Fuat Oskay’dan Dört Küçürek Öykü | Eleştiri Haber, Öykü Sanatına Katkılarına Devam Ediyor…

0
187
Şair - Öykücü Fuat Oskay

FUAT OSKAY’DAN DÖRT KÜÇÜREK ÖYKÜ

OYUNCAK

Bütün gün dışarıda çalışan karı koca küçük kızlarına yaş günü için bir hediye almak üzere oyuncakçı dükkânına girmişlerdi.

Kadın, satıcı kıza:

“Bakın” dedi ,  “ben çalışan bir anneyim ve kızım bütün gün evde bakıcısıyla kalıyor. Öyle bir oyuncak istiyorum ki, kızıma benim yokluğumu hissettirmesin.”

Satıcı kız başını sallayıp:

“Anlıyorum hanımefendi” dedi. “Fakat maalesef mağazamızda oyuncak anne bulunmuyor.”

KÜÇÜK BİR ANLAŞMA

Koltuk değneklerine henüz alışamadığı belliydi ve arabaya çıkmakta zorluk çekiyor, bütün yolcular kendisini seyrettiği için de büyük bir sıkıntı duyuyordu.

Mahcubiyetten boncuk boncuk terleyen sakat genç, merdivenleri çıkma mücadelesine devam ederken, şoför başını camdan dışarı çıkardı ve endişe yüklü bir edayla yolun öbür tarafına bakmaya başladı. Bunu gören otobüsteki yolcular, sakat genci seyretmekten vazgeçip, yolun öbür tarafında acaba ne oluyor diye, bakışlarını merakla o tarafa çevirdiler. Görünürde dikkati çeken hiçbir şey yoktu.

Biraz sonra, gencin arabaya bindiğini gören şoför, başını camdan çekti ve arabayı hareket ettirdi.

Yolcular, şoförün öbür tarafta ne gördüğünü hâlâ merak ediyorlardı. Şoförle sakat genç ise, dikiz aynasında birbirlerine sevgiyle gülümseyerek selamlaştılar.

ÇİFTLİKTE YANGIN

Soğuk bir mart günü , gece yarısı vadinin ötesindeki bir çiftlikten göğe doğru alevler yükselmeye başlamıştı. Bütün köy apar topar yangın yerine koşmuştu. Çiftlik sahibi, karısı ve küçük oğlu yangının heyecanıyla dışarı fırlamışlardı. Yangın, muhtemelen ocaktan sıçrayan bir kıvılcımdan çıkmış; kısa zamanda bütün binayı, ambarları, samanlığı ve ahırları kül haline getirmişti.

Çiftlik sahibi kederli bakışlarla son alevleri seyrediyordu. Karısı ve oğlu, heyecandan titreyerek ağlıyorlardı. Komşular da çok üzgündüler.

Birisi:

“Köyümüzde bir aile mahvoldu. Bu çok acı bir şey” dedi.

Bir başkası:

“Bunlara bir çare bulmalıyız. Yoksa, sefalete düşmüş bir aile seyretmekten biz de azap duyacağız” dedi.

Köyün en yaşlısı:

“Üzülmeyin. Her şeye bir çare bulunur. Hele bir sabah olsun” diye nasihatte bulundu.

Ertesi gün bütün köylüler kendi işlerini bırakıp yanan çiftliğe geldiler. Kazma ve küreklerle yangın yerini temizlediler. Hepsi, elbirliğiyle, iki hafta içinde çiftliği tamamladılar, ambarı ve samanlığı doldurdular.

Çiftlik sahibi ve karısı gözyaşlarıyla köylülere teşekkür ve minnetlerini  bildiriyorlardı.

Köyün en yaşlısı:

“Minnet duymanız gerek yok” dedi. “Düşündük ki; kalbimizde sizin düştüğünüz sefaletin acısını taşımaktansa, bir iyiliğin sevincini taşımak daha iyidir.”

ZOR AÇILAN KAPILAR

Bir tanıdığını hastanede ziyarete giden adam, yanlış koğuşa girmiş, fakat orada yaşlı ve yalnız bir hasta görünce bırakıp gidememişti. Yaşlı hastayla ilgilenip biraz muhabbet eden adam, yüzü kırışmış, ellerinin derisi çalışmaktan aşınmış hastanın, en fazla duruşundaki sakinlik, vakar ve olgunluğu hayretle karşılamıştı.

Adam, kendisiyle bir saat muhabbet ettikten sonra vedalaşmaya hazırlanırken yaşlı hastanın söylediği bir sözü, büyük filozofların söylediği sözler kadar önemli gördüğü için, o günden sonra herkese tekrarlayıp duracaktı.

Şöyle demişti yaşlı ve yalnız hasta:

“Kötü günleri, diğerlerinden daha zor açılan kapılara benzetirim. Fakat en zor açılan kapılar bazen en güzel yerlere çıkarlar. Kapıyı açıp içeri girmeden fikir yürütmek doğru olmaz.”

[Eleştiri Haber, Şubat 2019]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here