Kalp Aralığından Herkes’lerin Dünyasına: Bir Sabahı Uyandırmak | Eleştiri

0
536

Mustafa Nurullah Celep

KALP ARALIĞINDAN HERKES’LERİN DÜNYASINA:

BİR SABAHI UYANDIRMAK

Muhammed Mücahit Yılmaz’ın Bir Sabahı Uyandırmak adlı ilk şiir kitabı (İzdiham yay. 2015) iki farklı şiir tarzına uygun olarak kotarılmış bir duyarlık toplamından oluşuyor. Birinci bölümün içinde yer alan şiirlerde Yeni Hece duyarlığı gözetilerek kendine özgü bir yol-yordam belirlemiş Yılmaz. Bu şiirlerde ‘bir kalbin aralığından’ dünyaya bakan şairin, kaybolan masumiyete, yitirilen merhamete dair incelikli duyarlıklarla ördüğü bakışının egemenlik kurduğunu söyleyebiliriz. Bu bölümde Yılmaz, soyut ve bireysel konularla ilgilendiriyor kalemini daha çok. Bu soyut konular içinde modernite eleştirisi, ruh ve ahlak yitimi, betonarme hükümranlık, safiyetin kaybı, kan ve suç çağrışımları, sahte kardeşlik, dünyanın acımasızlığı ve karanlığı, yüreksizlik, dünyevileşme, duyarsızlaşma vb. izleksel öğeler, tematik iz düşümler halinde ‘çocukların şehrinden’ uzaklaşmayan şairin duyarlık haritasını belirliyor. Bu yazınsal haritanın koyaklarında Yılmaz, bir kalbin aralığından bakıyor dünyaya, şehre, hayata ve insana. Şairin bu bakışta, çocukluğunu, çocukluğunun safiyetini yitirmeyen tarafının ağır bastığını söylemeliyiz. İçinden, şairin lirik iç âleminden kan ve ölüm aksa bile çocuklara inanan bu lirik özne, ‘huzursuz’ bir şiir bilinciyle ‘dünyanın kalbini’ kırmaya, dünyayı olumsuzlamaya devam ediyor.

Arayış içinde bir şairdir Yılmaz, kendi saf özünü aramayı sürdürüyor, ‘çünkü konuşmak biraz şehir işidir’ de ondan. O yüzden bu bölümdeki şiirlere ‘şairin iç konuşmaları’ tespitinde bulunabiliriz. En umutsuz olduğu zamanlarda bile ‘Rabbin seni terk etmedi’ ayetinin umut yüklü nidasını ve yakarışını kuşanabiliyor, hakeza şairin dünya içre insanlara da sözü açık ve nettir:

‘‘Rabbin kimi terk etti ki’’ (s.31)

Bu anlamıyla ‘Yakub’un Merdiveni’ şiiri bu ilk bölümün özeti gibidir; bu şiir, dünyanın kötülüğüne karşı gözlerini yuman, duyarsız kalan insanoğluna edilmiş bir ihtardır:

‘‘Yum gözünü ve oku

Mutluluk duy rüyandan

Çocuğun gömleğini kan

tuttu

kan’’

Yılmaz’ın mısra kurma biçiminin çok anlamlı bir duygu ve düşünce alanına kapı aralayan bir söyleyişle şekillendiğini söylemek mümkündür. Yukarıdaki örnek mısralarda da görüldüğü üzere, Yılmaz kısa mısralarla Yeni Hece duyarlığı içinde devinse de söyleyiş biçimini ‘doğrudan ve net’ bir tutumla metne aktardığını, şiirleştirdiğini, şiirleştirip çarpıcı bir kıvama erdirdiğini gözlemliyoruz. Algılama yöntemi iç dünyaya ayarlı bile olsa özelden genele, tikelden tümele varan bir şiir atlasına ulaşabiliyor.

İşte asıl kitabın ikinci bölümünde, bu bireyselden toplumsala erişme çabasındaki duyarlık atlası, genişleyip epiğin çok boyutlu dünya projeksiyonuna doğru, kendine özgü yeni eklemeler, yeni izlekler katarak çoğullaşıyor, kalabalıklaşıyor.

‘Yol Haritası’ adını alan bu ikinci bölümle birlikte ilk bölümdeki dingin, içsel, içrek yazış biçimi ve duyarlanmanın yanında toplumsalın nabzının duyulduğu daha işlek bir mısra diziliş biçimlerine, nispeten de uzun şiirlere yerini bırakıyor.

Bu ikinci bölüme adını veren Yol Haritası şiirleri, Neo Epik duyarlığın yoklandığı, dışa, dış dünyaya, herkes’lerin dünyasına açılan şiirlerden oluşyor. Bu durumda bile Yılmaz’ın kalbin aralığından toplumsalın içerildiği konulara yönelik bir şiir bakışının olduğunu yukarıda izah etmiştik. Yani şairin kalkış noktası, şiirin kaynama yeri, ‘çocuğun bozulmamış tabiatına doğru’ olarak kalp ve yürek haritasıdır. Yılmaz, Yol Haritası’nda somutun alanında devinse bile somutun içindeki soyut izlekleri, iç duygu durumlarını yokluyor diyebiliriz. Bu durumda Yılmaz’ı toplumsalın bile bireysel boyutu ilgilendiriyor. O yüzden Neo Epiği yokluyor diyoruz, pür-epik bir şiir yazmadığı gibi lirik-epik kırması diyebileceğimiz bir kırılganlık ve geçişkenlikte işletiyor kalemini. Örneğin epiğin atmosferini çağrıştıran, son derece somut ve doğrudan bir söyleyiş biçimiyle başlayan bir şiir (‘kara bir gök, kısa bir hayat, haksızlık anıtları’ s. 50), başka bir şiirde soyut ve muhayyel bir genişlemeyle belirsizlik yüklü bir mısraya yerini bırakabiliyor: ‘‘geniş bir yolun üzerinde bakışmış/kaldırımlara hayal yükleyip çıldırmışım’’ (s.56)

Yol Haritası’nda Neo Epiğin yeni bir evresi olan Popülist Şiirlerin yer aldığını söylemek de mümkün değildir. Bu şiirlerde ‘yeni toplumcu duyarlık’ yerine dış dünya ilgisine ayarlı ‘toplumsal bir eleştiri’den bahsedebiliriz ancak. Bu anlamıyla Yol Haritası’nı oluşturan şiirlere ‘Neo Epiğin ilk dönem şiirlerini yakınsayan şiirler’ diyebiliriz. Bu durumda bu toplumsal eleştirilerden, topluluğun/halkın safında yer almak bir yana, herkes’ler, herkes’lerin dünyası da nasibini alıyor.  Bu eleştirilerin kaynağını da yine şairin kalp haritası ve özgül duyarlığı belirliyor. Misal vererek somutlayalım:

‘‘Herkes zalimdir kendi gözüne karşı

Gözünden kir akar şehrin içinde herkesin

Herkes hep dua eder ve hiç inanmaz

Kimse sormaz herkes ölüyor ama nereye

Kimse kimsenin derdini bilmez ama masalarda

Herkes herkese meze.’’ (s.54)

İlk bölümdeki bireyselin içinde toplumsalı yoklayış, burada toplumsalın içinde ‘modern şehirli insana eleştiri’ biçiminde tebarüz ediyor, şekilleniyor.

Yılmaz, hemen bütün şiirleriyle gittikçe duyarsızlaşan, dünyevileşme belasına uğramış modern insanı hep bir uyarma, ikaz ve ihtar çabasındadır. Soyut söylerken de somut konuşurken de ‘söz’le sınırlı kalmamayı, sözün ötesinde ‘bir adım’ atmayı, somut bir adım atmayı, sadra şifa olmayı, duyarlıklı/hassasiyet yüklü bir yaşamayı, maskelerle yaşayan insanlar olmak yerine vicdanlı ve ahlak sahibi bir Müslüman olmanın önemini, içten içe, satır aralarından satır boşluklarına, satır arkalarına dek duyurmayı ister gibidir.

Bizce, arayış içindeki Muhammed Mücahit Yılmaz artık bir yol ayrımındadır. Biz, insanları duyarlı bir dünyaya çağırma yolunun ‘Nutuk’ vb. şiirlerin güzergâhından geçilerek varılacağına inanıyoruz. Nutuk’un bu anlamda, dış dünya hassasiyeti, somut ve etkili söyleyişi, taraf tutan-tavır koyan net şiir bilinci ve vicdanın önüne öncelikli olarak ahlaki ilkeleri koyuşuyla şairin meramına, derdine-tasasına en uygun bir biçim ve içerik özellikleri taşıdığını söylüyoruz. Nutuk, sağlam duran yapısı ve duruşuyla bize göre Yılmaz’ın şiirleri içinde en güçlü ve örgensel bağı yüksek bir şiirdir.

Bunu bir öneri olarak alacaksa eğer, şair karar vermek durumundadır. Bize göre Yılmaz’a kendi özgün kumaşını kazandıracak olan da Nutuk üzerinden, Nutuk’un açtığı ve aktığı bir damardan nevi şahsına münhasır bir şiir çizgisi oluşturmasıdır.

Bir sabah uyanmak değil, ‘Bir Sabahı Uyandırmak’ der şair, insanı umuda, aydınlığa, iyimserliğe, iyi-doğru-güzel olana çağıran en uygun şiir damarı da kendi derdini taçlandıracak, boyutlandıracak ve kavi kılacak olan Nutuk vb. şiirlerdir. Kitabın içinde en çok beğendiğim bir şiir de olan Nutuk’un işlediği ve işletildiği bir şiir güzergâhında, Yılmaz’a kalıcılık niteliği kazandıracak olan da yine bu ve benzeri şiirlerdir.

Bu şiirin Türk Edebiyatının karakteristik vasıflarına en yakın seyreden bir şiir olduğunu söylemek gerekiyor.

Ve şair bu karar evresinde, süreç içinde ‘Bir Sabahı Uyandırmak’tan, millet eksenli ve millet merkezli ‘‘Bir Halkı Uyandırmak’’ bahislerine geçebilecek, umutlu ve yürekli bir eleştirel ahlaki bilinçle yol almanın kumaşını örecektir. ‘‘Adaletli bir intikamın gölgesinde’’ daha hassas duyarlıklara açılmanın yolunun Nutuk’tan geçtiğini şaire hatırlatıyoruz.

Bir sabah uyanmak değil, ‘‘Bir Sabahı Uyandırmak’’tır bu.

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here