Hay´dan Gelip Hu´ya Giden…| Mustafa Nurullah Celep | Eleştiri

0
651

HAY’DAN GELİP HU’YA GİDEN:

CEM MEHMET EREN’İN “LA” ADLI ŞİİR KİTABI ÜZERİNE

Mustafa Nurullah CELEP

Her şiir bir serüven duygusu barındırır içinde, bazı şiirler varoluş macerasını deneyimler, O’ndan gelip O’na giden bir yolculukta bir güzergah, bir barınaktır şiir. Varoluş macerasını imleyen şiirlerin belirgin bir özelliği de soyut, yoğun ve sınırları geniş bir dünya sunmasıdır muhatabına. Şiirin anlam katmanları şiiri her okuyuşta yeni ve özgür/özgün bir dünyaya kapı aralar. Modern imgeci şiirin niteliklerindendir bu. Anlatıcı figür, evrenini simgelerle örgüler, sözcüklere, sözcük birimlerine, imge, nesne, olgu, olay, görüntü ve seslere sembolik anlamlar yükler. Sözcüğün simgesel bir değeri olduğu gibi arka planda kişisel bir hikaye de yer alır. Felsefi bir öz, metafizik dip notlar, metafizik çıkmalar, şiirsel algıyla biçimlenmiş yeni ve soyut anlam demetleri, söylencesel, mistik bir dünyaya ait göndermeler, tarihsel bir evren ve insan algısı da barınır bu şiirde. Sözcüğün anlamsal yükü dediğimiz şey, kültürel dünyayı içine alan sembolik örüntünün karmaşık, çetrefil, derin bir algıyla oluşmuş şiirsel yapı taşlarından sadece biridir. Metni tematik bir okumaya tabi tutmak, bize anlamın tarihini verir. Biçimlerin de yaşadığı bir serüven ve tarihsel bir macerası vardır.

Cem Mehmet Eren’in “la” adlı Mühür Kitaplığı’ndan çıkan bu şiirsel toplamı, lirik anlam yapısı ve soyut ifade biçimleriyle okuyucuda felsefi tadlar bırakan, Ademoğlu’nun yaşadığı varoluş macerasına dair derin öykülerin yer aldığı özgün bir dünya biçiminde okumayı denedim.

Eşik Şiirlerden oluşuyor Eren’in şiirleri. Uzun ve geniş bir algıyla sınırsız bir eşiktir, bir yeryüzü serüvenidir anlatılan. Hay’dan gelip Hu’ya giden bir adamın gerçek bir tarih bilgisiyle örülmüş hikayesidir bu.

‘yediye dürülmüş bohça
açılırken kat kat
gölge boşluğun rahmine düştüğü anda
doğdu la’ (s,9)

Yaratışın özüne inmek isteyen bir özne yer alır la’da, metafizik bir zeminden konuşur. Fazlasıyla soyut ve söylencesel tarafı olan bir zemindir bu. Her şiir bir hikayeyi imler, kimi tarihsel kimi kişisel hikayelerdir bunlar. Yaratışın özüne inmek deyişimizden kastımız ‘la taayyunu’ ibaresiyle göndergesel anlamını açıda çıkartan Varlık’ın var olmadan önce ilk halidir.

‘şiir meraktır
la taayyunu biraz da’

Varlık ve Zaman’ın katlarını açımlayan bir şiir Eren’in yazdıkları. Kitap dört bölümden oluşur ve her bölüm, dört ayrı zamanı, Arz’ın başlangıcından Ademoğlunun bugününe bölümler halinde anlık durumlar ve simgesel hikayelerle aktarılır. Oluş fikrinin hakim olduğu birinci bölümde, modern insanın yaşadığı ruh daralmaları ve çıkmazlarına, şiirsel öznenin deneyimlediği varoluş hali üzerinden çıkış önerisinde de bulunulur.

‘bana göre değil koltuklar
sağanak yağsam
dedemin duaya açılmış eline
yağsam mesela
eski bir şarkının nakaratına’ (s,27)

İkinci bölüm siyasi göndermeleri olan şiirlerle ıralanır. Bu bölüme karakterini veren temel düşünce, birlik ideali, barışseverlik, Ortadoğu sorunu, modern dünya algısı ve nesneleşmedir. ‘mart ve ı’, ‘dikenler ve akrepler huzurunda kum duası’, ‘kirli takvim yaprakları’, ‘sare’ şiirleri ikinci bölüme örneklik teşkil eden, kendine mahsus bir dünyası olan şiirlerdir.

Üçüncü bölüme tarih ve aşk duygusu egemendir. Bu bölüm ilk izlenim olarak etkileyici şiirlerden oluşur ve yazılan şiirlerin arka planı tarihsel bir aşk hikayesini imler bünyesinde. kabristanbul’da ‘söylencesel hudayi yolu’na göndermede bulunulur. ‘dört mevsim ondört elif’ şiirini Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a olan aşkı besler, anlamsal bir zenginlikle ıralanır. Tarih ve lirizm, temel belirleyendir bu şiirde. Bize ait bir dünya algısı Batı’nın duyarlık evreniyle sentezlenir. İki ayrı kültür dünyasının malzemeleriyle bütünleşik bir yapı kurar şair. İki ayrı dünya, iki ayrı paradigmanın sentezini müzik terimleri, sanatçılar ve mekan adlarıyla biçimler Eren. Şiirin devindiği ve şairin kendini ait hissettiği dünya, Üsküdar’ın, Erenköy’ün aidiyet bağıyla temsil edildiği Doğu’nun, Müslüman toprakların dünyasıdır. ‘Müsluman Saati’nin işlediği, kendine zemin bulduğu yerdir burası. Şiirin gelenekle olan anlamsal ve duyarlık bağının kurulduğu bir dünyaya, Doğu’nun metafizik evrenine aittir.

‘nokta’nın küresel halleri’ adını taşıyan dördüncü bölüm, kişisel algıya dayalı, lirik ve duygulanımsal şiirlerden müteşekkildir.

Hikmetin ve geleneğin dünyasını imleyen şiirlerde bir insanlık serüveni anlatılır. Cem Mehmet Eren’in şiir dünyası hikmete ve geleneğe bakan yönleriyle belirginleşir. Somutun vuruculuğundan uzak, soyut bir dışavurumla aktarılır bu dünya. Eyleyen değil, duyan, algılayan bir şiir bu. Algısına malzeme teşkil eden şeyler, geleneğin dünyasına aittir. Kimi şiirlerde bugünün ruhunu sezinleten bir duyarlık da belirir ancak zamanın gür ve gümrah akışını duyamaz, tanık olamayız bu şiirlerde. Bu da Eren’in bugünün konuşma biçimini esas almamasından kaynaklıdır. Varoluşu şiirleyen metinler Eren’in yazdıkları, anlamını ilk elde okura vermeyen, ketum, sır yüklü, hikmetamiz, hikemi şiirler daha çok.

Biçim ve içerik olarak 80’lerde yazılan şiirin dolaylarında gezinir. Ses, eda, ifade ve izleksel açıdan 80’lerin şiirsel atmosferiyle ıralı şiirlerden oluşan bu yazınsal yapıtı, öyküsel altyapısı ve felsefi tadıyla meraka ve izlenmeye değer buluyor, derin, derişik ve sıkı evreniyle okunması gereken eserler katında görüyorum.

‘karıncaların nabzını dinleyenler
kelimesiz kitap yazabilenler
tankların önüne yatabilenler gelsin’

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here