Hakikatin iktidarında buluşalım! | Mustafa Nurullah Celep | Düşünce

0
533

Mustafa Nurullah Celep

KUR’AN’A BAKIŞIN ÇERÇEVESİ VE YAŞAMAK YÜKLEMİ

‘‘Rahatlık hissiyle içinde yan gelip yatacağımız bir dünyayı değil de insan haysiyetine yaraşır bir dünyayı özlüyorsak önce hayatımızın değerini düşüren bir yapaylıktan, bir zorlama sekînetten kurtulmalıyız’’ (İsmet Özel, Kırk Hadis)

K.T.Ü’de okurken sık sık Hocam Hayrettin Orhanoğlu’nun odasına girer, onunla yazın dünyasına ve yazınsal uzama ilişkin uzun uzun sohbet ederdik. Yazınsal uzamın genişliği yanında, yazacağım yazının inşa sürecinde önüme sürülen A4 kâğıdının sınırlı uzamıyla kalmamam gerektiğini söyler; ‘A4 kâğıdı boş, bomboş, orayı içerik ve formla sınırlamadan istediğini yazmakta özgürsün!’ yollu Hocamın teşvik, yönlendirme ve önerileri, yazıyla olan akrabalığımı gün geçtikçe kavileştirdi, pekiştiriyor. Sonra sonra yazılan her yazının özgür bir biçimleniş ve sıkı bir işçilikle sağlam çatılmış bir çerçevesi olması gerektiği sonucuna vardım. Bu ve bundan sonra yazılacak olan yazılar, yazınsal çabamızın son/uç noktasında zamanla örgüleşip ideal biçime ve derinlikli bir zihni çerçeveye ulaşıncaya dek ‘‘Türk kültürü, Türk dili ve Türk milli hayatının merkezinde’’ belirleyici bir yere sahip olan Kur’an’ı anlama azmiyle şekillenen metinlerden oluşacak.

Kur’an’ı anlama ve kavrama çabasına yönelik bir çalışma içine girmeden önce, Müslümanların öncelikle Kur’an’a dair zihni engelleri ve önyargıları tümüyle izale edecek bir ön hazırlık yapmaları gerekiyor. Bu konuda hazırlanmış önemli bir çalışmanın mevcudiyetine geçen yıl yayınlanmış bir kitapla tanık olduk: Kur’an’ı Anlamaya Giriş. (1)

Prof. Dr. İbrahim H. Karslı’nın bu değerli çalışması, Kur’an’ın anlam dünyasına ilişkin okuma ve kavrama sürecinde müslümanların karşısına çıkacak olan sorunları, Kur’an’ın muhteva, dil ve üslup özelliklerini, tefsir, tercüme ve mealin Kur’an’ın anlaşılmasındaki gerekliliği ve işlevleri, Kur’an’ı anlamada usûle ilişkin hususiyetler ile Kur’an’ı okuyup fiiliyata aktarma aşamasında gerekli olan tutum ve yönelişleri ve bununla birlikte Kur’an’ın müminler için taşıdığı önemi konu edinen, okuyucunun suhuletle kavrayabileceği bir anlatımla vücuda getirilmiş bir eser niteliği taşıyor.

Karslı, Kur’an ve Müslümanlar konulu 1. bölümde Kur’an’a ilişkin temel değerlere kısaca değinir ve Müslümanların Kur’an’la olan ilişkisinin esas amacının ve mahiyetinin ne olduğu sorusunun cevabını arar.

Kur’an’ın Temel Özellikleri

  1. Kur’an davetinin en temel özelliği, Kur’an’ın bugüne kadar bir benzerinin ortaya konulamadığı ve bundan sonra da konulamayacağıdır. (s, 12)
  2. Kur’an, Hz. Muhammed’in peygamberliğinin kıyamete kadar sürecek olan en büyük mucize ve delilidir. (s, 13)
  3. Kur’an sahip olduğu dil ve muhtevası ve dini ilke ve mesajıyla kıyamete kadar gelecek bütün insanların aklına ve idrakine seslenmektedir. (s, 13)
  4. Kur’an, şu anda yeryüzünde mevcut kutsal kitaplar içerisinde tevhit inancını kesin çizgilerle, en net şekilde ortaya koyan tek kitaptır. (s, 14)
  5. Kur’an’ın getirdiği temel ilkelerden bir diğeri de Ahiret inancıdır. (s, 14)
  6. Kur’an müminler için bir şifa kaynağıdır. ‘‘Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, kalplerdeki her türlü darlık ve hastalık için bir şifa kaynağı olan (Kur’an) gelmiştir.’’ (Yunus, 10/57)
  7. Kur’an insanlık için bir rahmet kaynağıdır. ‘‘İşte size Rabbinizden hakikatin açık bir delili, bir rehberlik ve bir rahmet geldi’’ (En’am, 6/157)
  8. Kur’an insan için hem bir ‘müjde’ hem de bir ‘uyarı’dır. (Fussilet, 41/2–3)
  9. Kur’an Allah Teâlâ’nın inananlara en büyük lütfu ve engin rahmetinin bir tecellisidir. En derin hikmet ve manalar, eşsiz ifade güzellikleri içinde bu kitapta dile getirilmiştir. (Yâsîn, 36/2)
  10. Yüce Kur’an, nâzil olduğu andan itibaren dünyanın dinî, sosyal ve siyasî tarihi üzerinde köklü ve kalıcı etkiler uyandırmıştır. (s, 16)
  11. Kur’an üstünlük ve değerin renkte, ırkta ve coğrafyada değil, takva ve erdemli bir hayatta olduğu ilkesini getirmiştir. (s, 16)
  12. Kur’an, insanın hem kendisiyle hem de sosyal ve doğal çevresiyle barış ve uyum içerisinde yaşamasını sağlamıştır. (s, 16)
  13. Kur’an, insanlık tarihinde en önemli medeniyetlerden biri olan İslâm kültür ve medeniyetinin temel kaynağıdır. (s, 17)
  14. İslâm medeniyetini bir ‘kitap’ ve ‘ilim’ medeniyeti haline getiren baş aktör Kur’an olmuştur. (s, 17)

Kur’an’ın Muhteva, Dil ve Üslup Özellikleri

Prof. Dr. İbrahim H. Karslı inceleme kitabının 2. bölümünü Kur’an’ın teknik özelliklerine ayırır. Bu bölüm Kur’an araştırmaları yapacak olanlar için de bir ön-adım niteliğindedir. Kur’an’ı başlangıç aşamasında tanıyabilmek için Kur’an’ın başlıca isimlerini bilmek, bize bir anahtar işlevi görebilir:

İlâhi Kelamın en çok bilinen ismi ‘‘Kur’an’’dır. Bu isim Kur’an’ın her müslümanın okuması ve dinlemesi gerektiğine işaret eder.

Kur’an’ın bilinen diğer bir ismi ‘Kitap’tır. ‘‘Kur’an’’ ismi zihin ve hafızaya işaret ediyorsa ‘Kitap’ da kayıt işlemine işaret eder. Kur’an güvenilir kişilerin kayıt işlemiyle günümüze kadar hiçbir değişikliğe uğramadan nakledilmiş, bugüne gelmiştir. (tevâtür)

Yüce Kur’an’ın bir başka ismi de ‘Furkan’dır. Yani iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, hakkı batıldan ayırt eden bir içeriğe sahiptir.

Kur’an’ın bir ismi de ‘Tezkire’dir. İnsana hayati konuları hatırlatmaktadır. Zira insan nisyan ile malûldür. Unutkan bir varlıktır.

Kur’an aynı zamanda bir ‘nûr’ yani ışıktır. O, el-kitâbü’l-münîrdir. (Âl-i İmrân, 4/184) Kur’an insanın iç’ini (ruhunu) ve dış’ını (muhitini) aydınlatan bir güneşi andırır.

Yine Kur’an, ‘hûdâ/rehber’ özelliği ile insana hakikatin ‘ne’ liğini ve mahiyetini bildirir. ‘‘Şüphesiz bu Kur’an, en doğru yola götürür’’ (İsrâ, 17/9)

‘Rûh’ da Kur’an’ın bir diğer ismidir. Bu isim hayatın kaynağına, insanın özüne işarettir. Can veren bir Ruh…  ‘‘Allah kimi doğru yola ulaştırmak isterse, İslâm’a sinesini açar, gönlüne huzur ve rahatlık verir.’’ (En’âm, 6/125)

Kur’an’ın Ana Konuları ve Muhtevası  

Kur’an’ın gönderiliş amacı, insanın ilahi buyruklar doğrultusunda bir hayat yaşaması, nefsini terbiye edip güzelliklerle donatmasıdır. (s, 48)

Kur’an’ın temel konularından birisi akide/inançtır. Örneğin Tevhit inancı birçok yerde yer alır, vurgulanır.

Allah Teâlâ’nın isim ve sıfatlarında tek oluşu, Kur’an’ın merkezi temasını oluşturmaktadır. (s, 48)

Tevhide ilave olarak Ahiret, peygamberlik, ibadet, ahlak, toplumsal hayat Kur’an’ın diğer temel konularını oluşturmaktadır. (s, 48)

Kur’an’da ‘her şeyin’ bilgisi yer alır. Burada temel dini ilkeler söz konusudur. Ayrıntılı ve somut davranış örnekliğini Peygamberimizin sözleri ve yaşadığı güzide hayat teşkil eder. (s, 49)

Kur’an insana asl’ını, mahiyetini, nereden gelip nereye gittiğini, bu dünyadaki bulunuş gayesini ve yaratılış hikmetini ve en önemlisi de asırlardır arayış içinde olan insanoğluna Yaratıcısını öğretir.

Kur’an’ın Eşsiz Edebi Özelliği  

Kur’an ne şiirdir, ne düzyazı ne mitoloji ne de cazibeli sözlerdir. Bu iddialar bütüncül olmaktan uzak, parçacı yaklaşımlardan ibarettir. Hepsini de aşan eşsiz edebi bir türe sahiptir. Yeri geldiğinde şiiri anımsatan bir deyiş/üslup, yeri geldiğinde düzyazıya yakın bir anlatım dili kullanır. Şimdi de Kur’an’ın muciz edebi niteliklerine odaklanalım:

Kur’an belagatinin bir özelliği dinleyici okunan ayetlerin manalarını bilmese de, seslerin telaffuzu ile bu manalardan bazı ipuçları ve çağrışımları kendisine sunmasıdır. (s, 59) Örneğin ‘Nâs Sûresi’ndeki ‘sin’ sesinin ayet sonlarındaki baskın oranda sıkça tekrarı şeytanın vesveselerine işaret eder ve biz, kulağa art arda yoğunca gelişiyle bir fısıltı sağanağına tutuluruz.

Kur’an’ın dil özelliklerinden bir diğeri de ‘lafız-mana dengesi’dir. Buna göre onun ifadelerinde manayı karşılamak için ne bir fazlalık ve ne de herhangi bir eksiklik tespit ederiz. O, maksatsız ve hikmetsiz herhangi bir kelime içermemektedir. (s, 59)

Kur’an’ın anlatım tarzı ile ilgili bir diğer husus şudur: Kur’an bilimsel bir metinden farklılık gösterir. Bir bilim adamı veya bir felsefecinin anlatım dilini kullanmaz. Açıklama yapmaz, detaylandırmaz, Kur’an benzetmelerden sıkça istifade eder, soyut konuları somut hale getirerek zihinde kalıcılık sağlar.

Kur’an üslubunda tercih edilen bir yöntem, ‘‘edebi tasvir/temsil yöntemi’’dir. Olay ve sahnelerin duyular tarafından kolayca kavranabilmesi için Kur’an soyut düşünce ve psikolojik durumları tablolaştırır. İnsan tabiatı ve tipleri tablolaştırarak somut tasvirlerle konuları ortaya koyar. Böylece soyut düşünce ve kavramlar şekil ve hareket haline dönüşmekte, psikolojik durumlar idrak edilebilir yahut yaşayan varlıklar halinde ete kemiğe bürünmekte; insan tabiatı da somut ve gözle görülür bir özellik kazanmaktadır. (Münâfikûn, 4/63)

Kur’an’da kıssalar, meseller vb. anlatım tarzları önemli bir yer tutar. Kıssalardan hisseler, mesellerden ibret alınması istenmektedir. (s,61) Kur’an’ın amacı yaşadığımız hayata dair dini ve ahlaki mesajlar vermektir.

Kur’an üslubunun en önemli özelliklerinden biri de mesellerdir. Bunlar, soyut, zihinsel birtakım manaları adeta elle dokunulur ve hissedilir şekilde anlamayı sağlar. Burada benzetmelere başvurulur; böylece söze edebi bir güzellik katılır ve ifade tek düze olmaktan kurtarılarak muhatapların dikkatleri canlı tutulur.  (s, 63)

Kur’an’da ‘Allah Merkezli’ bir anlatım tarzına tanıklık ederiz. Varlık’ın merkezinde Allah vardır. Kur’an’ın varlık dünyasının merkezinde Allah Teâlâ vardır. Allah (c.c.) nihayetsiz ilmi ve sonsuz kudretiyle Varlık âleminin tam merkezinde yer alır. ‘‘Göklerde olan, yerde olan herkes, ihtiyaçları için O’na yalvarır. O, her an yeni tecellilerle iş başındadır.’’ [Rahman, 55/29]

Kur’an’da ‘hidayet’ verici bir kitap oluşuna delil olarak sade ve ikna edici bir anlatım tarzı yer alır. Kur’an ne felsefi bir yapıt, ne de simgesel bir anlatımla örgülenmiş sanatsal bir yapıttır. O bir hidayet kitabıdır. Aklı aydınlatır, ikna eder, kalbi harekete geçirir, böylece insan vicdanının sesini duyar. (s, 65)

Kur’an hayatın içinden konuşur, verdiği örnekler, çoğunlukla insanın yaşadığı hayattan, gördüğü ve tecrübe ettiklerinden seçilir.

Kur’an farklı kültür düzeyindeki insanları muhatap alır. ‘Aklî gerçekleri ve varoluş hikmetini’ arayan insan, mantığını tatmin edecek ve aklını ikna edecek delilleri Kur’an’da bulur. (s,73)

Kur’an’da aynı ayetin farklı şekillerde yorumlanması, Kur’an’ın fesahat ve belagat açısından eşsiz bir dile sahip olduğunu gösterir.

Yaşamak Yüklemi

Karmaşık örgütlenişi ve çok biçimli işbölümüyle modern hayat, insanı sadra şifa olmayan bir yapaylığın girift çıkmazına hapsetti. İnsan çıkmazdadır. İnsanın yaşamak yüklemi, ancak Kur’an-ı Aziz’in diriltici ve bir çıkışa yöneltici soluğuyla mahpus olduğu hapishaneden sonsuzlukla ıralı bir kurtuluşa erebilecektir. Bugün ‘İnsan’ın çıkmazdan kurtuluşu, onun Ayet-i Celileyi yaşamının merkezine yerleştirmesine bağlı kritik bir süreci imliyor.

İnsanın ontolojik macerası Kur’an’a bakışı ve Kur’anı gözle görülür bir somutlukla deneyimlemesiyle sıkı sağlam bir çerçeveye kavuşacaktır. Âdemoğlu’nun ‘deneyim şarkıları’ söylemesi Kitab’a olan somut yönelişiyle gerçekleşecektir.

Yaşamak yüklemini ‘yük’ olarak görmüyoruz. Yaşamak yükleminin öznesi İnsan olduğuna göre ‘deneyim’, ‘sınav’ ile bağlantılı olmak zorundadır. Özne olan insan ona sonsuzluğu bahşedecek olan tecrübeden bir son-uç elde etmek için deneyimini şarkılar, yaşamını şarkılar, dünyasını şarkılar. Işıkla yani nur ile bu şarkının zenginleştirilmesi, insanın bir şahsiyet olarak kendi varlık bütünlüğünün bilincine varması ile imkân dâhiline girecektir. Bu imkânın açtığı kapı Şahsiyet Kapısıdır.

Kur’an’la mücehhez olan insanın, şahsiyetinin taçlanışıyla varoluş bunalımlarını aşarak Varlık’ın dünyasına katılımı ve tarihsel yürüyüşünü sürdürmesi özlenilesi bir katılım, takdirle karşılanması gereken bir yürüyüş olsa gerektir. Türk Tefekkürünün yüz akı İsmet Özel’in ‘‘Yürüyüşümdür yeryüzünün halleri’’ mısraını biz böyle okuyoruz. Biz bu insana, işte bu donanımlı insana ‘Yürüyen Kur’an’ diyoruz. Özü birdir ve sözü bir dua üzeredir.

İnsan Kur’an ile ve Kur’an üzere yaşayışıyla özünü gürleştirebilir. Bu iç’e / ruha doğru bir özgürlüktür. Bu ihtimal çünkü millet hayatı söz konusu olduğunda da –toplum fertlerden müteşekkil olduğuna göre- konuşulması ve tartışılması gereken bir meseledir. Milletin yaşamak yüklemi de Kur’an’la teşekkül etmiş yekpare bir bütünlüğe kavuştuğunda o milletin dünya milletleri içinde hatırlı sayılır bir ağırlığı, bir duruşu, Kur’an’la berkitilmiş bir sözü olacaktır. Zira şu apaçık bir gerçektir ki Kur’an’la pekiştirilmiş bir Millet Sözü karşısında hiçbir güç duramaz. Biz buna Dünyaya meydan okuyan Türk diyoruz. Çünkü hakiki bir imana sahip bir insan dünyaya meydan okuyabilir. Kur’anı yaşama üslubu edinmiş bir millet, kendisine zararı dokunan iç ve dış kuvvetleri kendi içinde Kutlu olan sözün gücüyle elimine edecektir.

İnsan yaşamak yüklemiyle sorumludur. Bunu bize Kur’an söyler. Sorumluluk bilincine sahip her insan ve her millet, sonlu bir yaşamda sonsuzluğa olan iştiyakıyla attığı adımları dikkatlice atacak, iktidarın sözüne değil sözün iktidarına olan güvenle Hakikatin insan ve millet cephesinde güçlü, sağlam bir Kur’anî şuur ekseninde mücadelesini sürdürecek ve deneyim şarkılarını dillendirecektir.

Hakikatin iktidarında buluşalım…

 

_____________

  1. İbrahim H. Karslı, Kur’an’ı Anlamaya Giriş, DİB Yay. 2012, Ank.

{Poetik Haber}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here