Himmet Karataş’ın İlk Hikaye Kitabı Üzerine Yazdık | Mustafa Nurullah Celep | Bir Hikayeden

0
473

Mustafa Nurullah Celep

HİMMET KARATAŞ’IN ‘MİSTİK YOLCU’ ADLI HİKÂYE KİTABINA DAİR YORUMLAR (*)

Gündelik hayatın içinden doğan hikâyelerle ‘Eğitim Hikâyeleri’nde daha başarılı ve etkili olduğunu görüyoruz Himmet Karataş’ın. Nasıl ki Nevzat Akyar modern hayatın içinde hikâyeci yönüyle ve hikâye algısıyla bir hikmet arayışında ise Himmet Karataş da gündelik hay-huy içinde göz ardı ettiğimiz doğaya odaklanıyor, yoğunlaşıyor. Böylece doğadaki varlıklara yönelik şiirsel duyarlığı ile kalıcı olmaya namzet metinler çıkarıyor ortaya.

“Alış veriş sepetini boş bıraktı ihtiyar. Reyonları sıradağlar gibi geçerek. Heybesini alıp ardıcın gölgesine koştu. Başak ve reyhan kokuları bırakarak ardında…” (s. 24)

Karataş’ın söz konusu Eğitim Hikâyeleri de başlı başına müfredata dâhil edilebilecek düzeyde öğretici boyutları olan ve aynı cihette şairce hassasiyetleri içinde barındıran güzel-estetik-eğitsel metinlerdir. Mesela yukarıdaki izahatın ilk kısmına, gündelik hayatın canlılığını duyurma anlamında, “Yorgun Bekleyiş”, “Fesleğen Adam”, “Bir Parça Huzur” hikâyeleri pekâlâ örnek gösterilebilir. Zira çünkü bu hikâyeler hayatın içinde ihmal ettiğimiz canlıları, nesneleri ve insani değerleri işaret ediyor oluşlarıyla dikkate değer metinlerdir.

İzahatımızın ikinci kısmına uyan metinlerse kitabın ikinci bölümü olan Alfabe Masalı’nda yer alan, Eğitim ağırlıklı anlatımsal ögelerle şekillenmiş sembolik değeri de olan hikâyelerdir, diyebiliriz.

“Sadece okumayı yazmayı değil, yürümeyi de öğrettiniz bize. Dik durmayı da… Yürümenin bile bir sanat olduğunu bilmiyorduk oysa… Hayata attığımız ilk adımda elimizden tuttunuz-ki kalem tutmaktı bu ilk adım-. Kendi ayaklarımız üstünde durmayı ve hep bağışlamayı öğrendik. Bir merhamet ateşiydik sizinle köyümüzü ışıtan ve ısıtan.” (s.82)

Felsefi hikâyeler de yazıyor Himmet Karataş. Bu anlamda Mistik Yolcu,  hikâye sanatında çeşitli alt türlerin denendiği ve derlendiği zengin alaşımlı bir demet sunuyor okuyucuya. Felsefi hikâyelere, “Hiçbir Şey Öncesi” ve “Nefir” hikâyelerini örnek gösterebiliriz.

“Çömeldi.

Toprak gökyüzüyle sürüklendi ayaklarının altından. Irmaklar ha bire ölümü kovalıyordu.

Bu kovalanandır çağıran bizi dedi kendi kendine. Tez denizlere ulaşmak gerek!” (s. 15)

Hikayeci Himmet Karataş

Bunun yanında şiirsel hikâyeler de deneyimliyor Karataş. Mesela şiir yüklü denemelerde düpedüz lirik bir şiir yazıyor Karataş. Somut olarak hikâyeler anlatmak yerine mısra mısra örüyor metinlerini. Orada tümüyle konuşan ve yazan Karataş’ın şair karakteridir. Ama nedir, Nevzat Akyar’ın şiirsel metinleri için söylediğimiz sözleri bu sefer Himmet Karataş için de ifade edebiliriz: Her gün onlarca kültür-sanat sitesinde, her ay yüzlerce edebiyat ve öykü dergisinde tanıklık ettiğimiz benzer duygulanımlardan ibarettir bu tip metinler. Öyküde aşırı şiirselliğin “anlatım olarak hikâye’nin karakteristik vasıflarını yabancılaştırdığını, doğasını bozduğunu düşünüyorum. Dozunda bir şiirselliğe veya büyülü gerçekçi bir anlatıma da yönelmek gerektiğini düşünüyorum. Ama hikâyenin yaratıcı bir yazma deneyi olarak tümüyle şiirselin bölgesinden geçirilmesini, duygusallığa hapsedilmesini de onaylayanlardan değilim. Yenilikçi bir tutumdan uzakta kalınsa da klasik ölçülerde olay aktarımlı bir “hikâye dili”nden de vazgeçmemek gerektiğine inanıyorum. Diğer türlü örnekleri ama birörnekleri çoktur bu denemelerin. Himmet Karataş’a da bir hikâyeci kişiliği kazandıracak olan yukarıdaki paragraflarda bahsettiğim Eğitim Hikâyeleri ile gündelik hayatın yoğunluğu içinden kotarılmış bir nesnel bilinçle yazdığı klasik ama okuyucunun algı dünyasında kalıcı izli davranış değişikliğine ve etkilenimlere yol açan hikâyelerdir…

Her iki hikâyecinin de klasik bir gereçler dünyasıyla, geleneksel bir hikâyeci algısıyla metinlerini yoğurup inşa ettiklerini ifade edelim. Klasikte değişmeyeni aramanın mümkün yolunu da yukarıda ifade ettik. Her iki hikâyecinin de yazınsal kompozisyon olarak metaforik bir dil ve anlatım örneğini sergilediklerini ifadelerimize ekleyelim. Bir öneri olarak sunulacaksa eğer, iki hikâyeci de metaforik ve poetik dili en aza indirerek hatta mümkün olduğunca somut hayatın içine inerek, buradaki olağan ve olağanüstü durum ve olayları alabildiğine duygudan arındırılmış nesnel bir dille anlatmanın derdine/kaygusuna düşmeli derim. Çünkü suya sabuna dokunmayan, sterilize edilmiş estetik bir duyarlığın dünyasal yaralarımıza merhem olabilecek hiçbir mecali yoktur.

Bu minvalde Türk Hikâyeciliğinde Sabahattin Ali ve Orhan Kemal metinlerinin yeniden güncellenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bahusus Sayın Himmet Karataş’a Eğitim Hikâyeleri ve Gündelik Hayat bahislerinde ve gerçekliğin vurucu-sarsıcı bir kavrayışla dile aktarılması konularında bu iki hikâyecinin metinlerini tek celsede önerebilirim. Bugünün Modern Öykü Estetiğine bir Orhan Kemal aşısı vurulmasının önemine inanıyorum. Elbette birebir tekrar ederek değil, günümüz koşullarında toplumsal duyarlığı tazelemek-yenilemekten bahsediyorum. Nitekim Karataş’ın hikâye damarına Orhan Kemal bakışının yeni bir açılım getirebileceğini söyleyebiliriz. Soyut ve belirsiz ve metaforlarla örgülenmiş bir öykü dilinin bugünün karmakarışık sorunlarına bir çare/umar olabileceğini sanmak, depar atılması gereken dünya-hayat koşusunda patinaj yapmak gibi gelmiştir okuma ve yaşama algılarıma. Himmet Karataş’ın hikâye atlasına Sabahattin Ali ve Orhan Kemal gerçekçiliğini önemle öneririm…

Yazar, hayatın içinden yoğunlamasına geçen bir hikâye algısıyla, toplumsal gerçekliklere de projeksiyonunu uzatmalı-yöneltmeli diyorum ve söze/yazıya noktayı koyuyorum.

 

 

(*) Himmet Karataş, Mistik Yolcu, İbrişim Kitap, Şubat 2018, Bursa.

[Eleştiri Haber, 24.05.2018]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here