İnsana ve Şeylere Dair Empatik Hikayeler: “Ruhum Seni Tanıyor” Üzerine

0
552
Ruhum Seni Tanıyor, Gül Tanrıverdi'nin 2. hikaye kitabı..

Mustafa Nurullah Celep

İNSANA VE ŞEYLERE DAİR EMPATİK HİKÂYELER:

GÜL TANRIVERDİ’NİN ‘RUHUM SENİ TANIYOR’ ADLI HİKÂYE KİTABI ÜZERİNE(*)

‘‘Edebiyatın hayattan farkı, hayatın sınırsız detaylarla dolu olması ve dikkatimizi nadiren bu detaylara çekmesidir. Oysa edebiyat bize dikkat etmeyi öğretir’’ [James Wood, Kurmaca Nasıl İşler, s.52]

1.

Gül Tanrıverdi’nin hikâyeleri empati duygusuyla gelişen incelikli anlatımlardan oluşuyor. Anlatıcının empatik yaklaşımı, insanlara olduğu kadar insan dışındaki diğer canlı ve cansız varlıklara, özellikle de nesnelere yönelik ‘‘duyumcu bir özdeşim’’ diyebileceğimiz bir yazınsal tutumla biçimleniyor. Bu anlatısal biçimlenişte, cümle kuruluşlarının, doğal seyri içinde kendiliğinden kendi akarında ilerlediğini, akıcı-akışkan bir kanaldan söz, sözcük ve cümlelere ulandığını söyleyebiliriz.

Tanrıverdi, ‘doğal’ bir anlatıcıdır. W. Benjamin’in yokluğundan yakındığı ‘‘hikâye anlatıcıları’’ çağından bir yazar.  Anlatmayı seviyor. Buna sebep, yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, insanlara ve şeylere dair empatik yaklaşımıdır. Anlatmayı sevdiği gibi insanları ve eşyaları da seviyor. Onlarla derin, doğal, otantik ve özdeş bir duyumsal bağ kuruyor. ‘Yatan Hazine’ ve ‘Kara Vagon’ hikâyeleri bu açıklamaya örnek olarak gösterilebilir. Yatan Hazine temelde insan sevgisine dayalı olarak inşa edilmiş bir metin. Bir baba-kız hikâyesi. Tanrıverdi’nin hikâye kişileri-Yatan Hazine örneğinde olduğu gibi- babasıyla iyi geçinen, babalarına değer veren tipler. Usare’nin bir hikâye kişisi olarak başlı başına pedagojik-eğitimsel bir tarafı da var: Yatalak bir babaya Usare’nin, Kutlu Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ifade ettiği gibi, ‘öf’ bile demeyişi ve babanın bakımında gösterdiği özen ve titizlik, Yeni Kuşaklara örnek olabilecek tipte bir örneklik olarak dikkati çekiyor.

Hakeza Kara Vagon hikâyesi de cesaretli, özgüveni tam bir kız çocuğunun emaneti sahibine vermesine yönelik oldukça öğretici yönleri olan, bunun yanında terkedilmiş bir vagonla, en nihayetinde bir nesneyle olan, duyuşsal-duygusal empatik yaklaşımı ekseninde etkileyici, etkiler bırakan bir metindir. Bu iki hikâye de insanlara ve eşyalara değer veren bir anlatıcıyı, bir bakış ve ruhu şekillendiriyor. Bu anlatıcı, güngörmüş insanlara hizmette kusur etmediği ve yüksünmediği gibi ‘‘eşyanın da bir yüreği, bir kalbi ve ruhu vardır’’ anlayışını hikâye formunda sezdirmeye, hissettirmeye çalışıyor. Bu sezdirimde, dirimden/hayattan hareket ettiği veçhile, biçim ve içerik açısından da yazarın başarılı, dengeli, tutumlu ve ekonomik davrandığını pekâlâ söyleyebiliriz. Hikâye cümleleri ne tümüyle savruk ne de gelişi güzel bir kalem çalışmasını andırıyor. Hikâye dünyasının da karmaşık ve kaotik bir içlem taşıdığını söylemek mümkün değildir. Örneğin Kara Vagon hikâyesi, bugünün öyküsünde çokça rastladığımız üzere, tümüyle bir nostalgia-çocukluk anlatısı değil, içinde yer aldığımız dünya ile de anlama dayalı bağ kuran bir metin. Hikâyenin finalinde sosyal medyadaki bir çocukluk arkadaşını metnin yapısına dâhil ederek, Tanrıverdi, günümüz dünyasıyla da bir bağlantı, anlamın öne çıktığı ve metnin ruhuna katkı sunan bir bağ, kurduğuna tanıklık ediyoruz.

Bu durumda şunu ifade edebiliriz artık: Tanrıverdi’nin hikayelerinin öne çıkan en belirgin özelliği, insanlara ve şeylere dair empati duygusunu içtenlikle bünyesinde taşımasıdır. Bu empatik duyumcu hikâyeci tavrında anlatıcının konusuna ve nesnesine yaklaşımı, tüm önyargılardan ve yapaylıklardan uzak sahici bir yaklaşımdır.

2.

Gül Tanrıverdi, konularını ele alış ve düzenleyiş biçimi olarak soyut bir hikâyeci. Yazar konularını, insan ruhunun ve duygularının nüans yerlerini içlemsel düzlemde birbiriyle ilgilendiriyor. Dış gözlemden ziyade iç gözleme ağırlık veriyor, diyebiliriz. Yazar, modern hayatın kaos ve karmaşasına somut olarak maruz kalsa bile orada mündemiç duygulanımların nüans noktalarına incelikli bir hikayeci tutumuyla değinip dokunan yazınsal bir tavır sahibidir.

Gül Tanrıverdi, ‘öyküsel ileti’yi zarifane tarzda ifade eden, biçimleyen hikâyeciler zümresinden. Hatta aşırı bir yorumla kaydedecek olursak, Tanrıverdi için hikâye sanatı, ruhu eğitmek için var. ‘Öyküsel projeksiyonu’ insan ruhunun ve duygularının iç menfezlerine ayarlı ve odaklı. Bu meyanda toplumsal meseleler de insanın ruh evrenini ilgilendiren boyutlarıyla yer alıyor hikâyelerde. Bu anlamıyla, ‘İnsan Bir Sırdır’ örneğinde olduğu üzere, ‘çöp toplayıcısı genç bir şair’ de güzel şiir okuması ve ilgi alanıyla hikâyede estetik bir belirginlik kazanıyor. Tanrıverdi, insanı seven, insana değer veren bir yazar demiştik, çöp toplayan bir şiir gencinin bir etkinlikte güzel şiir okuması karşısında yaşadığı şaşkınlık, hikâyeye ruh eğitimi gözüyle bakan bir yazarın tanık olduğu ‘estetik bir kamaşma’ ve bir aydınlanmadır.

Arabalar Dışarıda Bırakılmamalı’ hikâyesi de bir başka açıdan, kapital nesnelere değil de ‘asıl insana değer verilmesi gerekir’ kıssadan hissesini hikâye platformu içinde duyuran oldukça düşündürücü bir metin olarak farklılaşıyor.

  1. Tanrıverdi hikâye sanatını ruh eğitimi olarak görüyor, dedik.
  2. Tanrıverdi insana yaklaşımda sevgi ve şefkat temelli hareket ediyor, dedik.
  3. Tanrıverdi nesnelerle içlemsel bir bağ kuruyor, dedik.
  4. Dördüncü ve temel bir nitelik de izleksel açıdan öne çıkan bir özellik olarak, insan sevgisini ve bu sevginin aşırı-yoğunlaştırılmış bir hali olan ‘aşk’ı eserinin yapıtaşı biçiminde konumlandırmasıdır, diyoruz.

Ruhum Seni Tanıyor’, ‘Kim Olduğumu Soruyorsun’, ‘Aynı Yerden Vurulmak’ ve ‘Seni Seyretmek’ metinlerinde Tanrıverdi, lirik ve içli bir şair bilinciyle duygulam dünyasının dökümünü, aktarımını yapıyor. Yazar bu metinlerde anlatmak yerine duyurmayı-hissettirmeyi tercih ediyor, çünkü metinlere egemen olan belirleyici ruh evreni, duygusal betimlemeyle birlikte şekillenen estetik-lirik-seçkin bir dünyadır. Bu dünyada duygulanımlarını belirginleştirme öne çıkan-farklılaşan bir tutum olduğu gibi pencerelerini topluma ve şehre açan diğer hikâyelerine de hep bu duygulanımsal izlenimcilik, atmosfer olarak hâkim oluyor.

Tanrıverdi’nin öykü algısı ve tematik alt yapısı, ruh’a, iç’e ve kalbe yöneliktir dedik, farklılaşan aşk izleğinin de bu yönelmeyle şekillenen belli-belirgin ve anlamsal bir ruh bağı taşıdığını ifade edebiliriz.

Samimiyetinden/içtenlikli anlatımından asla kuşkulanmadığım bu hikâyeler, bugün ‘‘öykü ortamı’’na iyice ve kötü bir biçimde egemen olan, oyuna ve kurgusal cambazlıklara dayalı ‘post öykü’ çılgınlığı yanında ve karşısında, çok daha dikkate değer ve takdire şayan bir toplamdır.  Gösterişsiz ve riyasız anlatımıyla incelikli bir eser ortaya koyan Gül Tanrıverdi’den daha nice özge hikâyeler okumak, hakkımızdır diyorum.

Kaleminize azim ve bereket yağsın Sayın Gül Tanrıverdi, siz yazın, biz okuyalım!

 

­­­­­­­­­ ————–

(*) Gül Tanrıverdi, Ruhum Seni Tanıyor, Okur Kitaplığı, Ekim 2016, İst.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here