İsmail Kılıçarslan’ın ‘Bi Tur Ömer Hayyam’ Şiirine Değindik

0
675
Şair İsmail Kılıçarslan

ŞİİR DEYİNCE -29 / ALİ CELEP

[‘Bi Tur Ömer Hayyam’] [İsmail Kılıçarslan] [İtibar, Mayıs 2016]

‘ardımdan şöyle dersiniz: karışık olan kalbiydi kafası değil, sevmedi dünyamızı

bir ıssızlık olarak yaşadı işte tam şurada bir ıslık olarak dirilmeyi deniyor arada’

İsmail Kılıçarslan’ın artık nadiren okuduğumuz şiirlerinden birini, ‘Bi Tur Ömer Hayyam’ı konuşalım.

Şiir, Ömer Hayyam’ın dumanlı dörtlüklerinden yaşam almış.

Onun şarkılarından doğan hislerle çalışmış.

Çalışma, kafa kalp çatışmasının sonuçlarını irdeliyor.

Çatışmayı da yalnızlık temi üzerinden ele alıyor.

Bu temi, insanın aslına ricatı yolundan anlamlandırılıyor.

Şiir bana kızıl derili atalar sözünü hatırlatıyor.

Hatırladığım kadar şu mealdeydi:

Geçmişte olduğumuz gibi değiliz,

Gelecekte olmak istediğimiz değiliz,

Bugün olduğumuz da değiliz.

Neden böyleyiz?

Çünkü doğru olmadığını bildiğimiz bir hayatın maddi kalıplarına teslim edilmiş haldeyiz.

Doğru gitmeyen çok şey var ve fakat aciziz, olan bitenin böyle olup bitmemesi adına hiçbir şey yapmıyoruz.

Gerçeği dile getiren ifadeler de, olana, iyi, tabii, doğru, güzel olana yönelik etkin sonuçlar doğuracak biçimde işlev kazandırmıyor.

Böyle olunca şairin konuşmasının duygusal monologa dönüşmesi kaçınılmaz oluyor.

‘bu böyle olmayacak diyen kimdi hatırlamıyorum’

‘bu böyle olmayacak diyen benmişim, olmayacak böyle’

Şiirin mayasını katı gerçekler yoğurmuş.

Şu var ki nesnel bağlamda olana değil de kendinde olana daha çok odaklandığından kolay çözülen (eriyen) kişisel duyguların sarmaladığı cümleler dikkat çekiyor.

Bazen gerçeklerin, şiirin son kesitinden önceki pasajda özellikle, nostaljik bir havada ele alındığı bile görülüyor.

Şairin huzursuzluğunun umuttan geride palazlandığı parçaların, okuru duygulanmaya teslim ettiğini de belirtelim.

Bu parçalarda şairin vitrine aldığı sözcüklere bakalım: ‘yanak’ ‘eşsiz gülümseme’ ‘tüm mızraklı ilmihallerimde seni sevmek’ ‘kadın’ ‘elma’ ‘intihar’…

Şairin bu sözcüklerle aydınlattığı vitrinin ilk şiirlerinden bugüne onun gerçekle ilişkisini, giderek olan biten şeyler karşısında şahsi duruşunu belirlediğini söyleyelim.

Sözcüklerin kişisel/özel anlamlarıyla dolaşıma sokulduğu yerlerde, şiirin dramatik özelliğinin öne çıktığını görüyoruz.

‘Bi Tur Ömer Hayyam’ açıklama yükü çok şiirlerden.

Şairin yorumları anlamın oluşmasını kolaylaştırıyor.

Ses tonu şiir boyunca hemen hiç değişmiyor: kısık ses, kimi zaman mırıldanmalara dönüşüyor.

İki kişi (ses) var şairin içinde, birinci ses olandan konuşuyor daha çok, ikinci kişi ‘olandan rahatsız olanı’ temsil makamında konuşuyor.

Konuşmanın monolog tarzında gerçekleşmesine uygun bir yapıda diyeceğim.

Olanın, olması gerekenin dışında varlık kazanmasından duyulan rahatsızlık, şiiri yazma ediminin gerekçesi, şairin konuşma nedeni olmuş.

Konuşmanın teknik yapısı ise İkinci Yeni müktesebatından beslenmiş.

Birinci cümlenin son sözcüğünün ikinci cümlenin ilk sözcüğü olması bir yana, cümle içinde tekrarlanan sözcükler, şairin konuşma sırasındaki psikolojisini de açıklıyor:

‘boğazımda düğümlenen neyse onu nasıl

nasıl çıkacağını…’

‘meğer ki uyanmışım

meğer ki gençmişim…’

‘sanki mümkünmüş gibi, sanki mümkün

Sanki mümkün öykülerin en telaşlısı bu şiir..’

‘şiir dedim:değil

bir yara izi dedim: değil

‘argın bir savaşçı

gibi  de değil aslında…’

‘ricat borusu bu: herkes çekilmiş de ben kalmışım gerisinde siperin

siperin dediysem, yanağındır, mevzi dediysem o eşsiz gülümsemen

o gülümsemeyi korumak için bunca toz…’ gibi.

Kılıçarslan kendi yazgısında gerçekleşenin, toplumda da bir biçimde geçerli olduğunu düşünen bir şair.

Şiirin sonlarındaki ‘mevzi’ ‘mevzu’ ‘dert’ sözcükleri, kendi durumunu topluma, insanlığa genellediğini gösteriyor.

Tabii bunu kısmi toplumsallık içeren tepkiler olarak okumak gerek.

Kılıçarslan, cemiyetli şiirler yazdığı kadar duyguların götürdüğü şiirler de yazıyor.

Kimi zaman da kafasını kalbiyle denetlediği, bütüne olan bağı az ya da çok oranda değişen yoğunlukta akıl ve metafizikçi işlemin birlikte işlediği şiirler yazıyor, yazdı bugüne dek.

Bu şiirde olduğu gibi.

Bu biçim şiirlerde dikiş tutturabilmenin yolu, öznelliğin ve nesnelliğin sınırlarının farkında bir karakter olarak konuşmaktan geçer.

Kendi durumunu anlatırken diyeceğim, duygularının düşünceyle ilişkisini görebilecek, gözetebilecek, mümkünse geliştirebilecek özden konuşacaksın.

Bilhassa okurda böyle kolay yazıldığı havası yaratan şiirlerde, kolay değildir bu biçim konuşmak.

Kılıçarslan bu mealde çokluk iyi konuşuyor.

Sıfatların fazla kullanımı da olmasa, diyeceğim.

Kılıçarslan’ın şiirine, önce dürüst konuşmasıyla, sonra anlatmak istediklerinin derinliğini, sonunda mevzuyu kendi durumuna düğümlese de, çoğumuzun gerçek hali pür melaline değerek vermesi bakımından düşündüğümüzde iyi bir şiir diyebiliriz.

{Eleştiri Haber}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here