Kamil Eşfak Berki ne demek istedi?

0
486
Şair Eleştirmen Kamil Eşfak Berki

YENİ BİR SNOPLUK BİÇİMİ: CİSİMLEŞTİRME 

Kamil Eşfak Berki’nin Eylül 2012 tarihli Star Kitap Eki’nde yayınlanan bu metni, ismail Hakkı Bursevi’nin Ruh’ul Mesnevi adlı kitabıyla ilgili olsa da bizim için önemli olan Mesnevi’nin ilk 18 beyti bağlamında Berki’nin günümüz şiirine, bugün dergilerde şiirlerini yayınlamakta olan genç şairlerde gördüğü bir hastalığa dair işaret ettikleridir. Allah’ı cisimleştirme hastalığı. Yaratıcıyı kişi olarak şiir mısraları aracılığıyla cisimleştirme, O’nu bir insan olarak tahayyül etme hastalığı. Berki, ‘’Antropomorfizm Snopluğu’’ olarak tanımlıyor bunu. Bizim de dergilerde sıklıkla okuyarak tanıklık ettiğimiz bu tahayyül biçimi, anlaşılan ve görülen odur ki metastaz yoluyla epeyi yayılmış. Berki’nin burada yer alan yazısını, sitemizde yayınlanan bir önceki haber metniyle (‘’Oluşunun Nedensiz Nedenidir O!’’ başlıklı haber) paralel olarak okunabileceğini, öğretici neticeler vereceğini düşünüyorum. Zira çünkü başlı başına İhlas Suresi, cisimleştirme tahayyülüne verilmiş en güzel cevaptır. Okumanızı öneririz. Poetik Haber. 

KAMİL EŞFAK BERKİ

İSMAİL HAKKI BURSEVİ’DEN MESNEVİ’NİN RUHU 

Suat Ak, Çıktım Erik Dalına metinlerini derlemekle kalmadı, İsmail Hakkı Bursevi’nin kült kitabı Ruh’ul Mesnevi’sini de aktardı. Kendisini kutlarım. Bilinen fakat ne yazık ki 1928 harfleriyle yayınlanmamış kitapları kazandırma ideali ile yola çıkmış olan Büyüyen Ay yayınlarının Tasavvuf dizisinin 4. kitabı Ruh’ul Mesnevi. Okuru Tahrik: Yalan Dünya’ya devam çay, suyu unutturmasın ve asla küçük denizde boğulma. Ara sıra dipten yüzmeyi öğren artık! Mesnevinin Ruhu ulu Mevlâna Celaleddin Rumi’nin munis devi Mesnevi’nin ilk 18 beytine yazdığı şerh. Enlemce açılımlayışlarla Bursevi bir Rönesans bilinciyle çalışmış hissi de yaşıyor insan eseri okurken. (1725’de öldü iki asır sonra Lale Devri diyeceklerini bilseydi kahrından ölürdü herhal.) Yazma sebebi ilginç geldi bana. Bir gün, mânâ kardeşlerinden biri kendisinden, Mesnevi’nin müzakeresini istediğinde, birinci ciltden tefa’ülde bulunmuş ve karşısına: “şeyh kemale ermiş idi ve talepte bulunan iştahlı…” beyti çıkmış. Daha sonra rüyasında, kendisine adı geçen cildin şerhini ihtiva eden büyük bir cilt verildiğini görmüştür. Sevgili gençler değerli anneler, kültür hayatımızda buna: “istek ve ilahi işaret” neticesi deniliyor. İsmail Hakkı Efendi’ye de Muhyiddin Arabi’de yaşandığı gibi, düşte kitap nasip olmuş. Bursevi’nin bir koşulu var ama: “Emanetin hükmü budur ki; içindeki sırlar, anlayanına teslim edilmelidir. Bazı konularda, kötü anlayışların doduracağı ihtilaflar olursa dürüst bir tevil ile hakiki değeri ortaya konulmalıdır.”

BURSA ÇAKTIRMADAN YAYIN MERKEZİ OLUYOR 

Korkuyor. İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri korkuyor. Hakikati söylemeye değil, hakikatleri sakladığı için korkuyor. Mesela bu açıdan sen de bakarsan, onun Semâ üzerine kaygıları derindir. Mevlana ile çağdaş Eflaki’nin Menakıb’ül Arifin adlı ayna-kitabından da anlaşılır ki Mevlana coştu muydu nerede olursa olsun, çarşıda, evde sema ederlerdi. Adeta zatına mahsus bir şey, açıkçası hâl idi. 18. yüzyılın sevdalısı da neler görüyormuş ki, vurgulamadan edememiş. Haydi, cesaret edelim, hatta cüret saysınlar ki: Sema zâta mahsus bir hâldir. Semâ “gösterileri” öz ve ruhtan değildir. Turistik bakış vs. vs. Onlara da işin özü ruhu böyledir dersiniz, olur biter. Korkmayınız efendiler, küsmezler. Esrar Dede’yi de tanıtınız turistlere…! Bursevi, alarm zillerini boşuna çaldırmıyor. Semâ konusunda neler düşündüğü beni sarstı diyebilirim. Tek tesellimiz skandalların o devirde de olduğu 2000’ler ayıbı değil! Bursa çaktırmadan bir yayın merkezi olmaya doğru gidiyor. İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri’nin Ferah’ür Ruh’u (5 cilt) Uludağ Yayınevi tarafından basılmıştı. Hınzırî akılcılık düşkünlerinin hiç mi hiç hoşlanmayacağı bir kitaptır, bu hikmet ve sır kaynağı eser. Şimdi istersen kavramlar, nitelikler, meseleler, akarsuyu kıyısında bir gezintiye çıkalım seninle. Mesnevi’nin ruhunda ayık yaşayalım. -”sultani” ruh neye derler? (s. 46) -”sanuberi” nedir, -”hakiki münafıklık” yani olumlu münafıklık? (s.42) -neden “akıl baştadır” denilmiştir? (S.47) -ne olunca, insan vücudunda ihtilal olur?(s. 47) Ben seni “Neyistan” diyecek kadar ince ve ulvi İsmail Hakkı Hazretleri ile baş başa bırakıyorum. Aldığım hayli tırnak içlerini sen kendin temaşa edersin. Yine de aşağıda bazı şeyler var.

ARABİ İLE MEVLANA’NIN BİRLEŞTİĞİ YOL 

Mesnevi’nin 13. beyti; daha bir çetin meseleye giriyor Bursevi. Ayne’l yakin mertebesiyle ilgili bir YANILSAMADAN söz ediyor. Birden, bazı genç (şairlerde) dehşet içinde tanık olduğumuz Antropomorfizm snopluğu canlandı gözümde. Bu terim, Tanrıyı bir insan gibi algılamak zaafını ifade eder. Psikiyatristi ilgilendirecek yanları da var. Acaba diyorum, Bursevî’nin “kötü itikat hastalığı” dediği biraz da bu mudur? Şairden şaire metastaz yapıyor gibi geliyor bana. Allah şuarâyı muhafaza eylesin. 3. beyitte, Kalbin iki yönü derken, ŞAİRLERİ özellikle ilgilendirecek şu: sadr konusu…ATTENTİON! Yerinde saymak yasaktır. Sonra, 4. beyit, son paragrafta bunu makule araz için, olmazsa olmaz bir önemde bence (tatlı yiyelim acı söyleyelim.) Ve, Bursevî Divanelik’e tarif getiriyor neredeyse. Gelelim en çetin cevize… 15 ve 16. beyitler bir arada. (Sururi ve ona tabi Mevlevi şerhediciler diye Suat Ak araya girmiş). Tüm edebiyat çevreleri, devlet ve hükümet erkanı ve hatta bilmem ki Milli Editim Bakanlığı çok yorumlu fakat az sorumsuz bürokratlar, katı, hakkını vererek, içimize dert edinerek okumalıyız. Son beyit: 18. beyit ne hoş bir sürpriz değil mi: “Şerh olunan bu 18 beyit Mesnevi’nin birinci cildi olarak kabul edilmelidir” diyor Bursevi. Aura’sı karizmatik Mevlana üzerine derin bir kitap yazmış olan Sezai KarakoçMevlana’yı Anadolu’da irfanın maya tutması bakımından ve etkileriyle bize verirken, şu tespiti de yapar: “… Mevlana Muhyiddin-i Arabi’nin bilgin katında bir nevi tepeden inme gelen hakikatine karşılık halkı yakalayan bir gönül gönüle söyleşidir. Halktan Hâlık’a yöneliştir. Mevlana’nın Anadolu mizacına bakarak izlediği yol, sevgiyle bulduğu, kerametiyle gerçekleştirdiği bir yol. Toplum, kurtuluşda büyük oluşumu gerçekleştirdikten sonra, Muhyiddin Arabi’nin yolu gün gelir, büyük istidatta Mevlana yoluyla birleşir. İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri’nde olduğu gibi, Mesnevi ile Fütuhat-ı MekkiyeMevlana ile Muhyiddin-i Arabi O’nda birleşmiş, kaynaşmıştı.Toplumda da öyleydi zaten.” 18 beyti şiir zevkiyle okumak isteyenlere Sezai Karakoç’un o çok hassas çevirisini hatırlatırız. İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri 1725’de ahirete irtihal eyledi. III. Ahmed’in büyük idealar devrinde, tercüme faaliyetleri iyice hararetlendiği bir yılda Bursevî’nin ilk 18 beyti Mesnevi’nin 1. cildi kabul etmesi benim için yeni bir bilgi oldu. Ukala ukalâ egolarıyla şişinenler buna ne diyecek acaba? Üstelik onların Sicill-i Osmani’deki İsmail Dede maddesinden de haberi yok. Hakiki büyüklerimizi sevememişler taifesi onlar, maalesef böyle.

(Star Kitap Eki, 05 Eylül 2012)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here