Kalbi Sonsuzluğun Mavisine Boyalı | Barış Kavas | Hikaye Atlası

0
336
Barış Kavas

Barış Kavas

KALBİ SONSUZLUĞUN MAVİSİNE BOYALI

Şimdi her şeyi geride bırakmak üzeresin. İstiyorsun ki içinde zaman zaman beliren o mavilik satıhta kalmasın. Hayatına hayat olsun o mavilik. Ziya Osman Saba şiirlerinden fışkıran bir huzurla dolsun kalbin, muttasıl. Kronik yaraların muhteşem bir visalin merhemiyle iyileşsin. Ne yaptıysan bunun için yaptın. Aradığın buydu, akrep gibi bir yalnızlıkla imtihan olurken bile. Her şarkıda yükselen bir inancın oldu senin. Her mısrayla biraz daha alevlenen bir coşkun var. Üniversite birden beri bunu aradın. Sığ ilişkiler sana göre olmadı hiç. Bir yer vardı acının sözünün geçmeyeceği, bir yer vardı sadece Müteal ismi şerifiyle yıkanan. Hep o yeri aradın. Öyle bir yerin olduğunu fark edenlerin ilki değilsin sen. Ne büyük ruhlar geçmiş bu dünyadan, bazen adı tasavvuf olmuş bazen felsefe bazen hüzün olmuş çeperlerine sızan, bazen uçarı bir sevinçle kanatlanmışsın.

Sana şunu dedim hep. Kalbinden geçmeyen hiçbir sözü yazma. Sentetik olmasın yazdıkların. Ve sen hep öyle yaptın. Yüreğinde olmayan hiçbir kelimeyi kaleminle buluşturmadın. “Hakikate bigane kalmadıkça insanız, hakikate doğru adım attıkça değerli.” demiştin bir mektubunda. Seni hep sevdim Münib. İlk tanıştığımız gün yanında bir öğrencinle konuşuyordun. İsminin anlamını sormuştu sana. “Yönelen” demiştin sen de.  “Yönelen. Bir pusula gibi hep Allah’a yönelen”. “İl içi yer değiştirmeyle gelen edebiyat öğretmeniyim” dediğimde; “Oh, nihayet edebiyattan, sanattan konuşabileceğim birini buldun demiştin. Gözlerin parlıyordu. “Siz de mi edebiyatçısınız” dediğimdeyse aldığım cevapla şok olmuştum. “Yok hocam ben fizikçiyim. Atama bekleyen bir fizikçi. Ücretli çalışıyorum burada” demiştin.

Ta ilk o günden bugüne kadar hep tazeledin beni. O kadar konuştuğumuz şey, içinde dönüp dolaşıp geldiğin şey, aşk oluyordu. Aşk ve tabii ki Al Pacino. Coğrafya öğretmeni bir keresinde kulak misafiri olmuştu konuştuklarımıza. “Münib hocam ne buluyorsun şu Al Pacino’da deyivermişti. Basit bir latifeyi çok ciddiye almış, haykırmıştın ona. “Ümidi görüyorum, ihtişamı görüyorum onun oyunculuğunda” demiştin. “Sadece bir aktör oyunuyla nasıl bu kadar zirvelere çıkar?” Sonradan yumuşamıştın konuştukça. “Kırdıysam özür dilerim hocam. Konu Pacino olunca gönlüğümün taşkınlığına engel olamıyorum.”

Lise sonda yurtta seyretmişsin Al Pacino’yu ilk kez. “Ya ‘Carlito’nun yolu’ filmiydi ya ‘Büyük Hesaplaşma’ydı hatırlayamıyorum Furkan hocam bir türlü” diyordun. Bunu aynı bu şekilde üç beş kez duymuştum senden. Ama cümlenin sonunu tereddütünden arınmış olarak bitiriyordun. “Ne fark eder ikisinde de oynamıyor sanki, ihtişam himalayasının zirvesine yükseliyor.”

Ve tabii ki aşk. “Hocam kiloluyum belki de o yüzden reddetti beni Gül Hoca demiştin. Oysa reddettiği falan yoktu. “Siz sadece benim arkadaşımsınız hocam” diye cevap vermişti. Aslında bunun ilerisi için apaçık bir “Belki” olduğu çok açıktı. Sedat Umran’ın “Bana heyecan verir sadece bir belkisi” dizesindeki belki olduğu çok açıktı. “Ruhumu dantel dantel dört köşesinden işler” diye devam eden o şiiri o gün hatırlayabilseydin, çok şey değişirdi. “Tamam öyle olsun o zaman, ben sizinle arkadaş falan kalamam” demiştin Gül Hoca’nın yüzüne. Ah bu senin aceleciliğin. Oysa biraz konuşsaydın, onunla her şey farklı olacaktı. Hiçbir şey bilmiyorsan “Dünya sinemasından en sevdiğiniz aktör, aktris kim?” diye sorsaydın tatlı bir sohbetin munis iklimine çoktan dalmış olacaktın.

Ben Melbourn’e gelirken havaalanında “Furkan Hoca şahit olur mu kalbimin coşkusuna” demiştin. “Gelgitleri olan adamım ama sonsuzluğa olan aşkıma şahit ol. Bazen koruyamıyorum itidalimi, bazen sendelediğim oluyor, gönlümün geçmişten gelen karaltılarına yenilir gibi olduğum oluyor ama her şeye rağmen sonsuzluğa hasretim ben. Müteal ism-i şerifiyle yıkanan bir yer var, bir yer var Ziya Osman Saba şiirlerinden fışkırmış bir huzurla sükûnet bulan. Hep o yeri aradım ben. Sen tüm bunlara şahit ol hocam”

Diyecek bir şey bulamamıştım ki ağlamış, ağlamıştım ve şimdi sabah on gibi elime ulaşan mektubunda atandığını yazıyorsun, hem de ilk tercihine, hem de Gökçeada’ya. Öyle mutlu, öyle mutlu oldum ki dostluğumuzun güzel hatıraları hücum etti zihnime ve bunları yazdım…

Şimdi öğrencilerine bu sonsuzluk aşkını sezdirme zamanı, kırmadan, dökmeden, acele etmeden.

Seni Al Pacino sevgine, seni aşka olan o sonsuz iştiyakına ve nihayet seni Yüceler Yücesi Allah’a emanet ediyorum Münib kardeşim. Benim coşku dolu, benim kalbi sonsuzluğun mavisine boyalı kardeşim!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here