya başlaması ile birlikte tanıştığı halk kitlesi ile birlikte sol görüşü savunmaya başlamıştır. Mustafa Kemal’e olan sevgisi cebinde fotoğrafını gezdirmesinden bellidir. Kuvayi milliye için İstanbul’dan Anadolu’ya silah taşınmasına yardım etmiş her alanda faaliyet göstermiştir. Tahir halkı hapishanede tanıyan yazarlardan olmuştur, romanlarında ele aldığı konular hep halka dönük konulardır.

Ele aldığımız eserde de Kemal Tahir’in yaşantısından izlere rastlamaktayız. Yani eser baştan aşağı kurgu değildir. Kahramanımız Kamil Bey Selim Paşa’nın oğludur ve çocukluğu sarayla temas halinde varlık içinde geçmiştir. Yazar, Kamil Bey’i de Galatasaray Lisesi’nde okutmuş ve maddi sebeplerle yoksulluğa sürüklemiştir. Onu da gazetede çalıştırmış ve tutuklattırmıştır. Görüşleri aynıdır, Kamil Bey de insanları hapishanede tanımıştır. Yani yazarımız dış dünyanın uyaranlarından etkilendiği kadar kendisinden de etkilenmiştir.

Kemal Tahir Batı’yı bir bakıma kendi halkını daha iyi anlayabilmek için öğrenmiştir. Evet, zorunlu olarak Galatasaray Lisesi’nde öğrenmiştir ancak hiçbir zaman özentisi olmamıştır Batı’yı ancak eserlerine ve toplumuna faydalı olduğu kadar taklit etmiştir.

İstanbul

Eseri daha iyi anlayabilmek için dönemi hakkında daha derin bilgiye sahip olmamız gerekiyor.

‘’Savaş yılları, mütareke dönemi ve işgallerle zor bir dönemece giren Osmanlı Devleti ve özellikle Birinci Dünya savaşı boyunca savaşın getirdiği zorlukları tüm şiddeti ile hisseden İstanbul halkını mütarekeden sonra yaşanan işgalin acıları, beraberinde birçok sosyal, ekonomik ve ahlaki çöküntünün yaşanmasına sebep olacaktı. İşgalle birlikte başta İngiltere olmak üzere İtilaf Devletleri’nin baskı, şiddet ve keyfi uygulamaları önemli ölçüde artmış gerek Osmanlı Devleti memurları, gerekse İstanbul halkı ikinci sınıf muameleye tabi tutulmuştu. Yaşanılan sosyal, ekonomik çöküntü halkı tamamen ümitsizliğe düşürmüştü.

Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet Türkiye’sine geçiş evresinde, siyasal olduğu kadar toplumsal dönüşümlerin de izlendiği bu dönem özellikle İstanbul için ayrı bir önem taşımaktaydı. Yaşayan insanların yanı sıra değerler büyük bir dönüşüme uğramaktaydı. Payitaht giderek siyasi etkinliğini yitirmekte ve siyasal anlamda iki karşıt görüşü, devleti Sevr Antlaşması hükümleri doğrultusunda Batı boyunduruğuna sokmaktan başka çözüm yolu bulamayan İstanbul Hükümeti ile Ankara’da Müdafaa-i Hukuk adıyla tanınan hareketin İstanbul uzantısını bünyesinde barındırmaktaydı. I. Dünya Savaşı’nın son bulması ile gerçekleşen Sevr Antlaşması Osmanlı Devletini parçalamış olmakla birlikte hiç bir zaman uygulanma imkânı bulamayacaktır. Ancak, Ankara’da odaklaşan Mudafa-i Hukuk direnmekten yana bir tavır sergilemekte. İstanbul, işgal kuvvetleriyle saray ve Ankara’daki Kuva-i Milliyecilerin sıra dışı ilişkilerine sahne olmaktadır.’’(Özer İlbeyi, 2003, s.249)

Dönemin karışıklığı ve sosyal yapının, kültürün değişmeye başlamış olması imgelerin ortaya çıkma sürecini hızlandırmıştır.

Esere Genel Bakış

Genel anlamda eserde İstanbul’un işgali sırasında Türklerin tavrı anlatılır. Eserde üç tip insan göze çarpmaktadır; Osmanlıcılar yani hükümet yanlıları, Milliciler ve her şeyden elini eteğini çekmiş olanlar. Eserde hükümet yanlıları sanki başka bir hükümetin yanlılarıymış gibi tasvir edilmiştir. İngiliz işgali altındaki devletten o kadar rahatsız değiller ki İngiliz ya da Fransız mandasına girmekten büyük bir zafer olarak söz etmektedirler. Bariz olarak kötü Batılı ve iyi Batılı imgesi vardır ve bu imgeler birbirleri ile eser boyu çatışmaktadır. Eser kurtuluşu Batı mandasında gören Türk halkı ile ‘’öteki’’nden nefret eden Türk halkı arasında gidip gelmektedir.

Eser üç bölümden oluşmaktadır; Esir İstanbul, Bulanık Su ve Kamil Bey. İlk bölümde ülkenin durumu ve Kamil Bey’in hayatı, ikinci bölümde değişen ülke şartlarında hayatta kalma mücadelesi ve gazeteye girişi,  üçüncü bölümde hapishaneye girişi anlatılmaktadır.

Eserin başkahramanı Kamil Bey Selim Paşa’nın oğludur, Fransa’da eğitim görmüş ve paşa kızı olan Nermin ile evlenmiştir. Savaş bitene kadar İspanya’da yaşamışlardır. Kamil Bey ile Kemal Tahir bu bağlamda birbirlerine açıkça benzemektedir.

Kemal Tahir bu bölümde tarihi hadiselerden bahsediyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya’nın yanında savaşa girişini de bu bölümde anlatıyor. Birinci Dünya Savaşı başladığında Kâmil Bey ile eşi İspanya’dadır. 1916’da kızları Ayşe dünyaya gelir. Aile, savaş bittikten sonra İstanbul’a döner. Kâmil Beyin İstanbul’daki malvarlığından iki dükkân ve bir köşk kalmıştır. Geri kalan kısmı ise yangınlarda yanmış veya yağma edilmiştir. Bu dönemde yangınlar ve tahripler neticesinde İstanbul’un yaklaşık üçte biri harap olmuştur. Kamil Bey ailesi Üsküdar’da Bağlarbaşı’ndaki köşke gelir ve oraya yerleşirler. İstanbul’a ilk geldiklerinde çevresine adapte olmakta zorluk çeken Kamil Bey yavaş yavaş alışır ancak karısı varlık içinde yaşamaya alışmış bir paşa kızı olarak bunu kabullenmez. Kamil Bey iş aramaya başlar, hayat pahalılığı, işsizlik, çaresizlik her savaş sonrasında olduğu gibi Türkiye’yi de kasıp kavurmaktadır. Çocukluk arkadaşı İhsan’ın kurduğu Karadayı gazetesinde yazı işleri ile ilgilenmeye başlar. Karısı Nedime Hanım kocası hapse girdikten sonra oranın işleri ile ilgilenmektedir. İşte Kamil Bey gazeteye girdikten sonra hayatı baştan sona değişmiştir.

İnceleme

Eser Kamil Bey ve ailesinin İspanya’dan İstanbul’a dönüşünü anlatarak başlamaktadır. Teknede birlikte yolculuk ettikleri insanları anlatmakta ve bolca tasvire yer verilmektedir. Bu tasvirler, imgeler demek de yanlış olmaz, arasında Türk’ün gözünden Batılı da var Batılının gözünden Türk de var. Savaş sırasında topraklar üzerinde hâkimiyet kurma peşinde olan ötekiler vardır ve halkın gözlem yapıp ortaya kalıp yargılar koyması için daha iyi bir ortamın bulunamayacağı şüphesizdir.

‘’Yattaki konukların hemen hepsi, kanlı boğuşmalardan doğrudan doğruya çıkarlı görünmeyen ayrıca ‘’para konuşmayı’’ ayıp sayan Batı soylularıydı.’’ (Tahir, 2015, s.3) Kamil Bey aslında oradaki bütün Batılıların bizim savaşı kaybetmemiz durumunda topraklarımızdan bolca faydalanarak sömürmekten zevk alacaklarını farkındadır. Para konuşmayı ayıp sayıyorlardı, bunu belki bu onlar için bir örftü ancak söz konusu para savaştı ve Osmanlı kaybederse hepsi zengin olacak, ağızları sulanarak bizi sömüreceklerdi o zamanda bu savaştan bahsederken para konuşmayı ayıp sayacaklar mıydı?

‘’Bir ara, kendi aklınca esmerliğine bakarak Kamil Bey’in Yahudiliğine kesinlikle inandı. Bir Türk’ün İngilizceyi, Fransızcayı, İtalyancayı böyle hiç duraksamadan konuşması olur şey değildi. Salt konuşsa içi yanmaz! Kalın kalın kitapları okumasını ne yapalım? ‘’(Tahir, 2015, s.11)

Bir Fransız şövalye için Türk’ün Batı dili konuşması akıl almaz bir olay olarak anlatılıyor hele kitap okuması, bilgili olması daha da inanılmaz. Olsa olsa Yahudi’dir diyor şövalye, esmer oluşuna bakarak. Bu durumu Osmanlı Devleti’nin Batılıları tehdit etmesi ile de ilişkilendirebiliriz, devletin eğitime karşı sergilediği islam politikası ile de ilişkilendirebiliriz. Batılılara göre adam Türk ise cahildir imgesi aşılanmıştır.

“Kamil Bey Fransız’ın yüzünü seçmeye çalıştı. Bütün Batılılar, hain oldukları için mi bu kadar çiğ gerçekçiydiler, yoksa bu kadar çiğ gerçekçi olduklarından mı bir yerde, ister istemez hain, kaba, bencildiler?’’ (Tahir, 2015, s.21) Türkler için Batılı her zaman gâvur, ve pis olmuştur. Kelime anlamıyla gâvur, dinsiz, merhametsiz kimsedir. Durum böyleyken, yani Batılıya bu yakıştırma halk tarafından türetilmişken onlara karşı farklı bir tutum takınmaları zordur. Bu durumu nedenleriyle açıklamaya çalışırsak ilk olarak din faktöründen söz edebiliriz. İnançları Türk halkından farklıdır en basiti domuz eti örneğidir. Biraz daha genel bahsedecek olursak Osmanlı’nın izlediği cihat ve iskân politikaları neden olarak gösterilebilir. Dinsel bakımdan kendini üstün gören bir Osmanlı vardır ve fethettiği her yere bunu yaymaya çalışmaktadır. Bu sebeplerden başlayarak kendini Batıyı sadece fethedilecek bir yer olarak görmüş kültür alışverişi yapmamıştır. Batılılar bize cahil gözüyle bakarken biz onlara domuz yiyen pisler olarak bakmışız. Osmanlı’nın geri kalmasının en önemli sebebi de zaten bu değil midir?

Yukarıdaki alıntıda Kamil Bey’in Fransız’a kaba, bencil deme sebebini tüm bu saydığımız sebeplere dayandırabiliriz ancak eserde olay Fransız şövalyenin Kamil Bey’e açık açık topraklarını alıp halkını sömüreceklerini söylemesi Kamil Bey’de Fransızlar sığ gerçekçidir yargısını doğmasına neden olmuştur. ‘’Kamil Bey, o zamana kadar çok sevdiği Fransızcadan neredeyse iğrenecekti.’’ (Tahir, 2015, s.37) Başkahramanımız Batıda yaşamış ve dillere meraklı birisidir. Fransız olan ise zenginliğine ve sınıfının ona verdiği özgüven ile atıp tutmakta etrafındakileri küçük göre göre konuşmaktadır.

Karşısındaki adamın zengin ve vurdumduymaz bir işgalci Fransız olduğunu farkında olan Kamil Bey onunla muhabbet etmekten tiksinti duyuyordu. Bunun sebebi Türk’e sömürülecek toprak ve cahil gözüyle bakmalarıdır. Birkaç yıl evvel yedi kıtada toprağı olan Türkler değil miydi? O zamana kadar ağızlarını açamayıp sadece kafalarında yargılar üreten Batılılar artık bunu dile getirmeye başlamışlar ve konuşmaları arasına sık sık aşağılayıcı sözler sıkıştırmaya başlamışlardı. Kamil Bey Paşa çocuğu olmasına rağmen şartlar öyle bir durumdadır ki onu rahatça aşağılayabilmektedirler.

Kamil Bey ailesi İstanbul’a gelirler, İstanbul işgal altındadır ve esir olmalarına rağmen kurtuluşa inanmayan insanların fazlalığı, Amerika’nın mandasını isteyenlerin tavırları, halkın içinde bulunduğu sıkıntılı hayat şartları daha önce hiçbir zorlukla karşılaşmayan Kâmil Bey’i derinden etkiler. Babadan kalma mirası yanmış neredeyse hiç mal varlığı kalmamıştır. Karısı Nermin Hanım bu duruma çok üzülür ve yaşadığı hayattan hiç memnun değildir. Bağlarbaşı’nda bir köşke yerleşirler ama harap haldedir. Önceleri çevresiyle pek ilişkili olmayan Kamil Bey, memleketin içinde bulunduğu gerçekleri görünce çevresindeki insanlarla kaynaşıp vatanı uğruna faydalı işler yapmaya karar verir. Bu sırada Anadolu’da direniş hareketleri başlamıştır. Kamil Bey de bu harekete yardımcı olur.

Kahramanımız Kamil Bey gazetede iş bulup çalışmaya başlar, girdiği ortam onu insanları gözlemlemeye ve kararlarını değiştirmeye yöneltir. Çocukluk arkadaşı İhsan’ın karısı Nedime Hanım ile de burada tanışır.

“… Çarşaf diyordum. On altı yıldır giyerim. Bir türlü alışamadım. Yüz yıl da giysem alışamayacağım… Kolumu sanki birisi tutuyor. Şunu çıkarıversem, bir günde bir aylık iş görürüm sanıyorum. Hele şu savaşlar bitsin… İlk işim, kadın çarşaflarıyla boğuşmak olacak…

Sakın ha…

Neden efendim? Yoksa Doğu’nun egzotik güzelliği mi kaybolur? Egzotik güzelliği… Pierre Loti bizi artık sevmez mi?

Yavaş yavaş demek istedim. Ben Hindistan’ı da, Çin’i de gördüm. Egzotizmi zerre kadar aramadım.

Çünkü o memleket insanlarını soymayı düşünmüyordunuz. Onların kabil olduğu kadar ilkel kalmalarından, elleri kolları bağlı, hele kafaları bağlı yaşamalarından bir çıkarınız yoktu.’’  (Tahir, 2015, s.156)

Öncelikle Pierre Loti Türk dostu sayılan, bir süre İstanbul’da yaşayıp, dönemin İstanbul’unu ve dönemin insanının yaşam tarzımızı gözlemlemiş, egzotik bulmuş ve hayran olmuş, Fransız asıllı bir yazardır. İstanbul’un egzotik ihtişamını ‘’Aziyadé’’ isimli romanında yazmıştır. Nedime Hanım kadınların çarşaf giyme zorunluluğuna oldukça karşı bir karakter olarak karşımıza çıkıyor, Kamil Bey ise kadınların çarşaf giydikleri zaman güvende olduklarını düşünen bir karakterdir. Pierre Loti’nin onları beğenmeyeceği düşüncesi de Batı’nın bizi egzotik buluyor olmasıyla ilişkilendirilebilir. Türk’ü egzotik buluyorlar çünkü onlardan farklı yaşayan ve kadınları çarşaflı olan bir ülke. Kıyafetleri Arap’tan gelme, dini farklı, haremleri var gibi birçok neden sıralanabilir egzotik bulma sebeplerini açıklamak için. Kamil Bey Hindistan ve Çin’e gittiğini ve egzotik bulmadığını söylüyor. Hâlbuki egzotizm alışkın olandan farklı olana söylenmiyor mu? Peki, Kamil Bey niçin öyle düşünmedi? O zaman Batılılar egzotik kelimesini bir küçük görme ya da geri kalmışlığı anlatmak için mi kullanıyor? Ya da istila etmek, sömürmek istedikleri ülkelere ‘’ siz egzotiksiniz, bence bunu koruyun, çok farklı ve tatlısınız’’ diyerek uyutmaya, geri kalmışlıklarına çanak tutuyorlar demek yanlış mı olur?

Bunu bir de Nedime Hanım’ın yani yazarın gözünden açıklamaya çalışalım; ‘’ Geriliği atmak için sosyal zorunluluğa hiç bakmamalı… Aklım erdi ereli ben çarşaftan nefret ediyorum. Ne zaman peçemi indirsem, bir çalınmış mal haline geldiğimi düşünerek sıkılırım. Çarşaf yobaz uydurmasıdır… ‘’ ( Tahir, 2015, s.156) Durum böyleyken kadınlar ister istemez ülkelerine gelen göçmenlerden ve Batılı kadınlardan etkileniyorlardı. Onlar çarşaf giymiyor, şapka takıyor ve Türk kadınlarından daha rahat hareket alanına sahiplerdi. Bu kadınların özenmesine, tepki göstermesine ve savaştan sonra gelecek olan kılık kıyafet devrimine bir zemin olarak kitapta belirtilmiştir.

Eserde Kamil Bey’in kızı Ayşe altı yaşında, çok meraklı ve akıllı bir kız olarak karşımıza çıkmaktadır. İspanyol bir dadı tarafından büyütülmüş, İspanyolca ve Fransızca bilmekte ve Türkçe kadar iyi konuşmaktadır. Çok iyi bir gözlem yeteneğine sahiptir. Eserin başında yolculuk yapmakta oldukları teknede Ayşe’nin en çok dikkatini çeken ise bir Arap olmuştur. Nedime Hanım evlerine ziyarete geldiğinde ise ona bunu şu şekilde ifade etmiştir; ‘’ Negro Arap’tı, kapkara…’’ (Tahir, 2015, s.178)

Negro kelimesi köken olarak İspanyolcadan gelmektedir. Siyah anlamına gelir, Amerika’da beyazların siyahları aşağılamak için kullandıkları bir kelimedir. Burada Ayşe’nin negro kelimesini İspanya’da bulunduğu sırada öğrendiği ve gördüğü Arap bir adamı negro diyerek anlattığı görülmektedir. Bakıldığında Türkiye’de bir kast sistemi ve ırklar arası aşağılama görülmemektedir. Küçük kızında bunu Türkiye’de öğrenmediği aşikârdır.

Eserde Batılılarla ilgili kötü semboller olduğu kadar onların mandası altına girmek isteyen bir kesimde mevcuttur. İşgallerle beraber birçok zengin ve okumuş kesim kurtuluşa inanmayarak Avrupa’ya kaçmakta geriye kalanların çoğu ise Amerikan mandasını istemektedir. Küçük çıkarlar uğruna vatana ihanet edenlerin, düşmana ajanlık yapanların sayısı da fazladır. Bir yandan düşman kuvvetleri şehri işgal etmiştir, diğer yandan ülkedeki devlet ve düşman yanlıları vatanın çöküşünü hızlandırmaktadırlar.

Çöküntü devrinde iki çeşit insan tipi ortaya çıkıyor: Namussuzlarla namuslular… Hele, önce ‘vatandaş’ sonra ‘insan’ olunması gereken dehşetli sıralarda felaketle alçaklığın boğuşması kadar korkunç muharebe yok. Muharebede düşman karşıdadır, üniformalıdır. Az da olsa, çok da olsa da bir zaman sonra önemi kalmaz. Kaçarsın kovalarsın… Anında ölenler yaralananlar olur. Ama hep ileriye bakmanın bir rahatlığı vardır. Oysa esir bir şehirde, dost kim, düşman kim bilinmez!” (Tahir, 2015, s.171)

Eserde önemli karakterlerden bir diğeri Nermin Hanım’ın halası ve eşi Enişte Bey’dir. Enişte Bey İngiliz Muhipleri Derneği’nin üyelerindendir. Kamil Bey ile yan yana geldiklerinde sık sık topraklarını İngilizlere satması gerektiğini söyler ve onu İngiliz tanıdıklarıyla buluşturmaya çalışır. Bir davette Kamil Bey ile konuşan İngiliz Subayı onu sıkıştırmış topraklarını satmazsa el koyacaklarını ifade etmiştir. Enişte Bey ve bir kesim halk bu durumu hoş karşılamakta hatta kurtuluşun Amerikanlarda olduğuna inanmaktadırlar. Hatta direniş birliklerinin vatan haini olduklarını kurtuluşun İngilizlere teslim olunmasıyla olacağını söylemektedirler.

Sonuç

Bu çalışmada Kemal Tahir’in ‘’ Esir Şehrin İnsanları’’ aslı eserinde bulunan Batı(lı) imgesi nedenleri ile birlikte açıklanmaya çalışılmıştır. Türk’ün yani Doğu insanının gözünden Batı ve Batı insanı önyargı ve kalıp yargılarlar bağlamında işlenmiştir. I. Dünya Savaşından dört yıl sonra 1918’de İstanbul, İngilizler tarafından işgal edilmiştir. Zaten savaştan yeni çıkmış ve bir sürü kayıp vermiş bir millet başka bir milletin boyunduruğu altında Kurtuluş Savaşı bitene kadar yaşamıştır. ‘’ Kurtuluş Savaşı her ne kadar birden patlak veren bir eylem olarak karşımıza çıksa da, değişim devresi, için için gelişen oldukça uzun bir sürecin eseridir. Tabi ki bu süreç sosyal değişimi ve başkalaşmayı da beraberinde getirecektir.’’(Özer İlbeyi, 2003, s.271) Buradan hareketle Türk toplumu sürekli değişime uğramış bunu kıyafetiyle, konuşmasıyla, yaşam tarzıyla ortaya koymuştur. Ve tabi ki bu değişim ötekine bakışını da etkilemiş, kötü gözle baktığı ötekini taklit etmekten geri kalmamıştır.  Yukarıda inceleme kısmında bahsettiğimiz dini vb. sebeplerden önyargılara sahip olan halkın bu süreçte şahit olduğu şeyler önyargılarının kalıp yargılara dönüşmesine sebep olmuştur. Kurtuluş Savaşı öncesi Türkiye’de yaşayan halkın bir kesimi Batı’ya genel olarak kötü gözle bakıp gâvur, sığ gerçekçi, hain, gibi olumsuz imgeler kullanırken başka bir kesimi ise kurtuluş, akıl ve para olarak da görmüş ve imrenmiştir. İmrenen kesimin ötekine kurtuluş gözü ile baktığını, kötü görenlerin yaşadıkları ve şahit oldukları şeylerin onları bu yola ittiğini görüyoruz. Batı’dan medet uman kesimin insanları genel olarak zengin paşa çocukları ya da devletten rüşvet alan askerler olduklarını görüyoruz. Sonuç olarak Batı’nın para yedirdiği kesim iyi, aşağılayıp hor gördüğü fakir kesim ise kötü imgeler üretmiştir.

Kaynakça

ULAĞLI Serhat, İmgebilim “Öteki”nin Bilimine Giriş, Sinemis Yayınları, Ankara 2006.

TAHİR Kemal, Esir Şehrin İnsanları, İstanbul: İthaki Yayınları, İstanbul, 2015.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, Türk Edebiyatı Tarihi Kültür Eserleri Dizisi: 403, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 2007.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, Kemal Tahir 100 Yaşında, Ankara, 2010.

HÜKÜM Muhammet, Kemal Tahir, İthaki Yayınları, İstanbul, 2017.

İ.Ü. Sosyoloji Araştırma Merkezi- Kemal Tahir Vakfı Çalışması, Kemal Tahir’in 30. Ölüm Yıldönümü Anısına, Kızılelma Yayıncılık, İstanbul, 2003.

ENGİNÜN İnci,  Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi, Selçuk Üniversitesi Basımevi, Konya, 1991

İLBEYİ Özer, Mütareke ve İşgal Yıllarında Osmanlı Devletinde Görülen Sosyal Çöküntü ve Sosyal Yaşam, OTAM (Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, Sayı:14, Ankara, 2003.

                                                 

Burçin Aşureciler Kimdir?

1997’ yılında Antalya’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Antalya’da tamamladı. Şu anda Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde Karşılaştırmalı Edebiyat 3. sınıf öğrencisi. Yazıları ilk defa Eleştiri Haber‘de yayınlanıyor…

[Eleştiri Haber, 20 Eylül 2018, Perşembe]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here