İçe odaklı ve dışa odaklı öyküler arasında “Uyanma Bildirisi” | Mustafa Nurullah Celep | Bir Hikayeden

0
671

Mustafa Nurullah Celep

İÇE ODAKLI VE DIŞA ODAKLI ÖYKÜLER ARASINDA “UYANMA BİLDİRİSİ”

İçe odaklı öyküler

Nuhan Nebi Çam’ın Bilge Kültür Sanat’tan çıkan son öykü kitabı Uyanma Bildirisi, iç ve dış dünyaya odaklı öykü tarzı ve konu çeşitliliği bakımından dikkat çekiyor. Çam, bir öykücü ve “hikâye anlatıcısı” olarak kalemini/projeksiyonunu bireysel temlerle ilgilendirdiği gibi bazı öykülerde toplumsala, halkın dünyasına açılan bir yazar duyarlığı da sergiliyor. Öyküde ama özellikle günümüz öykücülüğünde “hüzün” teminin sıkça kullanıldığını göz önünde bulundurduğumuzda, Çam’ın Türkiye şartlarında yaşayan bir öykücü olarak toplumsal duyarlığı olan öykülerde daha etkili ve başarılı bir anlatım formunu geliştirdiğini söylemek durumundayız.

Çam’ın söze konu ettiğimiz son hikâye kitabında öne çıkan bireysel izleklere gelecek olursa, “aşk” izleğinin çok belirgin bir biçimde hikâyeleştirildiğine tanıklık ediyoruz. Uyanma Bildirisi’nde aşk izleği, daha çok hüzünlü, duygulu, içli, şiirli ve melankolik bir anlatımla dışa vurulur. Kitabın ilk öyküsü olan “İstanbul Islanırdı”da karşımıza çıkan anlatıcı figür, hâl ve psikolojik bir iklim olarak melankolik bir ruh yapısına sahip, hüzünlü, duygu yüklü bir anlatıcıdır. Fonda bir İstanbul daima yerini korur. İstanbul bir şehir olarak betimlenirken de romantik bir duyarlığın şiir yüküyle yüklü izlenimlerine sıklıkla tanıklık ederiz:

“Ansızın İstanbul ıslanırdı.

Yıldız yıldız bir yağmur altında kalırdın. Gerçek hâlin ve gölge varlığın, hayalin bakışlarımın önünden gelir geçerdi. Sana bir türlü ulaşamazdım. Sevgilim, kadınım, yârim… Kelimelerin yetersizliğini görürdüm.”

Yine bu aşk izleği merkezinde kitabın genelini baştan sona tarassut eden bir laytmotif olarak “Süheyla” figürü de anlatıcı-yazarın yazınsal muhatabı olarak önemli bir motiftir.

Öykücü-Yazar Nuhan Nebi Çam

Öykücünün gelen/ek/le alış-verişi

Çam’ın modern bir öykü yazarı olarak Uyanma Bildirisi’nde “geleneğin tahtasında sanatını sınama” bağlamında geleneksel anlatı evreniyle ironik bir alış-verişine tanıklık ediyoruz. “Gül Martısı” ve devam öykü olan “Deniz Martısı” öyküleri aynı cihette kişileştirmedeki başarısı ve doğallığıyla da kitap içinde ayrı bir yerde duruyor.

Kitabın genelinde tekrar eden bir ritim unsuru olarak İstanbul, Aşk ve Süheyla motifleriyle birlikte “arayış” temi özelinde tasavvufî ögelere de tanıklık ediyoruz. Burada anlatıcı-yazara göre tasavvuf, bir iç-yolculuk ve ruhsal serüvenle birlikte bir arınma ve sağaltım pratiğidir. Kitaba adını veren “Uyanma Bildirisi”nde bu ögelere yer yer rastladığımız üzere “Boşluk” öyküsünde de tasavvufî bir iç serüven, bir atmosfer ve iklim olarak anlatım diline aktarılır. Hakeza Fatiha Tefsiri adlı öykü de taşıdığı iç gerilim ve anlatıcının nefsiyle/iç-beniyle cedelleşmesi bağlamında şekillenen sıra-dışı bir iç mücadele ve bir iç-serüven öyküsüdür.

Kitap içindeki “Müzisyen” ve “Bir Kadın Bir Anne Bir Çocuk” öykülerini “insanın kaderine dair” öyküler olarak okumaktan yanayım. Bu iki öykünün yazgısallık ve başkalarının dünyalarına açılma bağlamında Uyanma Bildirisi’nde ayrı yerlerde durduklarını düşünüyorum.

Uyanma Bildirisi’nde öne çıkan izleklerden biri de “ölüm” izleğidir. “Küçüğüm” ve “Çocuklar Öğrenmesin” adlı iki öykü ölüm gerçeğini çocuğun safiyet içre dünyasıyla ilişkilendirmesiyle etkileyici bir nitelik taşır.

Dışarının dünyasına odaklı öyküler

“Yenilmez Armada”, “Dünyanın Çocukları”, “Halep Oratoryosu” ve “Şahit ve Âşık” öykülerine “dışarının dünyasına odaklı öyküler” diyorum. Günümüz öykücülüğünde baskın olan temlerden -psikolojik bir eğilim olarak- anlamsızlık, saçmalık/absürdite, bunaltı, iç karmaşa, yersizlik-yurtsuzluk (biz buna vatansızlık yani bir toprak parçasıyla ruhsal-anlamsal-manevi bağı kalmamak diyoruz), bireyin iç-çıkmazları ve açmazları gibi soyut ruhsal formların ağırlığını ve yoğunluğunu göz önünde bulundurduğumuzda, bahse değer gördüğüm bu dört öykü, somutluğu, epik atmosferi, dış dünya duyarlığı ve toplumsala açtığı penceresiyle üzerinde durulmayı fazlasıyla hak ediyor diye düşünüyorum. Modern Türk Hikâyeciliğinin muhtaç olduğu sanat ve edebiyat kudretinin cevabi metinlerinin bu dört hikâyenin anlam evreninde mündemiç olduğunu iddia ediyorum.

Ve dört temelli ve köklü hikâyeyi tek geçiyorum.

Necip Tosun, Modern Öykü Kuramı adlı kitabında öyküde melankolik anlatıma dair öykücülere önemli uyarılarda bulunur. Mesela Melankolik dil ve duyarlığın nesnel bir biçimde kotarılması gerektiğinden bahseder eleştirmenimiz. Biz bundan, öykücünün anlatıcı-yazar olarak durumlar, olaylar, zaman ve mekân algısı ve hikâye kişileriyle arasına mesafe koyması gerektiğini anlıyoruz. Zaten Tosun da “dil ne kadar nesnel olursa etkileyicilik o derece artar” der, aynı bahiste. Bu minvalde -eğer eleştiri olarak görülecekse- Nuhan Nebi Çam’ın da öykülerinde mümkün olduğunca duygularıyla ve hikâye kişileriyle arasına mesafe koyması gerektiğini ve nesnel bir dil kullanırsa bu durumun Çam’ın öykülerini daha etkili kılacağını ifade etmek istiyorum. Hem böylece bu nesnel dil ve üslup tarzı Çam’ı kuşağı içinde belirginleştirecek, öyküde şiirselliğin çoğun ölçüsüzce kullanıldığı bugünün öykü atmosferinde farklılığını daha bir tebarüz ettirecektir. Örneğin söze konu ettiğim bu dört temelli ve köklü öyküler üzerinden giderek Anadolu sathına yayılan, Türk ve Dünya coğrafyalarına uzanan “gerçekli” hikâye anlayışını pekâlâ somut verimlerle taçlandırabilir, diye düşünenlerdenim. Eleştiri içre önerilerimizi kabul edip etmemek elbette yazarımızın tercihi ve takdiri çerçevesinde şekillenecektir.

Hürmet ederim.

[Bu metin sadece Eleştiri Haber’de yayınlandı]

25.12.2017

(söz ve yazı konusu esere ulaşmak için:

http://www.kitapyurdu.com/kitap/uyanma-bildirisi/433969.html

http://www.kitapyurdu.com/kitap/uyanma-bildirisi/433969.html )

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here