Hüzeyme Yeşim Koçak’ın Hayat 7 Renktir Adlı Deneme Kitabı Üzerine Yazdık | Mustafa Nurullah Celep

0
424
Denemeci Yazar Hüzeyme Yeşim Koçak

HÜZEYME YEŞİM KOÇAK’IN “HAYAT 7 RENKTİR” ADLI DENEME KİTABI ÜZERİNE YORUMLAR

Mustafa Nurullah Celep

Türkiye’de deneme edebiyatı, eski kuşak yazarlar ve eskimeyen yazılarıyla “mesele taşıyıcı” yönünü ve gücünü devam ettiriyor.

Biz deneme kitapları üzerine yazarken, söz konusu eseri üzerinde durduğumuz iki temel ölçütten hareketle ele alıyor, değerlendiriyoruz. Bu temel belirleyici ölçüt iki ayrı tarafa, veçheye bakıyor:

  1. Meselesi olan deneme
  2. Meselesiz, sorunsalı olmayan deneme.

Meselesi olan denemecilerin zihin evrenlerinde ve zihniyet dünyalarında Türkiye, Türkiye’deki hayat ve dünyanın ahvaline dair kafa kurcalayıcı soru/nlar, fikirler, görüş ve çıkış yolu önerileri, sorgulamalar ve eleştiriler hep bir konu/izlek etrafında dolaşır. Meselesi olan deneme yazarının Türkiye’nin ve dünyanın gidişatına dair bir derdi, onurlu/seviyeli bir yaşama için tasası, İslami şuur ekseninde temel bir endişesi, şekillendirilmekte olan dünyaya dair üst düzey bir “kaygusu” vardır. Bir sorunsalı, bir derdi olmayan denemeciler ise suya sabuna dokunmayan kaygusuzlukları, estetik hazzın içine hapsolmuşlukları, an’ın, şimdi’nin lezzetini çıkarma gamsızlığı, metinperest bir yaklaşımla hayattan ve dünyadan uzak içe çevrik zihinsel algıları, sağlıksız patolojik bir edebiyatı süründürme gayretkeşlikleriyle hep bir kısır döngünün çıkışsız boğucu ikliminde nefes alırlar.

Meselesiz denemecilik patolojik bir edebiyattır. Asıl ve esaslı bir meselesi olmayan deneme yazarı, patolojik bir edebiyatın çevreni etrafında devinip durur. Çünkü çıkışsız bir edebiyattır meselesizlik… Bu durumda yazar, metnin/metinselliğin oyuncul çemberi içinde sonuçsuz patinaj yaparak bizi (burada metnin alımlayıcısı olan okuru) hayat ve dünya ile olan asli bağlarını gevşeterek bir anaforun içine yönlendirir.

Meselesi olan denemecilik… Asıl ihtiyacımız olan budur.

İşte bu minvalde köklü/şuurlu bir derdi olan deneme yazarlarından Hüzeyme Yeşim Koçak, yukarıda izah ettiğimiz ölçütlerimizden temel koyucu vasıflarıyla birincisine tekabül ediyor ve “Hayat 7 Renktir” adlı deneme kitabıyla, bize/okurlara dünya hayatına dair ciddi “kayguları” olduğunu eseriyle ispat ediyor.

Hüzeyme Yeşim Koçak’ın Meseleleri Nelerdir?

Düş-gerçek karşıtlığı

Koçak, “Uçmak artık kolay değil” adlı denemesinde, teknolojik ilerlemeyle birlikte hayal atmosferinin de artık sınırlı bir hâl aldığını, eşyanın genişlemesiyle yüreğin daraldığını, düş gücünün gittikçe sönümlemeye uğradığını uçak yolculuğu örneğini vererek gayet düşündürücü ve etkili bir biçimde dile getirir. Söz konusu yazının son iki cümlesi de yoruma, yorumlamaya, çağrışıma açık bir finalle biter:

“Uçmak artık kolay değil ey Sevgili

YÜREK YOK eskisi gibi” (s.15)

Biz bu iki cümleyi, “yüreklilik ve cesaret yok” şeklinde yorumladık. “Eskiden yürekli âşıklar, cesaret yüklü yolculuklar vardı. Şimdi yok” şeklinde yorumladık. Şimdi kayıt ve şartlarla bağlıyız birbirimize. Sevgilerimiz de hayallerimiz de kayıt ve şartlara bağlı. Dolayısıyla hayal evrenimiz de bir şeyle mukayyet, merbut, sınırlı. Bir önceki paragrafta geçen şu cümleyi de bu minvalde yorumlamak mümkündür:

“Evden eve, dünyadan dünyaya coşar, taşardınız.” (s.15)

Şimdi böyle coşkunluklar ve taşkınlıklar yok, çünkü YÜREK YOK!

Ölüm, acziyet, ayrılık ve acı izlekleri

Koçak’ın ölüm izleğine dönük algısı, dinî/tasavvufî bir içerikle biçimlenir, dışlaşır. Ölüme dair şu tanımı “veciz söz” diyebileceğimiz kısa, öz ve derin bir muhteva taşır:

“(Ölüm) emanet, fanilik, ayrılık duygularını; hayatın bir masaldan, bir hikâyeden ibaret durumunu, kısa bir rüya hâlini sezdiğimiz Bakî’yi bütün şiddetiyle bağıran muhteşem bir serencamdır.” (s.26)

“Her ölü, bir mânâda saygıdeğerdir. Çünkü ‘insandır.’ Duruşumuz, insana ve Âlemlerin Rabbine tâzimdir.

Cenaze namazı kılınır ve kabre giden yolda son kez sevgili bir selâm yollarız ölümsüz ruha, canlara.” (s.26)

Burada yazarın hayat ve ölüme Allah’ın yarattıkları muvacehesinde teslim bir bakışı, mümince bir duruşu, tevekkül ehli bir duyuşu vardır. Yazarın acziyeti kavrayış biçimi de Müslümana özgü, Müslümanca bir duyarlıktır:

“Adımız başka başka yazsa da hep ACZ. Vaziyetiniz ne olursa olsun daima acz içindesiniz.” (s.32)

Dolaylı yoldan yazar, burada şu mesajı verir: Âdemoğlu fazla böbürlenmemeli, kibirlenmemeli, çok fazla uçmamalı, der gibidir suhuletle. Günümüz Z Kuşağı yazarının da bize göre bu mutmain olmuş ACZ duygusuna fazlasıyla ihtiyacı var, diye düşünüyorum. Doğrudan, direkt, lafı eğip bükmeden…

Koçak’ın kaleminin bir diğer özelliği de özde bir konuyu belirginleştirirken fonda bir hikâye ve hikâye anlatımını yedeğinde taşımasıdır. Buna örnek ise “Ayrılık ve acı okumaları” adlı metnidir. Burada temel belirleyici fon ise ayrılığın verdiği hüzün duygusudur.

Meselesi olan bir yazar olarak Hüzeyme Yeşim Koçak’ın çıkışsız bir kalemi yoktur. Tümüyle olumsuzlamacı bir dil ve üslûpla bir felaket tablosu da çizmez mesela. Hayatın ve dünyanın sahteliğinin farkındadır ama mesela dünya hâllerinden, insanlık durumlarından bahsederken bile ruhu güzelliğe çevrik, kalbi/gönlü inşiraha açık köklü bir umut duygusu muvacehesinde hareket eder, kelâm eder, söz alır, söz söyler. Bu anlamda dünyanın yapıntılıklarından, sahteliklerinden bahis açarken “karamsar bir yazar” tablosu çizmez. Bazen de ironiden el alır; neşeli bir kız çocuğu tutumlarıyla paragraf içinde ironik yazınsal bir davranış sergiler. Yıkımdan, göçükten yana değil, güzellikten, umuttan ve hayattan yanadır. Çünkü hayat 7 renktir ve siyah beyaz değildir. Hayat yaşanmaya, insan bakılmaya, güzellik tadılmaya değerdir, karamsarlığa/kötümserliğe yer yoktur.

“Üstelik olumsuz gibi gözüken gidiş, hadisat, yıkım vs. diye nitelendirdiğimiz şeyler; belki ilerde sağlam bir yönün, bir hayrın güzelliğin edebin basamaklarını oluşturacak, işleyen süreçte nice ibret levhası yoklanacak ve ufuk açılacaktır.” (s.39)

Yazarın dünya hayatına bakışı “Dönüşünüz O’nadır” hükmü çerçevesinde mümin/mütevekkil bir bakıştır. “Basamaklar”, “Kapıların Ardı”, “Böcekler Ballar Fidanlar Üstüne”, “Küçük Sevinçler” adlı yazılarını da göz önünde bulundurduğumuzda, Yazar Hüzeyme Yeşim Koçak’ın, hayatın ve dünyanın gelip geçici oluşunun farkına varmış bir “Bilge Kadın” edası ve üslubuyla söz alıp konuşup yazdığına tanıklık ediyoruz. Bugün bir elin parmaklarını geçmeyen 3-5 yazarın dışında, bu bilgece bakıştan 2000-2010 Kuşağı yazarları olarak mesafelerce uzak olduğumuzu kuşaktaşlarıma hatırlatırım. Bugün Türkiye’de yazılan edebi yazıların birçoğunda güngörmüş olgun bir yazar tavrı yok. Birçoğu havai veya havai fişek gibi rengârenk bir hayallenmenin, derin ve köksüz bir boşluğun içinde dönenip duruyorlar. Ve yine birçoğunun kalemi, hep bireysel izleklerle sınırlı. Yazara karakterini veren şey, yapma-yapıntı nesneler olduğu için de kalemi ve kelâmından sudur eden sözler, bozbulanık bir ırmağı anımsatıyor. Tıpkı yazarın “Güzelleşiyoruz” metninde ifade ettiği gibi, hayattan kopuk yapay bir estetiğin doğal olmayan soyut dünyası içindeler.

Bugünün yazarının Hüzeyme Yeşim Koçak gibi “derin bir bilgeliğin” ruhundan seslenen yazarları okumaya önemle ihtiyacı var.

Velhasıl kelam, ferdî/toplumsal kokuşmayı yaşadığımız bir zaman diliminde Koçak’ın “Hayat 7 Renktir” adlı incelikli bilgelikler kitabını içtenlikle öneriyorum.

“Hayat 7 Renktir” kitabını okuyup bitirdiğimde bir Ahmet Haşim tadı duydum. Koçak, geleneksel deneme edebiyatından beslenen bir yazar, bir kalem işçisi.. İşte bu kitabı, Hayat damarları canlanmakta olan kültür dünyamıza, asli rayına oturma çabasındaki eğitim camiasına, kibirden, kin ve nefretten burnu kaf dağında olan edebiyatçılar topluluğuna, Türkiye’nin yüzyıllık kangren olmuş yaralarına merhem olma azmindeki yöneticiler/idareciler zümresine, Tutunamayanlar eseriyle birlikte hayatta da tutunamayan boşluksu boşlukçu çürük çarık benlikli arayış içindeki hayat kırgını kişilere/yazarlar topluluğuna, hayatın ve dünyanın temel ve öz anlamına dair ciddi soruları, sorgulamaları olanlara, Dünyevi sobalarda ihtiraslarını ısıtan muhteris kalp kırgınlarına, zamanın eskitemediği fotoğraflarına bakıp içlenme sanatında usta olanlara, kalbi kırıklara, çile yolcularına, gül zamanı sevgiliden başka tabip beklemeyenlere, semavî bir esintiye hasret kalanlara, sevgiye inançlı ve azimli olanlara, kedileri sevenlere, ehl-i muhabbet yürekli kişilere, güzel ve mutlu doğuşa inananlara, gönlü imar eden bilgelerin bir sözüne meftun olanlara, mânâ ırmaklarında yunmak, mânâ denizlerinde kulaç atmak, mânâ iklimlerinde nefeslenmek isteyenlere içtenlikle yürekten tavsiye ediyorum.

Değerli yazarımız Hüzeyme Yeşim Koçak Hanımefendiyi muhabbetle selamlıyorum…

{Eleştiri Haber, Şubat 2019}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.