Fuat Oskay, edebiyatta dil, söz, sözün anlamı ve suskunluk üzerine yazdı

0
170
Şair - Öykücü Fuat Oskay

Fuat Oskay

DİL

Şirazlı Sadi “ Mum, dili yüzünden yanar. Arif insan bunu bildiği için susar.” der.

İçinde ne varsa kazanın, dışına taşıracağı da o olur. Doğrudur; lakin insan düşünen, dili aracılığıyla düşündüklerini aktaran, hafızasından ötürü düşünce depolayan, aldığı eğitim ve içinde bulunduğu sosyokültürel ortam gereği, ürettiği düşünceleri ayarlayıp söze bağlayarak tercihli bir biçimde dışa vuran varlıktır. Demem şu ki ne varsa ilminde o her zaman görünmez dilinde. Bu yüzden istediğini söyler; istemediğini işitir insan.

Bazı insanlar amiyane tabirle içi boş teneke gibidirler. Papağanlar gibi sadece ortamdan işittiklerini hafızalarında depolayıp takliden konuşurlar. Bazıları tamamen ortam tarafından şekillenirler; ortam nasıl konuşmayı gerektiriyorsa sözcükler ağızlarından öyle dökülürler.

Hâl, vaziyet ne olursa olsun sahip olduğu bilgi ve kültür birikimiyle birlikte usul erkân bilen insanlar ise sözlerini teraziye vurup tartarak söylerler. Lafını bilip pişirir; ağızlarını derip devşirirler. Dokuz ölçüp bir biçerler.

İyi veya kötü konuşmak aslında insanların beklentilerinin doyurulmasına yönelik eylemlerdir. Tamamen psikolojiden ibaret bir varlık olan insan, ruhunu okşayan, hoşuna giden sözleri duymak ister her zaman. Bu yöndeki beklentilerini karşıladıysan iyi konuşmuşsun, güzel konuşmuşsundur. Sözlerin hoşuna gitmediyse muhatabının bil ki beklentilerini karşılayamamışsındır. İnsanın beklentilerinin içerisine ise dünya görüşü, inanç, tutum ve değer yargıları gibi benlik bütünlüğünü oluşturan her şey girer.

Her ne kadar yaban duruyorlarsa da zannımca tüm canlılar birbirleriyle çabucak ısınıp kaynaşacak şekilde yaratılmışlardır. İnsan diline ilişkin semantik ögeler anlamlı ve şekillidir; lakin bu tür ögeler yok diye diğer canlıların dil taşımadığı söylenemez. İnsanlarla diğer canlılar arasında iletişim ve kaynaşmayı sağlayan ise diline yüklenen ve kendisinden diğer canlılara geçen sevgi ve merhamet elektronlarıdır. Aksi halde yılan bir tatlı dille niye deliğinden çıksın ki!

Samimiyet ve sevgi içeren bir dil ile kendisiyle konuşulan nice çiçeğin çabuk büyüdüğü, kendileriyle iletişim kesilenlerin ise boyunlarını büküp günden güne solduğu hakikattir.

   “Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı

    Söz ola ağılı aşı yağ ile bal ede bir söz”

Söz söyleyenlerin en güzellerinden olan Yunus Emre’nin bu dizelerinde kılavuzluk ettiği gibi sözün tesiri ve güzelliği kendisinde değil; söyleniş biçimindedir. Nitekim güzel sanat dallarından biri olan edebiyat, güzel söz söyleme sanatı değil ; “sözü güzel söyleme sanatı“ olarak tanımlanmaktadır. Belirli konularda sokak diliyle sarf edilen, estetik değerden yoksun sıradan konuşmalar ise yine edebiyat üzerinden alan bulan ‘edebiyat yapmak (boş konuşmak) veya eskilerin deyimiyle ‘laf u güzaf ’tan öte değildir.

Söz söylemek her zaman konuşmak değildir. Vakit olur ki susmak, en güzel konuşmaktır. Kelimeler dile külfettir bazen. Bir yenilgi değil, bir büyüklüktür susmayı başarabilmek.

Susmak, sözün darasını almaktır. Susmak, sözü en sona saklamaktır.

[Eleştiri Haber, Kasım 2018]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here