´´Hakkımızı yedirmeyiz!´´

0
155

Lutfi BERGEN

SABAHATTYN ALY’NYN HYKAYELERYNDE SUÇ

Sabahattin Ali 1907’de dodmuştur. Bu tarih Osmanlı’nın yıkılma donemi. Anayasa dedişimlerinin hemen arefesi. Siyasal sistemin dedişmesi sancıları yaşanıyor, toplumsal doku nasıl dengeye oturtulacak sorunu sosyal kesimlerinin tamamının meselesidir. Nihayet Meşrutiyet ilan edilir, sonra 1. Cihan Savaşı. Duvel-i Muazzama’ya karşı kurtuluş mucadelesi. Bu biraz da geçmişe dair sıkıntılardan da kurtulma arayışıdır. Cumhuriyet sonra, yeni bir duzen. Sabahattin Ali’nin hikayesi tam bu zamanı anlatıyor. Anadolu’da nizamsızlıktan kaynaklanan bir karışıklık vardır. Buyuk kentlerde modern Batı duşunceleri yeni siyasayı inşa etmeye çalışmaktadır.

Sabahattin Ali’nin Kadnı hikayesinde Savrukların Huseyin, Sarı Mehmet’i vurmuştur. Mesele toprak kavgasıdır. Koyun adasının odlu ile gariban Sarı Mehmet kapışmışlardır. Hikayenin basım tarihi 1935 olduduna gore Cumhuriyet kurulalı 12 yıl olmuş. O tarihlerde demek ki devlet, halkın yaşam alanında otoritesini tahkim edememiş. Hikayede onemli ayrıntı ilk satırlarda veriliyor: Karakol koye altı saat uzaklıktadır. Devriye gezen jandarmalar da onbeş gunde bir gelirler. Kimse haber vermezse, bu olumun bir cinayet oldudunu anlamayacaklardır. Bir otorite boşludu oldudu açıktır. Koyun ihtiyarları Savruk Huseyin’in babası Mevlut Ada’nın etrafına toplanırlar, Sarı Mehmet’in bir tek ihtiyar anasından gayri kimsesi olmadıdından O’nu karşılarına alırlar; davacı olmaması için kendisine nasihat etmeye başlarlar.

Sabahattin Ali’nin Dedirmen hikayesinde bir tur goçerlik olan çingenelerin hayatından kesitler verilir. Hikayede koylunun verimkar, fedakar bir ahlak dederi ile yaşadıdı soylenmektedir. Ancak koylu goçer (çingene) ilişkisini yansıtmada eksik gedik bırakmayan Sabahattin Ali, bu “ahlaki”lidin iktisadi temellerini de verir. Koylu, çingenelere ses çıkarmaz, çunku çingeneler başka koylulere para karşılıdı verdidi “edlence”yi ucretsiz sunmakta buna mukabil koylu de bu topluludun topraklarında çadır kurmasına ses çıkarmamaktadır. Burada menfaatlerin uyuşmasından kaynaklanan bir uzlaşma gorulur. Hikayenin bir yerinde geçim ile suç ilişkisi vurgulanır. Çingene reisi hırsızlıkla geçim arasındaki ilişkiyi şoyle tasvir eder: “Zeytin adaçlarının arasında çadırlarımızı kurduk. Yşler iyi gidiyordu. Kadınlar taze sodutlerden yaptıkları sepetleri yakın koylere satmakta guçluk çekmiyorlardı. Çalgıcılarımız yarım gun uzaklıktaki koylerden bile dudune çadrılıyorlardı (…) Hemen her akşam dedirmenin onundeki meydanlıkta toplanıp ahenk yapıyorduk. Şimdilik bir şey anaforlamadıdımız için dedirmenci de memnundu” (ALY, 2010: 16- 17).

Sabahattin Ali’nin Kanal hikayesinde zikrettidi “Bu olu toprakların ustunde hiçbir şey olmek ve oldurmek kadar kolay dedildir” (ALY, 2010: 97) cumlesi hikayelerin geçtidi donemin temel karakteridir. Hikaye edilen butun olguların arkasında cinnet halini andırır bir paylaşım hareketi ve iktisadi dederlere yonelik elegeçirme “yadma” hareketi vardır. Bu nedenle Sabahattin Ali, yalnız siyasi duzensizlide odaklanmamış, halkın da yadmacı bir şiddeti hayat biçimi edindiklerini yazmıştır. Tek Parti’nin tepeden inmeci, otoriter tavrı ile koyluludun kapmaya donuk didişmesini birlikte eleştirmiştir. Yoneticilerin halkın sorunlarına duyarsızlıdı kadar, halkın da kanuna gelmez/ hoyrat ve başına buyruk tavrını sorgular.

Candarma Bekir adlı hikayede Çallı Halil Efe’nin “eşkiyalıdı” anlatılır: “Ben, şu bildidin karı meselesinden Suleyman’ı vurunca, Bekir busbutun kanıma yurur oldu. Suleyman’la pek arkadaştılar. Bacısını da galiba rahmetliye vermek niyetindeydi. Ben eşkiya olup dada çıkınca koyde rahat oturamaz oldu. ‘O zaman eceline susamadıysa edebiyle otursun’ diye haber saldım” (ALY, 2010: 101). Ahali arasında eşkiyalık yaygındır. Bu durum Cumhuriyet idaresinin henuz kadrosunu tam teşkil edememesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla kadro yoksa kanun da yurumeyecektir.

Kanal adlı hikayede birbirleriyle çocukluk arkadaşı olan Zadar Mehmet’le Dedemkoylu Mehmet’in evlenip geçim derdine duşunce dostluklarının zaman içinde soduması ve sonra da su için anlaşmazlıda duşup Zadar Mehmet’in Dedemkoylu Mehmet ve kardeşi Mustafa’yı oldurmesi anlatılır. Zadar Mehmet, tarlasını sularken arkın boşaldıdını ve sarı bir çamurun çıktıdını gorur. Suyun Dedemkoylu Mehmet tarafından kesildidini anlayan Zadar Mehmet Dedemkoylu Mehmet´in kardeşi Mustafa´yla birlikte iki kişi olması nedeniyle evvela sulh ister. Bu bir bekleyiştir. Su, Dedemkoylu Mehmet’in ekinini buyutup kendisininkine erişmez. Karısının, akşamlara kadar elinde çapa ile iki kat çalışan altmışlık anasının ve altı yaşındaki odlunun ekinlerle sarardıdını gormek canına tak eder. Çumra’da sulama idaresi vardır, bu idarenin muduru vardır, muhasebecileri vardır, fakat kanal Dedemkoylu Mehmet’in tarlasından oteye bir damla yaşlık geçirmemektedir. Nihayet meseleyi çozemez, Dedemkoylu Mehmet ile kardeşine pusu kurararak onları oldurur. Bu hikayede idarenin meseleyi çozmeyişine yonelik bir sitem vardır.

Kuyucaklı Yusuf, çodu edebiyatçı için bir eşkiya oykusudur. Oysa Sabahattin Ali hikayenin içinde kahramanını “namuslu kabadayı” diye nitelemiştir. Hikaye 1903’leri anlatmaktadır. Hikayenin kahramanı Kuyucaklı Yusuf bir eşkiya saldırısında anne-babasını gozlerinin onunde oldurulmesine şahit olur, yatadın altına saklanarak kurtulur. Onu bulan kaymakam evlatlık edinir buyutur. Kaymakam, kendi halinde mazbut ve kendine leke getirmeyen bir vazife, bir hayat surmektedir. Yusuf kızı sevmektedir. Onu kaçırıp evlenir. Babalıdı ona kaymakamlıkta bir iş verir; çok geçmeden vefat eder. Aile kaymakamın vefatı ile geçim derdine duşer. Yeni kaymakam ve eşraf birlik olurlar, duzen bozulur. Geçim derdine duşen eski kaymakamın karısı bu seçkinlerle beraber hareket etmeye başlar. Yusuf’u geliri az ve meşguliyeti fazla posta işine surerler. Bu arada eski kaymakamın karısı, kızını ahlaka uygun olmayan bu meclislere goturur. Yusuf karısının işret meclislerinde meze oldudunu işitir. Toplantıyı basar, herkesi kurşunlar ve kaçar. Bu hikayede Kuyucaklı Yusuf’un çocukluk zamanından başlayarak kanunsuz bir dunya içinde kendini savunmaya, insan kalmaya direnişi ama başarısızlıdı anlatılır. Yusuf buyumekte ama duzen iyileşmemektedir.

Kuyucaklı Yusuf hikayesi, Osmanlı’nın yıkılış yıllarında geçerli olan nizamsızlıdın Cumhuriyet devrinde de bir turlu duzeltilemedidini anlatması cihetinden okunmalıdır. Nizamın kurulamaması biraz da halkın nizamsızlıdı kendilerinin bundan istifade etmeleri nedeniyledir. Toplumun kuçuk buyuk her zumresinde, her topluludunda yadma ve namussuzluktan geçim hırsı vardır. Dolayısıyla Sabahattin Ali’nin hikayesi çok onemsenmesi gereken toplumsal eleştiridir.

Sabahattin Ali’nin bir başka hikayesi olan Kopek’te Genç Çoban’ın duyguları ve duşunceleri uzerinden toplumun sosyo-ekonomisi verilir. Çoban, Ada’nın koyunlarına bakmak karşılıdında senede on iki lira alacaktır ama, on para alamamıştır. Ada, “Parayı n’ideceksin? Bende biriksin, toptan veririm” diyesidir. “Bizim kocakarı olmasa, şehre gider, beş on kuruş yapardım” dese de, şehre gidip hamallık, kara amelelik yapıp daha perişan vaziyette koye donenleri gormekle hevesi kırılmaktadır. Hatta akrabalarından birinin Yzmir’de fabrikaya yazılıp, ayadını makinaya kaptırınca kapı dışarı edilmesi onu umitsizlide duşurmektedir. Buna radmen koyde bir baltaya sap olmak busbutun imkansızlaştı, der. Az buçuk mahsul verir bir tarla sahibi olmak için on sene, bir çift okuz sahibi olmak için ise on beş sene çalışması gerekmektedir. Kopek hikayesinde mulksuz adamın kırda adalık ve kentte kapitalizm tarafından suistimali acımasızdır. Çoban yerel eşraf tarafından ezilirken aydın tarafından da ezilir. Muhendis sevgilisini arabayla dolaştırırken çobana rastgelir. Muhendisin sevgilisi yavru keçi gormek isteyince çobana yaklaşırlar. Muhendis başta “halkla, koylu ile temas” fikri ile çobana sorular sormaya başlar. Ancak konuşma ilerledikçe ayrışma başlar. Muhendis bunun uzerine “Beni dinle, çoban kardeş. Siz daha çok gerisiniz. Bak! Biz, yerimizden yurdumuzdan kalkıp sizinle konuşmak, dedinizi dinlemek için buralara geliyoruz; siz gozunuzu, kuladınızı dort açıp istifade edecediniz yerde, etrafınıza bakınıyorsunuz” diyecektir. Çobanla arasında fark oldudunu duşunup arabaya yonelirken kopekler havlayıp sıçramaya başlarlar. Muhendis ani bir hareketle silahına davranıp çobanın kopedini oldurur. Yerel aşiret duzeninin işçi alacaklarına “çokmesi” ile aydın- burokratların koylunun malına tecavuzu bu hikayenin kahramanının çift taraflı kıstırılmışlıdını gostermektedir.

Sabahattin Ali’nin Hakkımızı Yedirmeyiz hikayesinde ise zimmet- irtikap suçlarından bahsedilmektedir. Hikaye “Namuslu adam kalmamış bu dunyada iki gozum. Muslumandır, namazında, orucundadır, hakkımızı yemez diyorduk ama, biz onun hatırını saydıkça o, bizim tepemize bindi” (ALY, 2003: 77) cumleleriyle açılır. Hikayenin kahramanı bir binbaşının odludur. Yazar kahramanın babasını şu sozlerle anlatır: “Avantanın yolunu bulurdu. Anadolu’yu gezdik dolaştık, her yerde paşa çocudu gibi yaşadık.” Kahramanın babası vefat eder, kendisi de masraflı hayatı surdururken tahsilini tamamlayamaz. Pederinin annesine aldıdı bilezikleri, Siirt kilimlerini birer birer satıp iaşesine ve edlenceli hayat tarzına savurur. Aile dostlarının tavassutu ile hastanede bir iş bulurlar. Once işi kabul etmemek niyetindedir. Ancak meseleyi kahvede açınca arkadaşları “Ulan enayi misin? Hastane bu. Anaforu boldur” derler ve iknacı olurlar. Hastanede ambar katibi olarak işe başlar. Ydare muduru Hacı Lutfu amiridir; dort defa hacca gitmiş, sabah namazına kalktıktan sonra bir daha yatmayan, titiz, disiplinli, vekillerden mebuslardan herkesi tanıyan etkili bir mudurdur. Yirmi gun kadar Hacı Lutfu’yu etud eder, bir açık bulamaz; dider taraftan maaşı az olan bu işten memnun dedildir. Hacı Lutfu’nun de maaşı pek yuksek dedilse de bir odlu kolejde, bir dider odlu da tıbbiyededir. Hikayenin kahramanı ambarlar kendi uzerinde zimmetli, defterler kendisin elinde oldudu halde bu az maaşla Hacı Lutfu’nun masraflarını nasıl karşıladıdı hususunu merak içindedir.

Hacı Lutfu malların ambara giriş ve çıkışları meselesinde de çok titizdir, en ufak kaçada izin vermemektedir. Bir gun Hacı, hem de namazın selamını verir vermez “Evladım, bizim ambar fazlası iki teneke peynirimiz var dedil mi?” diye sorar. Evet, cevabı uzerine “Ben şimdi yirmi teneke peynir için bir teslim makbuzu keserim, sen Karakaş’a benden selam soyler, on sekiz teneke yuklersin. Aradaki farkı ben yarın udradıdımda alırım. Tabii senin payın ayrılır” der.

Hikayenin bundan sonraki kısmında Hacı Lutfu’nun muhasebe sistemi içinde muteahhitlerle “iş halletmesi” hakkında ornekler verilir. Hikayenin iki kahramanı arasındaki didişme paylaşımla ilgilidir. Katip, “Eline fırsat geçirip de çalmayan bir kişi, gostersene bana!.. Ha? Bir kişi!.. Kor olayım yoktur. Yalnız bizim Hacı Bey yoluyla yapıyor. Bu kadar ustası olduktan sonra hakkıdır alimallah” (ALY, 2003: 77) fikrindedir. Hacı’ya kızgınlıdını “Ama bana kazık atmamalı (…) Hacıdır, hocadır; hurmet, riayet borcumuzdur ama, boyle goz gore gore de hakkımızı yedirmeyiz, dedil mi ya” sozleriyle dillendirir. Hikayede hak, Muslumanlıdın temsil dederleri gibi mefhumların nasıl bozuldudu ironik bir anlatımla yansıtılır.

Goruluyor ki, Sabahattin Ali hikayesinde suç, toplumsal anlamda adaletin vicdanlara yerleşememesinin neticesi olarak zuhur eder. Sabahattin Ali’nin kalemi toplumsal hayatın tum kesimlerine yonelmiş bir hak ve adalet istemi içindedir.

Hikayesinde belli bir sınıfın sozculudunu yapmaz; ornedin işverenler ya da devlet erki karşısına “ezilenler” gibi bir blok- ekonomik tabaka/ sınıf çıkarmaz. Bunun nedeni, Turk toplumunda ozellikle erken Cumhuriyet koşullarında sınıf olgusunun gorulmemesi olabilir.

– ALY Sabahattin, Dedirmen, Yapı Kredi Yayınları, 2010
– ALY Sabahattin, Kuyucaklı Yusuf, Yapı Kredi Yayınları, 2010
– ALY Sabahattin, Sırça Koşk, Yapı Kredi Yayınları, 2003

Paylaş
Sonraki İçerikHEP BiR YOL HALi UZERE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here