Karacaoğlan Dede Der Ki

0
332
Karacaoğlan Dede Der Ki

Ali Asker Barut

KARACAOĞLAN DEDE DER Kİ

YA DA BİR ŞİİRİN PEŞİNDE

ŞAİRLİK ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

“Su akar çatlağını bulur” misali takıldım bir şiirin içime düşen sesinin peşine. O çok bilinen ve büyük beğeniyle okunan “Anadolu” şiirinde ciğer söken bir tarz ile bir sesle “Anadoluyum ben” der ya Ahmed Arif, işte o Anadolu’nun gerçek, lirik sesidir Karacaoğlan. Arkasından ah çektiği kızlar, gelinler, ille de Elifi, göç yolları, ayrılıklar, arkada kalanlar, yaşanan acılar, bozulmuş bozulan kıl çadırlar, koç yiğitlerle kurulan kavgalar, yenilgiler, dağılan obaların ağıdı ortasında Anadolu’nun iç burkan iç yakan inanç ve aşk dünyasının gerçek sesi gerçek ağıdıdır da Karacaoğlan. Bundan gözyaşlarının mürrekkebi ile yazılıdır şiiri.

Yüklendiği geleneği, ustalarını, kendinden öncekileri kendinden sonra gelen çıraklarına devreder aktarırken, tıpkı söz coğrafyasından beslendiği büyük ustası Anadolu gibi mütevazı, alçakgönüllü, hoşgörülüdür ve asla büyüklenmez.

Anadolunun aşk dilidir Karacaoğlan. Lirizmi bu derin bir aşk deryasından bu aşkın büyüklüğü ve samimiyetinden beslenerek gelir. Bir bütün halkın gamlı gönül telinin yüzyıllar sonra bile böyle titremesi bundandır. Deyip sözü burda kesip Karacaoğlan Dede’ye dönelim. Gözlerimi kapattım, içimde şiirinin sesi, açtım kulaklarımı. Karacaoğlan Dede der ki:

ŞU YALAN DÜNYAYA GELDİM GELELİ

Şu yalan dünyaya geldim geleli

Tas tas içtim ağuları, sağ iken

Kahbe felek vermez benim muradım

Viran oldum, mor sünbüllü bağ iken

Aradılar, bir tenhada buldular

Yaslandılar, şıvgalarım kırdılar

Yaz bahar ayında bir od verdiler

Yandım gittim, ala karlı dağ iken

Farımaz da deli gönlüm farımaz

Akar gözlerimin yaşı kurumaz

Şimden geri benim hükmüm yürümez

Azil oldum, güzellere bey iken

Karac’oğlan der ki, bakın geline

Ömrümün yarısı gitti talana

Sual eylen bizden evvel gelene

Kim var imiş, biz burada yoğ iken

Büyük bir hayıflanma ile başlayarak söylenmiş bu son iki dize bir büyük coğrafyayı, “Nuha beşikler vermiş„ bir büyük medeniyetin hikayesini anlamaya doğru öncelikle çok doğru bir tespiti içinde barındıran çok doğru bir sorudur. Daha önemlisi büyük bilgi, görgü, kültür bu kadar güzel harman olur bu bir tek soru ile. Bir tek soru ile bütün medeniyetlerle ilgili bu kadar çok şeyi söylemiş olursunuz. Bu kadar güzel bu kadar eşsiz söylenir ancak bilgiyle görgüyle kültürle bir şiirde bir dize. Bu iki dizeye bütün şiirlerini vermeyecek şair yoktur.

Çünkü bu iki dize bize yaşadığımız coğrafyanın öncesini sonrasını söyler, dünü ile bugününü sorgulatır, geçmişi ve dahi geleceğinin atlasını önümüze açar. Bu dize sözün en üstü, bir tepe noktası, doruğu, bir zirvesidir. Ne derseniz, nasıl derseniz artık o sözün sonrasına eklenir. Bu yüzden de ender iki dizedir, bu yüzden üst dize yani dizeler dizesidir. Ve sırf bu iki dize Karacaoğlan‘ı Anadolu’nun, Anadolu coğrafyasının Karacaoğlan‘ı yapmaya yeterdir şiirde.

Bu dize bize şairin ne olduğunu, asıl görevini de alt metin olarak söyler.

Bir şair ait olduğu toprağın, coğrafyanın kokusunu en iyi duyan en iyi alandır. Sadece sonrasını değil öncesini de, sadece dünü ile değil bugünü de sadece geçmişi değil geleceğin de kokusunu alan kişisidir. Çünkü o geçmişten geleceğe aktarandır, çünkü o dünden alıp bugüne verendir, çünkü öncesi ile sonrası arasında bir kapıdır şair. Bir şair, bu toprağın şairi, kendinden önce bu topraklarda yaşamış bu coğrafyanın Ermeni, Kürt, Süryani, Bizans, Rum şairini merak edecek bilecek, çünkü iç içe geçmiş harman olmuş omuzladığı gelenek görenek ve söz mirasında onların da üzerinde payı ve bu pay sebebi ile bu toprakların geçmişin her halktan şairlerine gönül kalb borcu vardır.

Dün onlar nasıl söylediler, bugün sen nasıl diyorsun? Onların söylediklerini kendilerinki ile harman olacak, harman edeceksin onlardan aldıkların ile.

“Kim var idi biz burada yoğ iken„ diyen Karacaoğlan Dede, bu toprakların bu kadim coğrafyanın hafızası olur. Dün bu topraklarda olan halkları diliyle, türküsü ile manisi ile sevinci kederi ile olan halkları söyler, bugün nerdeler, ne oldular diye bize sorgulatır. Mimari nereye gömüldü, şairi hangi mezarda yatıyor, çerçicisi, destancısı, demircisi, kalaycısı, nalbantı nerede unutuldu?

“Babalar geçmişin üstünü örtmeye, evlatlar geçmişin üstünü açmaya gelirler„ diye bir söz vardır. Bu sözü Devlet ve Şair bağlamında düşünür ordan meseleyi derinleştirirsek, Devlet geçmişin üstünü sürekli kapatmaya Şair ise üstü örtülen geçmişi kurcalamaya açmaya gelir, gelen kişidir. Pirsultan böyledir, onun şiirlerinden el alan Karacaoğlan böyledir, Köroğlu, Dadaloğlu böyledir, Nâzım, kökü ezelde dalı ebedde şiirleri ile Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Ahmed Arif böyledir.

Bu görev sebebi ile dün işi zordu şairin bugün işi dünden de daha da zordur. Bugünün şairi, bir devlet dairesinde memur, bir kurumunda öğretmen olması sebebi ile devlet ile arasında bir ilişki vardır. Bir şair memuriyeti veya herhangi bir sebebden devlet ile ilişkili ise söyleyeceğini işinden olacağı gerekçesi ile söylemez

bu görevini devlet korkusu ile gözardı etmek zorunda kalır, kalabilir. Bir kasabadaki bir yüksek memurun ihbarı sonucu öğretmenlikten alınan Sabahattin Ali örneği geldi aklıma ve hâlâ hafızalarda taze durur o örnek. Memuriyete geri dönmek için milli eğitim bakanlığına başvuran Sabahattin Ali‘ye “Atatürk üzerine bir şiir yazması„ koşulu ile görevine iade edilebileceği söylenir ve ancak Atatürk şiiri yazılıp yayımlandıktan sonra Sabahattin Ali bağışlanır.

Sözümüze, kaldığımız yere geri dönersek; Şair herhangi bir sebep, herhangi bir çekince ve korkudan asıl görevini yapamaz ise halk kendi yüklenir görevi söyler anonim olarak sözünü, şiirini.Veya karnından sadece halka bağlı bir halk ozanı çıkar, geçmişten bütün bir görgü ve geleneği de dünden bugüne omuzlarına yüklenerek, Karacaoğlan Dede’sinden de bildiği gibi “Ya ben öleyim mi söylemeyince“ diyerek, başlar bir bir söylemeye.

Ez cümle ey cümle şair dostlar:

Eğer şair olarak dilin muktedîre, güç sahibine yaklaşıyor ve onun zalimliklerini, kötülüklerini büyük iyilikler olarak görüyor methiyeler düzüyorsan,

Eğer vicdanın zalime ve onun zulmüne yaklaşıyorsa,

Eğer mazlumun mağdurun çektiklerine, çilesine bir kum tanesi kadar çıkarın için susuyor, ses çıkarmıyorsan,

Eğer mazlumun yaralanan ruhuna melhem olacak, teselli olacakken sözün, muktedîrin, güç iktidar sahibinin buyruğuna giriyor gücüne iktidarına alkış, meze oluyorsa

Ahiretin kara, dilin lâl, kalbin kör bir kuyu, kelimeler boğazına zehir olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here