Günümüzün en iyi şiirlerinden biridir ´Ali´ | Şiir Deyince | Ali Celep

0
806
Hüseyin Atlansoy, 1993.

ŞİİR DEYİNCE – 11

ALİ CELEP

[2008] [‘Ali’ Hüseyin Atlansoy, Hece]

Hüseyin Atlansoy’un ‘Ali’ adlı şiirini her şeyden önce birinci sınıf bir heyecanın eseri olarak görüyorum. Şiirde bu heyecanın beslediği iki yönde işleyen bir örgü var: Biri, dini-tarihi anlamda halkın ortak hafızasında sarsılmaz, saygın, derin bir şahsiyet modeli olarak yer edinmiş, Müslüman çocuğun duygusal dünyasında yerini başka bir figürün asla dolduramadığı çok özel bir ‘kahraman’ olarak kökleşmiş ‘Hazreti Ali’ gerçeği üzerinden işleyen örgü, diğeri ise zaman içinde kendi özgün gerçeğinden kopartılarak modern kültürel ‘modo’ bağlamına şu ya da bu sebep ve etkenlerle yerleş(tiril)miş ve nihayet bugün ‘alevi/lik’ ‘aleviler’ vb. tanımlamalardan Şia’nın türlü uzantılarına varan algıların konu nesnesi olmuş ‘Ali’ üzerinden işleyen örgü. (bu ikinci örgünün açıktan değil dipte akan bir tepki mesajı olarak işlediğini söyleyelim) Şiirde güçlü ve berrak bir biçimde ‘temsil’ edilen ‘Ali’ gerçek anlamda özümsediğimiz ‘Hazreti Ali’den bireysel ve toplumsal hafızamıza tevarüs eden hissiyatla samimiyetle kaynaştırılmıştır.

Hazreti Ali’ imgesinin, gerçeğin kendisiyle kaynaştırıldığı alan ise çocukluk dönemidir. Şu halde kısa, öz, aydınlatıcı olmakla birlikte bugünden yarına işlevselliğini yitirmeyen canlı bir düşünce ögesi getirmesi bakımından Hüseyin Atlansoy günümüzün en iyi şiirlerinden birini yazmıştır diyebiliriz. Ayrıca üzerinde yaşadığımız toprakların ruh köküne işaret eden, ortak hissiyatımızı biçimleyen damara vurgu yapması, şiirin bize diri bir duygu ögesi kazandırma özelliğini de gösterir ki bu şairin bir diğer başarısıdır. Diyeceğim gerçekçi ve doğal ve bugünün şiirine nefes aldıran bir şiir ‘Ali’. ‘Ali’ kısa ve fakat çarpıcı cümlelerle dört dörtlükte çatılmış. Temsil edilenin güncelleştirilmesi yapılırken zihnimizi özgürleştiren, temsil edilene doğrudan gönderme yapan imgelerden yararlanmış Hüseyin Atlansoy. (‘çatal yürek’ ‘Zülfikâr’ gibi) Bu imgeler görsel boyutuyla şiirin etkileme gücünü sağlamlaştıran unsurlar olarak dolaşıma verilmiş. Şiir bittikten sonra Hazreti Ali’nin çocukluğumuzun masalsı dünyasından, modern ilişkilerin hepimizi maruz bıraktığı suni havasına uçarak tık nefes çıkageldiği ve bugün bazı olay ve olguları yeniden canlı bir şekilde düşünmemiz gerektiği gerçeğiyle baş başa kalıyoruz. İyi şiir, artık okunup bittikten sonra okuru kendisiyle uğraştırmayan şiirdir. Artık ilgilenmemiz gereken, şiirden doğup bize karşılık gelen gerçeğin mahiyetini kurcalamak olsa gerektir. Teknik açıdan bu gerçeğin ilk öğrettiği şey, şiir dilinde temsil değerini bulan Hazreti Ali imgesinin, dilin sınırlarından taşıp Ali bugün sanki buradaymış da onunla kaynaşma vaktinin geldiği hissidir.

Şiir hepimizde bir ‘Alileşme temayülü’ var bulunduğu hissiyle doludur. Ali bu durumda temsil olma özelliğini aşıp tıpkı çocukluk yüreğimizde olduğu gibi toplumsal gerçeği yeniden inşa edebilir. ‘Öylesine Alilerdik’ ifadesi bu yeniden düzenlemenin doğal beslenme kaynağı olabilir. Çocuklukta öylesine Alilerdik, şimdi ise Ali her tür kullanıma ve istismara açık kendinden menkul ‘sözel/ideolojik fenomen’ kapsama alanına hapsedilmiştir. Şiirin üçüncü bölüğünde Hazreti Ali imgesi, şairin çocukluğunun saf dünyasından ilk gençlik bağlamına taşınır. Üçlü buluşma Eskişehir’de gerçekleşir. Üç karakterin de ortak özelliği Eskişehir’li olmalarıdır. Bu bir anlamda geleneksel ile modernin, şairin imgelemindeki buluşmasıdır. Cenk hikâyelerinden sinema sanatına sahne dekor farklı olsa da değişmeyen şey Hazreti Ali’den hepimize miras kalan ‘kahramanlık’ algısıdır. Fahrettin Cüreklibatur (Cüneyt Arkın) Seyyid Battal Gazi, Şair Hüseyin Atlansoy, Eskişehir, tahta kılıç, çatal yürek hep aynı özgürlük şarkısını söyler. Kanımca şiirin bütünsel etkisini koruyan şey sözcüklerin güvenilir kullanımından çok, yaşadığımız durumu net algılamamıza elverişli bir his dünyası verme azmidir. Hâlihazırdaki gerçekliği gelenekle bağı koparmadan dönüştürme gücü vermesidir. Ali fikirlerin ve düşüncelerin içinde dolaşan bir hayal değildir, ‘gerçeğin kendisi soyut hale gelmiş gibi göründüğünde ortaya çıkan’* hakikatin somut yüzüdür. Şiir yüzümüzü buradan bugün bizi kuşatan somut gerçekliğe bakmaya çağırıyor vesselam.

‘Öylesine Alilerdik

Hepimizin yüreği çatal

Kılıçlarımız her daim Zülfikâr

Her birimizin yanında bir Fatma’

 

‘Uçuyorduk uçuyorduk

Tahta at tahta kılıçlarla

Çocukluğun Sarsılmaz tahtında’

 

[*] T.Eagleton

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here