İnsanın Eğitimi ve Eğitimin Önemi Üzerine Hususiyetli Bir Yazı: Ateşin Demirle İmtihanı | Fuat Oskay Yazdı…

0
756
Şair - Yazar Fuat Oskay

ATEŞİN DEMİRLE İMTİHANI

Nüfusun büyük çoğunluğu eğitimden geçerken bireylerin her birinin neden aynı veya benzer entelektüel kültürlenme ve davranış düzeyinde olmadığı sorusuna ilişkin cevap sanırım yine tabiatın kendisinde gizlidir.

Toprağa ekilen her tohum filiz açmadığı gibi dalda tomurcuklanan her meyve de yenilecek kıvama gelemiyor.

Tarih boyunca binaların yapımında taş veya kerpiç kullanıldı; ancak her çamurdan kerpiç yapılamadığı gibi her taştan da duvar yapımında yararlanılamadı.

En mahir ustaların elinde örs üzerinde kızgın ateşle dövülen her demir, kılıç olmaya tav olamadı.

Nihayetinde insan da tabiattan bir parça. Tabiatın kolay bükülmezliğine o da tabi. Daha yaratılmadan dünya, bütün ruhların toplandığı Bezm-i Elest’te  “Kalu belâ” (Evet sen bizim Rabbimizsin) deyip yaratıcısının sözüne tanık olmuş ve Rabbi olduğunu tasdik ettiği yönünde söz vermemiş miydi insan?  Gel gör ki zürriyetlerin baba sülbünde yaratılışı esnasında veya anne rahmine yerleşip organik oluşumunu tamamlaması sürecinde yaratıcı, insanoğlunun fıtratına, kendisinin varlık ve birliğini tanıma yeteneğini yerleştirerek iman etmesi için yeterli donanıma sahip kılıp uygun tabirle “müslümanlık aşısı”yla aşıladığı halde hür iradesine dayalı serbest bırakılma neticesinde her insan sözüne sadık kalamadı.

Dağların, taşların yüklenmediği ağır yükü sırtlayan insanın pek azı bu sınavı kazanmıştır. Bu ağır yükü nispetinde kendisine büyük kavrayış ve anlamlandırma yeteneği bahşedilmiş ve üstelik başıboş da bırakılmamış hiçbir dönemde insan. Yeryüzü hep bir okul olagelmiş ve ilk öğretmenler de peygamberler olmuştur. Dizi dizi levhalar, sahifeler ve kitaplar gönderilmiştir eğitimi için insanlığın.

Bir gömlektir eğitim, bir kaftan. Kiminin üstüne tam oturur, kimine dar gelir, kimine küçük kalır, kiminde büyük durur. Kimi benimser çok giyer, kimi az. Her kumaştan gömlek olmadığı gibi her gömlek de her insana uymamıştır sonuçta.

Eğitim, bugün bildiğimiz formel manasıyla dört duvardan ibaret klasik okulda yapılmamıştır sadece. Bütün havzalarıyla toplumun bizatihi kendisi tarihten bugüne üstü açık büyük bir okul olagelmiştir. Hayat okuludur bu.  Yaşama ilişkin derin deneyimlere dayanan öğretiler burada elde edilmiş, feraset gözü açık  “arif ” diye nitelendirdiğimiz bireyler bu okuldan yetişmişlerdir. Alaylı eğitim merkezidir gündelik hayat okulu.

Alayın beri tarafında dört duvardan örülü bildiğimiz klasik mektepte ise teknik ve teorik eğitim verilmiştir. İlkçağ ünlü filozoflarından bugüne bütün düşünürler, okulun duvarlarla sınırlı tutulmayıp eğitimin her ortama yayılması gerektiğini savunmuşlardır.

İyiye, güzel ve faydalı olana yüzü çevirecek; doğru yola kanalize edecek eğitim her dönemde mevcutken cahillik, eğitim almamakla değil, almayı istememekle tarif edilebilir ancak. Gür ve coşkun akıp giderken ırmak, testisini doldurmamaktır cahillik. Bu durum en etkili öğretmenler olan tüm peygamberler döneminde de böyle, diğer devirlerde de.

Musa peygamberle Kızıldeniz’i geçtikten sonra bir rahmet mucizesi olarak gökten indirilen kudret helvası ve bıldırcın etiyle beslenen tebaa, peygamberlerinin kırk gün süren bir ayrılık ile Tur-i Sina’da davet edildiği tekellümden dönüşüne kadar geçen zaman içerisinde ziynet eşyalarını eritip böğürebilen bir buzağı heykeli yaparak ona tapınmışlardı biliyorsunuz. Musa peygamber güçlü bir eğitimciydi ve yalnız da değildi oysa.

Kişi, göğsü yarılarak ilim ile doldurulan, nuruyla bütün âlemlerin aydınlandığı merhamet pınarı peygamberin bulunduğu bir ortamda ve anda nasıl karanlıkta kalır?  Nasıl cahil kalır ve üstelik Ebu Cehil diye anılır hem de? Akıl alır gibi değil. Durum tek kelimeyle nasip olarak izah edilebilir ama destekleyici veya karşıt görüşler de öne sürülebilir tabii.

Eğitim mevzuunun yalnızca inanç unsuru ile irdelendiği yönünde diyalektik oluşturmak istemem; çünkü tarihsel süreçte işlenen diğer disiplinler için de durum aynen geçerliliğini korumuştur diye düşünüyorum. Aristoteles’ten  Lao Tzu’ya, Konfüçyüs’ten Havariler sonrasına ve oradan Jan Jack  Ruseo’ya, Martin Luther’e, Fransız İhtilali’ne, Reform, Rönesans süreçlerine ve yeni dünya düzeninin hüküm sürdüğü günümüz dünyasına kadar eğitim aynasına yansıyan hep benzer tablolardır.

Dünyanın en iyi okulunda, en iyi eğitim araçlarıyla eğitimi en iyi veren kişileri bir araya getirseniz de “almak istemeyen”e hiçbir şey veremezsiniz.  İbn-i Sina’nın deyimiyle kimse görmek istemeyen kadar kör; duymak istemeyen kadar sağır olamaz çünkü.

Aldığı eğitimi yaşadığı evrenin yıkımı için kullanma ise bu mevzunun dışında kalan ayrı bir boyuttur.

 

Fuat OSKAY

[Eleştiri Haber, 5 Temmuz 2018]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here