Yücel Kayıran´ın “Babanne” şiirini kritik ettik! | Ali Celep | Şiir Deyince

0
1148
Şair-Eleştirmen Yücel Kayıran

ŞİİR DEYİNCE-5

Ali CELEP

[2011] [‘Babanne’ Yücel Kayıran, Lacivert]

Yücel Kayıran (1964) şiirleriyle, şiir üzerine düşünceleriyle temayüz etmiş bir şair. Bugüne üç şiir kitabıyla gelmiş: İlk şiir kitabı ‘Hayaline Firar Edemeyenlerin Efsunu’ 1997’de okurla buluşuyor, sonra ikinci şiir kitabı ‘Beni Hiç Göremezsin’ (2004) ve nihayet ‘Çalgın’ 2006 yılında yayımlanmış. Bu tarihten sonra başka bir şiir kitabı çıktı mı bilmiyorum. İki önemli çalışması var eleştirel: ‘Felsefi Şiir/Tinsel Poetika’ (2007) ve ‘Kritiğin Toprağında’ (2010) Bu iki kitap şiir görüşünü temellendirdiği tezler olarak okunabilir. İlk şiirinin yayımlandığı 1984’ten beri şiirin içinde bir isim Yücel Kayıran, demek oluyor ki yaklaşık 28 yıldır Büyük Türk Şiiri’nin içinde çalışıyor. Çalışma tarzı ve vardığı sonuçlar tartışılabilir fakat iyi çalıştığı tartışılamaz. Konuşmamızın konusu onun ‘felsefi şiir’ teorisi üzerine olmayacak. Bu teori üzerine düşüncelerimizi başka bir konuşmamızda dile getireceğiz nasipse.. Burada onun bir şiiri üzerine konuşmamız, umulur ki ‘Büyük Türk Şiiri’nin içinde onca yıldır sürdürdüğü çabayı saygıyla selamlamak olarak anlaşılır.

Yücel Kayıran’ın Lacivert dergisinde (37.sayı, Ocak-Şubat, 2011) yayımlanan ‘baban’ne’ adlı şiirini, kendi geçmişine dönük görüntü ve anılardan yola çıkarak ölüm duygusu ve etkileri temelinde geliştirilen ifadelerin melanjından kurulu bir metin olarak değerlendirmek yerinde bir yaklaşım olur. Şiirin lifleri, anlatıcının özel geçmişinde yer edinmiş farklı karakterlere ilişkin saptamalar ve karakterlerin bizzat açıklamalarıyla dokunmuş. Ne anlatıcının saptamaları ne anlatıcının geçmişindeki kimi aktörlerin cümleleri şiirin tekniğine ilişkin klasik birimler (ölçü, uyak, dize, imge, sembol, ritim vs.) gözetilerek verilmiş, aksine cümleler çoğu tırnak içinde olmak üzere söz sanatlarına müracaat edilmeksizin olduğu gibi verilmiş. Öyleyse ‘Babanne’ şiirsellik ve şairanelik gibi kaygulardan uzak bir anlayışla çatılmış. Kurgu da yok, söyleyiş güzelliği de yok. Şiirde konuşanlar, muhayyilenin ürünü değil, yaşanan gerçek durumların temsilcisi olarak vardır. Gerek şairin hatrına düşen anı-görüntüler gerekse kişisel geçmişinde yaşanan gerçek-olaylar ve olayların kahramanları herhangi bir ideolojik çerçeveyi veya dünya görüşünü işaret etmezler. Diyeceğim şiirde gerçeği ören oluşumu ideoloji ve görüş açılarından büyük ölçüde yalıtmış ve olduğu haliyle vermiş Yücel Kayıran. Tutarlı bir tavır, zira konu nesnesi itibariyle de ideolojik yaklaşımı dışlayan bir atmosferde gelişmelidir.

Şair, ölüm ve gerçek hayat içinde geçen konuşmalarda bulduğumuz gerçeği ve bu gerçeğin öğrettiği tecrübeyi bir tasarı ya da kurgu olarak değil, var oluşumuzu biçimleyen idrak anları düzleminde vermeye çalışmıştır. Tematik bağlam şöyle geliştirilir: Şiir ilkin öğretilmiş ve alışılmış verilerle formatlanmış zihin dünyamızı ambale eden ‘ironik realist’ (Murat Güzel’in tabiriyle) bir tespitle başlar, şairin babaanne karakteriyle bağını açımlayan tanıtma melanjlarıyla gelişir. Geçmişi canlandıran görüntüler parçalı gibi verilir ama aslında o birkaç görüntü babaanneden babaya, anneye ve şairin çocukluktaki yalın gözlemlerinden elde ettiği gerçeği olduğu gibi verme tavrını tamamlayan bir bütünü oluştururlar. Önce babaanne tanıtılır, (bedensel ve psikoloji portre, şairin çocukluğunun şahitliğinde ve babaannenin kendi cümleleriyle), sonra babanın babasızlığı iki kırık cümleyle verilir, sonra babaanne ölür, babaannenin ölüm haberini getiren babanın bir cümlesi, şairin çocukluğunu yaşadığı mekanın özelliklerini hatırlatır, sonra yıllarca annesine baktığı halde yüzünü göremediği annesinin cenazesine yetişemeyen babanın yaşadığı travmayı anlatan çarpıcı bir cümleyle şiir bitirilir. Örgüyü şiirden küçük kesitlerle örneklendirelim:

‘üç kocaya daha varmış babannem, büyükbabamdan sonra hatırladığım birkaç görüntü ölümünden önceki yıla ait ‘Osmanlı kadını’ diye anılır, sigara içer, kuruyemiş yerdi ‘babanne bir iki ver hele’ cümlesi kalmış aklımda ve ondan bir cümle: ‘Sahırnaz’a götür, dölün bunalttı beni’ ‘son çocuğu idi babam ana kuzusu, babası küçükken ölmüş’ …. …. ‘sık sık vasiyette bulunur idi ‘defnetmeyin beni çocuklarımın hepsi yüzümü görmeden’ Şiirin başında ve içinde kullanılan ‘babanne’ sözcüğündeki düşmüş ‘a’ harfi, şairin çocukluğunda yaşadığı tecrübenin olduğu gibi gerçekçi bir biçimde algılanmasını sağlar. Metnin de retorik bir tasarının parçası olmadığını gösterir.

Çocuklar ‘babaanne’yi ‘babanne’ diye çağırır. Şiir çocukluğa ait bir tecrübeyi aktardığı için bu bağlamdaki müdahaleleri deformasyonla açıklayamayız. ‘baban’ne’, özünde şairin çocukluğundaki tecrübelerinden beslenen ve babaanne karakteri üzerinden açıklanmaya çalışılan bir ‘ruhsal durum’ şiiri (babanın vasiyeti, babanın annesinin ölümünden sonra yaşadıklarına dair ‘o kadar baktım da cenazesi evime kısmet olmadı’ cümlesi) olmakla birlikte, baba, anne ve yaşanılan mekan bağlamında toplumsal ve ekonomik izleği de okura hissettiriyor.( yağmur yağdığında evin durumu, Afşin-Elbistan arası mesafenin dört buçuk saat olması gibi) Şiirin bütün resmini ise mutsuzluk olarak belirlemek mümkündür. İnsan ne yapsa mutlu olamıyor. Annesine ömür boyu baksa da ölürken bir kere bile yüzünü görmek nasip olmuyor. Bu gerçeklik ise, şairi ve şiirini var oluşçu bir çizgiye getiriyor. Şiirin kusurlarına gelince; Okunduğunda hemen anlaşılacağı üzere şiir, öykülemeci bir teknikle (narrativist), düz yazı formunda yazılmış.

Şiiri düz yazıda kurmak zor, düz yazıda kuşatmak daha zordur. Yine şiirde öyküleme tekniğini kullanmak da kolay olmasa gerek. Yücel Kayıran teknik düzlemde biraz ölçüyü kaçırmış görünüyor. Bir de şiir kısa tutulduğundan olsa gerek, olaydan hale, halden söyleme geçişler çok hızlı olmuş. Ben şiiri anlatı yolundan kuranların kısa metraj görüntülerle yetinmelerini yetersiz buluyorum. Bu yetersizlik hem teknik detaylarda hem muhtevanın okurda tatmin duygusu yaratması bakımından şiirin sıhhatine (precision) mani olabiliyor. Elbet bu kusurlar Kayıran’ın salt bu şiiri bağlamında dile getirilmiştir, onun bütün şiirlerine yönelik değil. Ezcümle, Yücel Kayıran’ı şiirleriyle, şiir üzerine yazılarıyla daha geniş konuşmalıyız, konuşacağız. Onun ideolojik örüntülerle bulandığını öne sürdüğü hakikati keşif yolundaki varoluş adımları, şiirleri okunarak gerçek anlamda tartışılabilir.

 

baban’ne

üç kocaya daha varmış babannem, büyükbabamdan sonra

hatırladığım birkaç görüntü

ölümünden önceki yıla ait

 

“Osmanlı kadını” diye anılır,

sigara içer, kuruyemiş yerdi..

“babanne bir iki verir misin” cümlesi kalmış benden..

 

ve ondan bir cümle:

“Sahırnaz’a götür, dölün bunalttı beni!”

 

son çocuğu idi babam

ana kuzusu, babası küçükken ölmüş..

 

bir de son görüntü ve şu cümleler.. 

“anam ölmüş, Seher” diyerek gelişi eve babamın

kale mahallesinde oturuyoruz o sıra, Maraş’ta

yağmuru evimizin akmasından hatırlıyorum

bir cip bekliyor aşağıdaki yolda, brandalı, yeşil

ve gidişi babamın:

“cenazeye yetişmem lazım”

 

ama yetişememiş..

“o kadar baktım da cenazesi evime nasip olmadı”,

ağlayarak anlatırdı kimi içtiği akşam

“göremedim son defa anamın yüzünü”

 

o zaman, şimdiki gibi bir buçuk saat değil,

dört buçuk saat imiş Maraş ile Afşin arası

 

sık sık vasiyette bulunur idi

“defnetmeyin beni çocuklarımın hepsi yüzümü görmeden”

 

bir söz daha baban’nemden:

“vardığım üç koca da

bana talip olmuşlardı gençliğimde

ne çok talibim vardı gençliğimde”

 

YÜCEL KAYIRAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here