Halklar bir değer uğruna savaşır..| Mustafa Nurullah Celep | Düşünce

0
292

Halklar Bir Değer Uğruna Savaşır

Mustafa Nurullah Celep

Geçmişten günümüze değer kavramı birçok tartışmaya ve yazıya konu olmuş, netameli bir kavram. Biri diğerini geçersiz kılarak felsefe ve estetikte de değer kavramı ve tartışması sonu gelmez ve uzlaşmaz bir zincirin halkaları misali süregelmiştir. Estetikte öznel-nesnel terimleriyle ifade olunan bu tartışma yargı ifadeleri düzleminde düşünen zihinleri meşgul etmiş ve ediyor. Bizi burada ilgilendiren değer, değerlilik ve kadirşinaslık kavramlarından ne anladığımız, insan ve millet olarak değer kavramının taşıması gereken anlam ve yaşadığımız hayattaki insan ilişkilerinin sağlıklı işleyişinin ön koşulu olarak öne sürebileceğimiz değer, değerlilik kavramlarının ne ile irtibat kurulabileceğine dair bir zihin açıklığına kavuşmaktır. Bize göre neyin değerli olduğunu sahip olduğumuz dünya görüşü belirler.

Kişi, kurum ve kelimelere yüklediğimiz değer, bizim dünyaya ve dünyadaki serüvenimize bakışımızı belirler. İnsan ilişkilerinde bu yüklenim, fazlasıyla öznellik taşır, kişiseldir, kişiye göre değişir. ‘Bana göre değerli insan şöyledir’ deriz, bunda da aslında dünya görüşü ve hayat anlayışımızdan hareket ediyoruzdur. Kimilerine göre ‘değerli ‘ olmak kullanılabilir olmaktır, bu da fayda nazarından, bir nesne olarak bakıyordur eşyaya ve insana. Bu onun dünya görüşünün ve hayat algısının yüzeyselliğinin göstergesidir diyebiliriz. Burada belirleyici olan dünya görüşünün ve hayat telakkilerinin ne ile merbut kılındığıdır. Bu ise bizi kutsiyetin, kutsal olanın kapısına sevk eder.

Sahip olduğumuz dünya görüşünde kutsala yer yoksa tüm kişi ve kurumların, değer sınırları içinde anlam ve önemi su götürür bir durum arz edecektir. Demek ki Kutsal+Dünya Görüşü+Hayat Anlayışı=Değer Şematiğini oluşturabiliriz. Neyin başlangıç neyin son olduğunun anlaşılabilmesi için kurduk bu şematiği. Din-dışı dünya görüşleri kutsalı insandan arındırarak insanın değeri konusunda uzlaşamayacağımız bir hataya düşmüşlerdir. İnsan kullanılıp atılabilir bir nesne-eşya konumuna düşürülmüştür. Postmodernizm de görecelik nosyonuyla değer kavramının değişebilirliğini ve kutsiyetini sorgulayarak parçalı düşünmenin bir örneğini sergilemiştir.

Oysa inancı hayatına temel koyucu bir harç olarak yerleştiren bir zihin için değer hususunda değişmez sabite, yukarıda da izaha çalıştığımız üzere, kutsiyettir, İslami Terminolojide ‘maneviyat’ diyoruz biz buna. İnsan manevi olanla bağının derecesine göre bir değer ifade eder, diyebilir miyiz? Yaşadığımız hayat dolayısıyla bunu öngöremez, sadece göstergelerden hareketle bir değer yargısına varırız. Kutsal burada da belirleyiciliğini koruyor işte. Hayat da kutsal-dışı değil. Şematiğe göre değer anlayışımızı ‘kutsal’ belirler. Emek, hak, hukuk, adalet, alın teri, vatan sevgisi, hakikat sevgisi, peygamber sevgisi, millet sevgisi, insan sevgisi, sahabeye hürmet, ana-babaya itaat, alimlere hürmet, sözcükler, yazı, kitap, yazarlara saygı, dostluk, fedakarlık, kahramanlık, yiğitlik, onur, metanet, yumuşak huyluluk, alçakgönüllülük, sabır, aşk, şefkat, sevgi, kadirbilirlik, akıl, ruh, kalp, beden, sağlık, edep, erkan, görgü kuralları, kardeşlik, dava eri olmak, mücadele, çaba, çocuklara merhamet, dua etmek de bir değerdir benim gözümde. Dua talep etmek, inanarak söylenmişse eğer bir değerdir.

Vatan sevgisi, insanın yaşadığı topraklara verdiği değerin göstergesidir. Zira bu sevgi aidiyet hissinin bir nişanesidir de. Sorumluluk duygusuyla hareket etmekle bir vatana kalben ve bedenen bağlı olmak paralel anlamlara sahiptir. Topluluğun ruhu da vatan düşüncesiyle somutlaşır. Topluluğa anlam ve önemini atfeden şey, somut bir vatana ve içten bir vatan sevgisine sahip olmalarıdır. Ceberut siyasi iktidarlar, yönetimindeki halklara güç kullanarak – hümanist insan anlayışının tuzağına düşmeden söylersek- insanın derin anlamını, özünün gürleşmesini tahrip ederek ona değer vermediklerini göstermiş olurlar. Tümüyle faşist ideolojiler, topyekün insanı değersizleştirme manifestosudurlar. Bu insafsız bildirilerin temelinde, akan kanın ucuzluğu, baskı, şiddet ve zulüm vardır. Devlet ve siyaset, insana toplum içinde onurlu bir şekilde yaşayabilmesi adına hak ettiği değeri vermesi için vardır. Devletin işleyişi insana doğrudur. Siyasetin işleyişi insan içindir. Bu, milletlerin geçmişinde nasılsa bugün için de aynı anlamı ihtiva eder. Karakteristik vasıflarımızdandır. Devlet insan içindir ve buradan değer çağıldar, buradan değer fışkırır.

Peygamber sevgisi başlı başına bir değerdir zaten. Kâinatın varlık gerekçesidir. Bize bir dinin mükellefiyetlerini haber veriyor oluşuyla tüm değerlerin özünü, nüvesini oluşturur. Sünneti Seniyyedir, hareket noktamızdır. Yaşam serüvenimize anlamını veren bizatihi bir değerdir Peygamber sevgisi. Edebiyatın kaynağıdır. Tüm duyguların asli yönelimini belirler, tayin eder. Elbette istikametimiz değerlerin yaratıcısı Yüce Varlık’adır. Hakikat sevgisi, derinlikli bir dünya görüşünü gerekli kılar. Yazma edimine karakterini veren şey, yazarın derin bir hakikat sevgisine sahip oluşu, içten bir bağlılıkla hakikate yönelişidir. Burada tutarlı olma zorunluluğu vardır. Tutarlılığının ölçütü ise yazarın söz-düşünce-eylem birlikteliğini yaşamsal düzeyde dengeli bir bütüne ulaştırıp ulaştırmadığıdır. ‘Yazar’ ile ‘yazan’ arasındaki fark, gerçekliği yapı-bozuma uğratmak değil, hakikatin insanın anlamını, insanın selameti adına açığa çıkartmak, insanın kurtuluşuna giden yolları açmak, insanın düşüşüne yol açan engelleri ortadan kaldırmaktır. Bu da bu satırların sahibinin yazıya ve yazara atfettiği anlam ve değerdir.

Statü sahibi olmak bir değer ölçütü değildir. Kutsaldan uzak modern hayatın işleyişini kolaylaştırmaktan ötede kibrin, tekebbürün cisimleşmiş halidir sadece. Önemli olan dört başı mamur bir şahsiyet sahibi olmaktır. Memurunu azarlayan amir, küçücük, değersiz bir nesneden başka bir şey değildir. Çünkü bulunduğu mevkie aşırı değer atfetmiştir de ondan. İşçisini azarlayan patronun olmazsa olmaz bir değeri yoktur. Bünyesinde çalıştırdığı işçilerin emeğinin hakkını düşük ücretle sömüren, alın teri sömürgenliği yaparak hakkını vermeyen işverenin insan oluşunun anlamı tartışma konusudur. Öğrencisini azarlayan, öğrencisine şefkat nazarıyla bakmayan öğretmenin aldığı eğitimin niteliği ve taşıdığı bilginin mahiyeti sorgulanmaya muhtaçtır. Sanatı bir cehd değil oyun nesnesi haline getiren sanatçının gelecek kaygısı konuşulmayı gerektirir.

Tüm bunlar bize türlü yaşama şartları dayatarak insanlığımızdan uzaklaştıran modern hayatın ve bu hayatı putlaştırmanın, ikonize etmenin sönük ve anlamsız tezahürlerinden başka bir şey değildir. Orada değer değil para konuşur. Kısaca ve öz olarak bu böyledir. Paranın konuşturduğu ve mülk sevgisini tek ve mutlak değer ölçütü olarak alan insanın Hak nazarında bir değeri olmadığından bir şüphemiz yok. Çünkü mal varlığının şükrünün edasını yerine getirmediği için bizim değer anlayışımızda hiçbir ‘değer’i, anlam ve önemi olmayacaktır. Ve hesaba çekilecektir. Patron işçisinden hesaba çekilecektir. Yazar kaleminden, ressam fırçasından hesaba çekilecektir. Amir memurundan, doktor hastasından, öğretmen talebesinden, âlim ilminden, zengin ziynet eşyalarından hesaba çekilecektir. Anlam ve değer olarak fakirin hakkını doğrudan, harcanmayı gerektiren bir birikim sahibi olduğu halde duyarsız ve ilgisiz davranışı dolayısıyla gaspetmiş ve hesaba çekilecektir.

Yoksulu gözetmediği, yoksulun kabuk bağlamış yarasına merhem ve şifa olmadığı için hesaba çekilecektir. Ki tüm bunlar öte-dünya bilincinin zihinde tam anlamıyla kökleşmemiş olmasının aydınlatılmaya ve ifade edilmeye muhtaç karanlık yansımalardır olsa olsa. Tüm bu yansıyanlar, aşırı mülk sevgisinin korku-umut arasında yaşamaya galebe çalmasıdır. Mülk Allah’ındır. Bu en büyük değerdir. Adalet duygusu kalem ve kelam erbabının kuşanması elzem teşkil eden mücehhez, zengin bir duygu olmakla birlikte zulme ve zalime karşı savaşımında temel dayanak noktalarından biri ve aynı zamanda sahiplenmesi ve savunması gereken, onun bizatihi eyleminin anlamını açığa çıkartan sahici ve sarsılmaz bir değerdir. Edebiyatta bir tür olarak epiğin esas argümanlarından biridir: Adalet duygusu ve adalet isteği. Kahramanın talebini tebarüz ettirir ve kalkış noktasıdır. Zulme uğramıştır çünkü şair ve adalet talebinde bulunur. Daima topluluk ruhunu gözetir epik özne.

Erbab-ı Kalemin de dinamosudur adalet duygusu ve talebi. Güç kaynağıdır. Kaleminin enerjisidir. Ve giderek adalet isteği yazma ediminin kalbidir diyeceğiz, oradan vicdanın sesi daha bir gür çıkar da ondan diyeceğiz. Yazarın değeri duyargalarının genişliği ile ölçülür kanımca. Yazarın duyarlığı dünyanın sınırlarında gezinir. Sınır ve uç adamıdır bu yüzden. Bu yüzden metafizik duyarlıktan bahsederiz. Bizce yazınsal duyarlığın değer ölçütü ise yetenek ve samimiyettir. Bu da yazarın yazınsal etkinliğe atfettiği değeri temsil eden, anlamsal yükü fazla olan iki seçkin kelimedir: Samimiyet ve yetenek. Samimiyet uğraştığımız işe gösterdiğimiz hassasiyet ve saygı; yetenek ise sabrın ve çalışıyor olmanın anlamına varmakla elde edilen sürekli bir eylemlilik hali ve yaşamın koşullarına direniştir. Emeğin hakkını vererek eser inşa eden ediplerimize saygı-hürmet de hatırı sayılır bir değerdir. Bir edebiyatçıya değerini sağlayan şey, insan emeğine gösterdiği hürmettir artık. Zira emek kavramına ciddi bir değer vererek, çalışarak didinerek oluşturmuştur eserini edebiyatçı. Edebiyat da bir değer oluşturma veya bir değeri sanatın kendine mahsus kıstasları içinde oluşturarak okuyucuya sunma edimi değil midir? Malzemesi dil ve insandan müteşekkildir. Dilin değeri insanın türküsünü çığırmasıdır biraz da.

İnsanın dili ne ise değeri odur. Yani insan dil ile ve dil aracılığıyla kendi değerini açığa çıkartır. Kendini gerçekleştirmek, bir değer sahibi olduğunu belirginleştirmek için dile başvurur. Bir anlamda da bir değer arayışı içinde olan insana hak ettiği değeri sanatsal bir duyarlıkla verme uğraşıdır edebiyat. Halklar bir değer uğruna savaşır. Kişide millet sevgisi bundan gelir. Tarih bu anlamıyla milletler için namütenahi zengin bir değerler hazinesidir. Tarih olmasaydı bir milletin varlığından bahsedemeyecektik. Tarih yapan bir milletin varlığından..Kahramanlık, yiğitlik ve onur, bir milletin vatan sahibi oluşunun anlamsal çağrışımlarını verir. Kişinin bir millete olan sevgisi, mensubiyet arayışı meselesini çözdüğü anlamına gelir. Hangi milleti daha çok seviyorsak o milletin hamurunda yer etmiş tüm değerleri kalbi olarak sevmiş, kabullenmişiz demektir. Yersiz yurtsuz olma hali, değer yoksunluğu demektir bu anlamda. Bir millete mensup olmanın değerinden yoksunluktur yani. İnsan sevgisinin de Milletimizin yapıtaşlarından Yunusleyin söylersek, ‘yaratandan ötürü’ bir anlamı vardır, değer anlayışımızda. İnsan ancak Varlık’la olan asli ve kökten bağını koparmadığı sürece değerlenebilir bir vasıf kazanır.

Nitelik ne ile kazanılır? Niceliğin egemen olduğu bir çağda? ‘‘Varlık’ın çobanı’’ olmakla. Çoban sürüsünden sorumludur. İnsan da varlıktan, var olandan sorumludur diyebiliriz rahatlıkla. İnsan ilişkilerinin sağlıklı işleyişi de muhatabımıza göstereceğimiz değer ve kadirbilirlikle doğru orantılıdır. İletişimsizlik, kavga ve kopukluk, karşımızdakine bir değer vermeyişimizden kaynaklanmıyor mu sizce? Münasebetlerimizde bir problem yaşamışsak, ki her birimizin bittecrübe başımıza gelmiştir bu, muhatabımızın nazarımızda yitirdiği değerden dolayıdır daha çok. Şu da bir gerçek ki çağımızda insanın değerden düşüşü kutsalla olan irtibatsızlığından, manevi olana bigâne kalışından dolayıdır. Edebiyatın-edebiyatçının değeri de yapıtlarında kutsala ayırdığı yer ve bununla irtibatlı olarak insana bakışındaki şefkat ve merhamettir. Bilinç ve değer, bilme edimin temas noktasını belirler. Bir şeyin bilincine varmak, o şeyin değerine ulaşmaktır zira. Modern aydınlanma felsefesinin uzağında düşünüyoruz, değer kavramını burada tümüyle genelleştirmekle. Hümanist düşüncenin değer anlayışı, kavrayış ve ele alış bakımından Tanrı fikrinden bütünüyle koparılmış olarak vardır. İnsan ve değeri bu dünyaya ayarlı, bu dünyayla sınırlı ve Tanrı’dan kopuktur.

Aynı zamanda bu düşünceye göre insanın değeri, duygusuz bir nesne olmaklığıyla kaimdir. İnsan kullanılıp atılmaya teşne bir eşyadır artık. Batılı düşünce insanı hazcılığın varageline hapseder. Orada kutsal konuşmaz artık. Konuşan alter-egodur. Arzunun nesnesidir insan. Şova ve mekanizmaya alet olmuştur. Bir değeri, sahici bir anlamı kalmamıştır artık. Duygular sıkıntının eseri, düşünceler bir çıkmazın çığlıklarıdır. Eserler bir bunalım uygarlığının köksüz yapı taşlarıdır. Biz ise bu toprakların temel değerlerini düşünerek, göz önünde bulundurarak oluşturma çabası içindeyiz değer anlayışımızı. Tümüyle içinde çırpınıp durduğumuz hayatın, bu ülkede, bu topraklarda yaşıyor oluşumuzun anlamı, bize insan ve millet olarak diriliğimizi ve varoluşumuzun dayanak noktalarını bağışlayan temel değerlerimize sahip çıkmakla sağlam bir çerçeveye kavuşacak, kurtuluşumuzun adresini gösterecektir. Ezcümle değerlerimizin değerini bilelim diyorum, hangi şartlarda yaşıyor isek, tüm sıkıntılarımıza rağmen eder bir değer oluşturmak, bir değer sahibi olmak, bir değerin savunucusu veya muhafızı olmak istiyorsak değerlerimize hürmet edelim, vesselam.

Eleştiri Haber, 15.07.2017

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here