İnsan Güzelliğimizin Bir Hikayesi: Çirkinler Kulübü | Cesur Gültekin Cesaretle Yazdı…

0
336

ÇİRKİNLER KULÜBÜ

Cesur Gültekin

Tabelayı görünce gözlerime inanamadım. ÇİRKİNLER KULÜBÜ yazıyordu. İlgimi çekti. İçeri girdim. Danışmada, çok çirkin bir kız oturuyordu. ”Başka kimseyi bulamadılar mı?” diye düşünürken, birden tabelayı hatırladım.

Neden heyecanlandığımı ben de anlayamamıştım. Sanki çirkin olunca kimse havalara girmeyecek ve her şey serbest olacaktı.

Garip bir heyecana kapılmıştım.

”Şeşşey, afedersiniz, kayıt olmak için gereken şartlarınız nelerdir?” diye sordum…

”Çirkin olmanız yeterli olacak beyefendi” dedi…

”Eee sonra ne olacak?” diye sordum…

”Sonrası kendiliğinden gelişir, toplantı ve geziler, maskeli balolar, grup dansların olduğu disco müzikli geceler… Veee daha bir sürü şey, sürprizlerle dolu bir yaşam…” dedi…
Sanki hayallerim gerçek olmuştu…

”Ta… Tamam, kayıt yaptırmak istiyorum” dedim heyecanla…

”İnşallah beni yakışıklı bulmazlar” diyordum içimden… Böyle dua edeceğim hiç aklıma gelmezdi, yaşam insana neler yaptırıyordu? Vay be… Ve de vay canına…

Aslında ben “öğrenilmiş çaresizlik” denen bir psikoloji içinde yaşıyordum… Küçüklüğümden beri yakın çevremde yaşadığım olumsuz olaylar yüzünden bende dış görünüş takıntısı oluşmuştu. Geçmişe dönüp baktığımda, insanların çekememezliği yüzünden moralimi bozan hakaretlere maruz kaldığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Nesnel karşılığı bulunmayan hakaretler ancak çekememezlik olarak izah edilebilirdi. Özgüvenimi yeniden kazanmama yardımcı olan çevre değişikliği sayesinde çirkin olmadığımı iyice anlamıştım. Aşkını bana ilan edenleri reddetmek zorunda kalırken, bir yandan da “Çirkin olmadığımı” keşfediyordum. YAŞAM TECRÜBEMDEN ÖĞRENDİĞİM, herkese aynı şekilde görünmediğimizdir.

Mesela, Leyla’yı çoğu kişi beğenmezmiş, hatta çirkin bulurlarmış, ancak, Mecnun’un gözleri başkasında değilmiş. Leyla’yı güzel gören gözler yalnızca Mecnun’da varmış..

HATTA PADİŞAHIN BİRİSİ MECNUNA SORMUŞ, LEYLAYI GÖSTEREREK, ”BU ÇİRKİNDE NE GÖRDÜN?” DEMİŞ. ”BENİM SARAYIMDA ÇALIŞAN EN ÇİRKİN KADIN BİLE BUNDAN GÜZELDİR,” DEMİŞ.

MECNUN ŞÖYLE DEMİŞ:”SEN MECNUN’UN GÖZLERİYLE ONU GÖRMÜYORSUN Kİ…”

Göreceli bir kavram olan güzellik, çirkinlik söz konusu olduğunda, cahiller yorum yapmaya dünden hazır bekleyip kalp kırmaya bayılırlar. İnsanın ruhunda böylece ister istemez, travma, iz bırakan olaylar oluyor.

Zamane gençleri sinirlendiğinde, yüzleri pırlanta gibi olsa bile sırf moral bozucu olsun diye birbirlerine ”maymun” diye seslenip küfretmeleri elbette ki üzücüdür…

Danışman kız, anlatmaya devam ediyordu.

”Öğle güneşinde, insanın en tipsiz göründüğü saatlerde yapılan başvurular öncelikli olarak dikkate alınacaktır.” dedi… İçimden ”sanki sınavla memur alımı yapılıyor, daha ne işi yokuşa sürüyon? Al işte kayıt yap… Bitsin bu kayıt işkencesi… Her şeye şart bulan, engel koymak için proje üreten yeteneğimiz burada bile nasıl kendini belli ediyor ” dedim içimden…

Yukarda eğlence vardı anlaşılan, müthiş bir müzik sesi ve sürekli kahkaha sesleri geliyordu.

Kaydım yapılmıştı… Çirkin olduğum için artık çok mutluydum. Bu heyecanı yukardakilerle de paylaşmalıydım… Basamakları çıkmaya başladım…

Çirkin kız ardımdan bağırdı: ”Güzelleşmeye çalışmak yasaktır. Elbiseler de yırtık ve çirkin olmalı.” İçimden, ”Yok daha neler” dedim… Ben basamakları çıkarken, çirkin kız kuralları anlatmaya devam ediyordu…

”Sizi yakışıklı bulanlar olursa kaydınız silinir ve bir daha asla çirkin olamazsınız” dedi… İçimden, ”Yeter ya kafam şişti… Bu kız iyice kafayı yemiş, çok da tın” dedim…

Basamakları çıktıktan sonra, üzerinde “uzay mekiğimiz” yazan kapıyı KORKU ve heyecanla açtığımda, gördüğüm manzara dehşet vericiydi; içerde kadınlı erkekli çok çirkin insanlar vardı; birisi ortaya çıkmış bir şeyler anlatıyor, diğerleri de kahkahalar atarak gülüyorlardı. Bir yandan da müzik çalıyordu…

Bir köşede, biri kadın iki kişi konuşup gülüşüyorlardı; “çirkiniiimm beniimm” diyerek birbirlerine övgüler yağdırıyorlardı. Bu nasıl bir övgüyse…

Beni yakışıklı bulmasınlar diye bakışlarımı sertleştirdim… Çünkü beni yakışıklı bulsalar şikâyet olacaktı, böylece kaydım silinecekti. Mimiklerimle çirkin görünmeye çalışarak aralarına karıştım.

Konuşmacı, gür sesiyle ”Çirkin ördek yavruları, kuğu olduklarında üyeliklerine hemen son verilecektir haaaa… Hah hah ha ha ha haaa” dediğinde kahkahalardan salon yıkılacak gibiydi… Konuşmacı sürü psikolojisini iyi kullanıyordu. İyi bir konuşmacı bile sayılmazdı. Çirkin konuştukça beğeniliyordu, çünkü adı üzerinde burası çirkinler kulübüydü…

”Adaletin olmadığı bir yerde gerçekten çirkin olan şeyler, insanın dış görünüşünden başka şeylerdir,” dediğinde alkışlar başladı…

“Başkalarının anasını ağlatanlar güzel görünmüş neye yarar? Güzellik içimizde olmalı bizim. Kimseye haksızlık etmeyin. Çirkin olun, ancak asla zalim olmayın. Çirkin olun, ancak kimsenin emeğini çalmayın. Çirkin olun, ancak asla ve asla içi boş güzel kabuklar olmayın… Çirkin olun, ancak insanları üzüp ağlatmayın… Çirkin olmayı kabul edin, ancak acılarla güzelleşen bir kalbiniz olsun. Bu kalbinizin güzelliğini hiçbir şeye değişmeyin. Oraya değişik renklerde çiçekler dikin… Ve Rabbim deyin, çirkin kalpli olmaktan sana sığınırım. Rabbim deyin, güzel kalbimle sana geliyorum. Rabbim deyin, bu dünyada yapacak hiçbir iyilik bırakmadım.” dediğinde salon coştu… Uğultular alkışlar birbirine karıştı… Ben de dayanamayıp alkışlamaya başladım…

Konuşmacıyı alkışlarken, ne kadar çirkin göründüğümü tahmin ederek kendimden çok gıcık alıyordum.

Bunlar doğum günlerini nasıl kutluyorlardı acaba? Merak etmiştim…

”Haydi, herkes istediğiyle dansedebilir, hatta istediğiyle öpüşebilir, nasıl olsa hepimiz çirkiniz, son kullanma tarihimiz de geçmiş, öyle değil mi?” diye bir ses yükseldi, ardından kahkahalar yeniden başladı… İçimden, ”Bu çirkinler amma da neşeliymiş” dedim… Artık güzellerle işim olamazdı, zaten çok hava atıp buzdolabı gibi yürümekten başka ne işe yaradıklarını hiçbir zaman anlayamamıştım, saatlerce süslendikten sonra buzdolabı gibi dolaşıp ne yapmaya çalışıyorlardı? Piramitlerin çölün ortasında nasıl yapıldığı bilimsel olarak açıklanamadığı gibi, bu da gizemini koruyordu…

Sonra, dans müziği başladı, ben hariç herkes birbiriyle dansetmeye başladı. Yine ortada kalmıştım. İçimden, ”Hayret” dedim, ”Hiç bir kategoriye sığmıyorum…”

Aşağıdaki çirkin danışman kız anlatmıştı, elbiselerin de çirkini makbuldü. Dans esnasında, elbisesi yırtık olmayan kişiler daha fazla göze çarpıyor, bunlar güya ayıp etmiş oluyorlardı.

Çirkin garsonlar, meyve suyu servisi yapıyorlardı. Garsonun birini durdurdum.

”Umarım, bu meyve sularının da son kullanma tarihi geçmemiştir. Bundan güzel çirkinlik olamazdı” dedim.

Garson, çirkin suratını sanki güzelleştiren bir kahkaha atarak, ”O kadar da değil canım” dedi. Bir bardak meyve suyu aldım. Ortadaki kolona yaslanıp dansedenleri izlemeye başladım, arada bir yanımdan geçen garsonların elinde dolaşan meyve sularından içiyordum. Heyecandan boğazım çabuk kuruyordu, kız istemeye gelmişim gibi içimdeki garip heyecan gittikçe artıyordu. Meyve suyunu yudumlarken, dans etmekte olan çirkin çiftler bana tebessüm ediyorlar, selam veriyorlardı, ben de aynı şekilde karşılık veriyordum…

Ne tuhaf, herkesin üzerindeki kıyafetler, yırtık pırtık içindeydi… Kıyafetler de çirkin olmalıydı. Elbisem yırtık olmadığı için utanmaya başladım. Yırtmaya çalıştıysam da olmadı. Kıyafetim yırtıksız ve güzel olduğu için rezil olmuştum. Herkes dansedip eğleniyordu.

”Şuna bakın, nasıl da maymuna benziyor” diyerek birbirlerini işaret parmaklarıyla gösterip kahkahalar atıyorlardı. Herkes, elbiseye varıncaya dek çirkin olduğu için çok mutluydu…

Kimse bana yüz vermiyordu. Çirkin olmadığımı düşünüp, bir köşede oturup ağlamaya başladım… Omzuma bir el dokundu…

”Aramıza hoş geldiniz…”

Artık her gün çirkinler kulübüne uğruyordum. Zamansız konuşmak da çirkinlik sayıldığından normal bir davranış sayılıyordu, konuşmacı daha lafını bitirmeden, ”sallama lan!” diye bağırmaktan daha çirkin bir şey olamazdı… Yani normaldi…

Çirkinlere hayran kalmıştım. Güzeller gibi şımarık değillerdi. Sebepsiz yere kimseye hakaret etmiyorlar, kendi hadlerini, harflerini biliyorlardı… Güzeller gibi kimseyi küçümsemiyorlar, kimseye tepeden bakmıyorlardı. O kadar güzelliğin yanında daha ne olsundu…

Herkese alçak gönüllü davranıyorlardı. İnsanın dış görünüşündeki çirkinlikler, kusurlar ALLAH’ın çizdiği resimler oldukları için aslında değerli ve öpülmesi gereken sanat eserleriydiler…

Benim çirkin kurbağam hangisiydi? En iyisi olayları doğal ve sanat akışına bırakmaktı. Beyaz atlı prens olmak da asgari ücretle bu zamanda pek kolay değildi… İçimden, “iyi ki çirkinler kulübüne katıldım. Çirkin olmak için herhangi bir masrafa gerek olmayacak… Ekmek elden, su gölden işler tıkırında gidecektir. Belki bana madalya bile takacaklar.” diye geçirdim içimden…

Tören konuşması gözlerimin önünde canlanıyordu. Bir sunucu şöyle diyecekti herhalde; “Çirkinliğiyle her zaman bize örnek olan yüce şahsiyeti alkışlarınızla kürsüye davet ediyorum.”
Çirkin suratımla renkten renge girerek, alkışlar arasında kürsüye doğru ilerlediğimi görür gibi oluyorum…

Mikrofonu tutup “Tırnaklarımla kazıyarak bu günlere geldim.” diyorum. Seyircilerin arasından gelen cılız bir ses:

“Neyi kazıdın abi?”

Basına kapalı maskeli baloya katıldım.
Timsah maskesini tercih etmiştim. Tavanda, çok renkli ışıklardan oluşan yanardöner lambalar bizden hızlı dönüp dans ediyorlar, çılgın müziğin yüksek tempolu ritmiyle, nağmeleriyle uçuyor, uçuyorduk… Benimle dans eden tavşan maskeli kızı topaç gibi dönderiyordum, ikimiz birlikte, diğer çiftlere nispet yaparcasına şov yapıyorduk…
Çirkinliğin de bir şerefi olmalıydı…

”Neden timsah maskesini tercih ettin?” diye sordu, benimle dans etmekte olan tavşan maskeli kız…

”Timsahın ne zaman yiyeceği belli olmaz da ondan akıllım” dedim.

“Tavşanı hafife alma timsah, onu yakalaması zordur. Belki de tavşan burnunu ısırır.” dedi.

“Timsah seni bir lokmacıkta yer” dedim.

Müzik değişince ağır ağır dans etmeye başladık…

Bu çirkinlerde garip bir cazibe vardı. Çözemiyordum…

“Dünya denen bu manevi yolculuğumuzda elimi bırakmayıp bana dua edersen, benim de son dileğim budur” dedi…

“Neden son dileğim dedin?” diye sordum…

“Boş ver” dedi, “şu an üzülmenin zamanı değil. Belki bir gün anlatırım timsah” dedi…

Birden üzüntüye kapıldım. Yoksa hasta mıydı? Gerçek yüzünü bile görmediğim birini sevmiştim, ona şefkat duyuyordum. Ne tuhaf…

Kısa bir sessizlik oluştu. Sessizlik, bazen korkunçtur. Sessizliği bozmak için konuştum.

“Biliyor musun? Güzeller, bir adım atarken bile saatlerce düşünmek zorundadırlar, çirkinlerin ise kaybedecek hiçbir şeyleri yoktur, endirekt koşmaya başlarlar” dedim.

Tavşan maskeli kız, “Yaşasın çirkinlik!” diye bağırınca, Salon coştu birden, disco müziği çalmaya başladı. Tavşan maskeli kız, “Anam beni bugün için doğurdu” diyerek inanılmaz bir hızla disco dansı yapmaya başladı… Ben daha önce böyle bir şey görmemiştim. Yerimde donup kaldım. Ağzım açık kaldı.
Artık, çirkinler kulübünde filozof gibi değerim düşer mi acaba diye kara kara düşünecek kimse yoktu, çünkü burada zaten herkes çirkindi. Bu yüzden, en inanılmaz dansları yapmak için çirkin olmaktan daha güzel bir şey olamazdı.

Bütün salon, inanılmaz bir hızla, tempoyla, dans etmeye başlayan kıza ayak uydurmuştu, dünyada ne kadar renk varsa yuvarlak tavan ışıklarından gelip bütün maskeleri dolaşıyordu… Bütün maskeli çirkinler, tavşan maskeli kıza uyum sağlamış, inanılmaz bir hızla disco dansı yapıyorlardı. Aklım durmuş beynim uçmuştu. Yerimde donup kalmıştım, rüya mı görüyordum? İnanılmazdı…

Tavşan maskeli kızdan gözlerimi ayıramıyordum, onun etrafında dans etmekte olan diğer maskeli çirkinler de çok yetenekliydiler.

Vaşak, Leopar, Yılan, Kurt, Kurbağa, Vampir ve Zombi maskeli çirkinler…

Bizim, şımarık güzeller gibi küçük bir adım atmadan önce bile toplama çıkarma işlemi yapmaya ihtiyacımız yoktu. Biz yaşamın ta kendisiydik… Kaybedecek bir şeyi olmayanlar için korkaklıktan da söz edilemezdi.

Bunu unutmadığım için mutluydum.

Sonraki günlerde, bana çok çirkin görünen insanlar sanki gittikçe güzelleşiyorlardı… Bunun sebebini anlayamamıştım… Bu duruma bir anlam veremiyordu, en sonunda dayanamadım, danışmaya koştum…

Oradaki çirkin kız da sanki gittikçe güzelleşiyordu. Aklımı kaçırmak üzereydim…”Neden böyle oluyor? Neden güzelleşmeye başladınız?” diye sordum…

”Kalbinle görmeye başladın bizi ondandır.” dediğinde, sanki karşımda GÜZEL BİR PERİ duruyordu…

”ARTIK HEPİMİZ BİRBİRİMİZİ GÜZEL GÖRÜYORUZ. YALNIZCA DIŞARDAN GELEN YABANCILAR İÇİN ÇİRKİN SAYILIRIZ. ANLAYACAĞIN, ÇİRKİNLER KULÜBÜ DEVAM EDİYOR AKILLIM” DEDİ…

ZATEN BİLİYORDUM. “ALLAH HİÇ BİR ŞEYİ ÇİRKİN YARATMAZ” DEDİM.

“ÇİRKİN GÖREN YALNIZCA KİBİRLİ BAKIŞLARDIR.” DEDİĞİMDE, DANIŞMAN KIZ AĞLIYORDU.

“NEDEN AĞLIYORSUN?” DEDİM.

”MASKELİ BALODAKİ TAVŞAN MASKELİ KIZ BENDİM, BENİ GÜZEL GÖRMENE SEVİNDİM” DEDİ…

“Dağa çıkalım timsah, bir ağacın altında hiçbir şey konuşmadan birlikte gökyüzüne bakıp ağlayalım mı? Evet, hiçbir şey konuşmadan saf, temiz bir sevgiyle bulutlara doğru uçalım mı?” dedi.

“Üzgünüm” dedim, “Ben yalnızca geceleri yakışıklı olabilirim. Gündüzleri sıradan çirkinlerden bile daha gerideyim.” dedim.

“Şanssız olduğuma beni böyle inandıran alçak ruhlu kalleş mahlûkları da Rabbim bildiği gibi yapsın” dedim…

“Aşkolsun, ben yalnızca ruhunu sevdim, karakterini sevdim, cesedini değil” dedi.

“Bilmem “dedim, “Buna bahse giremem, insan sevdiğine güzel görünmek ister, çirkin görünmekten bıktım usandım. Bir gün bile tatil olmaz mı? Yok mu?” dedim…

Eliyle ağzımı kapadı. “Dağların yerine konuşma” dedi. İşaret parmağıyla bana sus işareti yaparken, “Bulutların yerine de konuşma” dedi. “Herkes kendi sırasıyla konuşsun” dedi.

“Çıkalım dağlara artık timsah” dedi. İstersen ben külkedisi olayım sen prens ol, dedi..

“Orda ben de senin gibi, sessizlik istiyorum” dedim.

”Konuşmadan yalnızca gökyüzüne bakarken birlikte dua edelim mi?” dedim.

“Beni sırtımdan vurdular aşkım. Hep acılar çektim. Ben bu yüzden kendimi hep çirkin gördüm. Ruhen yıprandım. Elimi bırakma lütfen timsah” dedi…

 (Eleştiri Haber, Şubat 2019)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here