Faab Kitap’tan 3 Yeni Eser!

0
716

FAAB KİTAP Basın Bülteni

Açıklama:

Faab Kitap Basım ve Yayıncılık üç yeni eseri daha yayınladı. Şair ve Yazar Zeki Nurçin’in KÖTÜLÜĞÜN YENİ TARİHİ ve Pêro’nun Oğlu-CESARETİN BEDELİ adlı eserleri ile yeraltı edebiyatının önde gelen isimlerinden Aytaç Ars’ın HAYVAN HERİF adlı çalışması kitapevleri ve online satış sitelerinde yerini aldı. Türkiye’de bir yazarın iki romanının birden çıkması kendi alanında bir ilk olma özelliği taşıyor.

Zeki Nurçin’in Kötülüğün Yeni Tarihi adlı eseri felsefi ve sosyolojik roman özellikleriyle insanlığın gelinen zamanda çıldırma çağının başladığını haber veren bir çalışma. Küçük bir markette çalışan ve tek silahı iyiliğinin cesareti olan bir kasiyerin tehlike doğuran bir cadde de üç yıl boyunca kötülüğe karşı mücadelesini anlatan kitap özellikle Almanya’nın başkenti Berlin’e iltica eden Kuzeyli Arapların nasıl canavarlaştığını ve kötülüğün tarihini nasıl da ısrarla yazdıklarını da farklı bir üslupla anlatıyor. İnsan denen canlı türün vahşi kimliğini bir canavara dönüştürüp hayatı ve doğayı hiçleştirmek istemesinin kronolojisi de diyebileceğimiz kitap alışılagelmiş kimi akımları ve içeriklerini de çürütmesi bakımından kendisini okutan bir kitap. Kitap gerçek olayları irdeliyor. Ülkelerindeki savaşı bahane edip çeşitli Avrupa ülkelerine iltica eden Kuzeyli Arapların geldikleri ülkelerde doğa ve aynı ülke kanunlarını yıkma ve kötülük mantıklarını egemen kılma çabalarını bir kasiyerin gözünden aktaran yazar aynı kötülüğün ortasında aynı kasiyerin bir kadını ve yok olmak üzere olan ailesini nasıl kurtardığını seçkin bir zekanın diliyle sunuyor. Rasyonel yaşamın ve düşünüşünün saklamaya çalıştığı bu kötülükler tarihini birlikte yazan kimi ülke insanlarının bilinçli olarak kötülüğü tercih etmesini dehşetle anlatıyor yazar. Almanların, “Kuralsız ve yasaların geçmediği yer, Akşam karanlığı çökünce tehlikelerin çığlıklar attığı bölge.” dediği yerde uyuşturucu satışının, hırsızlık ve şiddetin, kapkaçcılık ile yankesiciliğin, cepcilik ile yol kesiciliğin, uluorta gaspçılığın yapıldığı ve hatta katil olmanın bile neredeyse suç sayılmadığı bölgede cirit atan bu yeni ve mutasyona uğramış bir canlı türünün gelecek için nasıl büyük bir tehlike olduğunu cesur bir şekilde anlatan kitap gerçek anlamıyla kötülüğün yeni tarihini ve yeni anlamını bizlere anlatıyor.

Kitabın arka kapak tanıtım bülteninde ise şu çarpıcı bülten bulunuyor;

“Kötülük, aşağılık kompleksidir. Gördüğüm türün varlığı evrenin diyalektiğine katkı sunmuyordu.” diyen yazar Berlin’de bir kasiyerin gözünde üç yıl izlediği insanların korkunç değişimini ve nasıl canavarlaşabileceğini anlatıyor. Kitap insan ırkının yarattığı dehşeti gösteren bir tabloya benzemekte ve kasiyerin kötülüğe amansız karşı koyuşlarını cesur bir şekilde aktarmaktadır… İnsanlığın çıldırma çağının başladığını haber veren bir baş yapıt…

“Teizm ve teodisenin kötülükleri masumlaştırma çabası bana hiç inandırıcı gelmiyordu.”

“Adalbert Caddesindeki canavarların ‘Kötülük benim iyiliğim ol!’ diye haykıran Şeytan veya Jean Paul Sartre’in Şeytan ve Tanrı oyununda ‘Ben kötülüğü kötülük için yapıyorum’, diye itirafta bulunan Goetz’den farkları yoktu. Cadde de herkesin bir tanrısı vardı ve herkes kendi tanrısından canavar olmayı diliyordu… dahi varlık denen insan türünün ‘kendilik bilinci’ne ihanet etmesinin tipik örnekleriydiler… Cadde çürüme, tükenmişlik ve hiçliğin başkentine dönüşmüştü. Buranın sahibi hem herkes, hem de hiç kimseydi. Sosyal ve siyasi hiyararşiyi besleyen rütbelerin hükmü geçmiyordu. Bir cehennemdi burası. Ne barış, ne güven, ne asayiş, ne de demokrasi vardı. Herkes birbirine benziyor ve aniden hiçleşiyorlardı. Hayatın yörüngesinden çıkmış ve bu kaygan zeminde kendi elleriyle kendilerini parçalıyorlardı.”

“Göçmen Arapların çalma sapkınlığı ve ölümcül şiddeti geçmişten gelen tatminsiz bir geleneğin sonucuydu, bir salgındı. Kötülüğün tarihini yeniden yazmaya çalışan bu Arapların masumlaştırmak istedikleri kötülüğün her şekli vardı. Teolojik bütün terimler çatışarak rasyonel gerçekliğin neredeyse kendisine dönüşecek kötülüğün her gece farklı bir biçimini önüme koyardı.”

“Adalbert Caddesinde hızla büyüyen kötülük çağın rasyonel düşünüşünün gizli kalması istenen bir problemiydi.”

“Edebiyatta kötülüğün bilinen ismi Georges Bataille benim gördüklerimi görseydi, caddenin ortasında, “Kötülük bir gün her şeye hakim olacak, demiştim.” diye bağırır ve gördüğü kötülüğün kitabını yazardı.”

Zeki Nurçin’in  Pêro’nun Oğlu-CESARETİN BEDELİ adlı ikinci eseri gerçek bir hayattan kesitler sunuyor. Cesur bir şekilde yaşamayı ilke edinmiş korkusuz bir adamın ailesiyle birlikte suç şehri İstanbul’a taşınmasından sonra başından geçen inanılmaz olayları anlatıyor. 2005 yılında kendisinin gölgesine basanlar tarafından tuzağa düşürülüp öldürüldüğü tarihe kadar, sert ve korkulan biri olarak görülen adamın (Purto) aslında sadece kendi onuru için çalıştığını, mücadele ettiğini anlatan kitap başından sonuna kadar ilginç olaylarla dolu. Çekemeyenlerin ve çıkarı için yaşayanların ihbar ettiği roman kahramanının kendisini aramakta olan Kars emniyet müdürü Gaffar Okan’ı ve ailesini bir kış günü geçirdikleri kazada kurtarması ve sonradan yakalanıp Gaffar Okan’ın karşısına çıkarılması ile aslında suçsuzluğu da ıspatlanan adamın sonraki hayatının nasıl zor geçtiğini aktaran kitap kahramanının hiç bilinmeyen hayatını doğumundan ta ki öldürüldüğü güne kadar anlatıyor.

Kitabın arka kapak yazısında yer alan tanıtım bülteni ise şöyle;

Cesur yaşamayı ve cesareti ilke edinmiş bir gelenekten geliyorlardı…

… … …

Üç kazazedeyi kaza mahalinden uzaklaştırdı adam. İnsani davranışı kazazedeleri duygulandırmıştı. Yol alırlarken hepsinin büyüğü olan kişi, “Bu iyiliğini asla unutmayacağız.“ dedi. “İnsanı görevimi yaptım sadece.“ diye yanıt verdiği kişi, onun için yakalama emri veren Kars emniyet müdürü Gaffar Okan’dan başkası değildi. Ama ne adam onun Gaffar Okan olduğunu ne de Gaffar Okan karşısındaki kişinin aradığı adam olduğunu biliyordu…

… … …

Gaffar Okan Diyalogların mantıksal gücüne inandığı için karşısına almıştı uzun zamandan beri aradığı adamı. Hayatını kurtaran adama sorular soruyor, hüzünlü gözlerine bakıyordu ama karşındaki adamın duruşu ile itham edilenin uyuşmadığını anladığı bir sırada aniden, “Seni bir yerden tanıyorum” dedi. “Olabilir.” demekle yetindi adam. Müdür, ısrarla, “Seni tanıyorum, konuşmuşluğumuz var. Bir yerde bir araya geldik.“ dediğinde adam yorgun gözlerini yıpranmış ayakkabılarının uçlarına dikmişti. Onları izleyen memurlar birazdan hayatlarının şokunu yaşayacaklarından habersizlerdi. Gaffar Okan, karışık bir sakalın sakladığı bu hüzünlü yüzü tanıdığından çok emindi. Adam gözlerini kaçırdıkça o da aynı gözlerde iz sürmeye devam etti. “Yoksa sen o musun?“ diye sordu. Adam müdürün kış ortasındaki kazayı hatırladığını düşünerek, “Ben o değilim.“ dedi ama aslında müdürün kendisini tanıdığını anlamıştı. Birazdan başını kaldırıp, “Evet o benim.” dediğinde makam odasını buz kesti. İçeridekiler ne olduğunu anlayamadan ayağa kalkan Gaffar Okan hayatının en zor anlarından birini yaşadı. Sorguladığı adam hayatını kurtaran adamdı. Gaffar Okan yerleşim bölgelerinden uzak bir yerde kaza yapan araçtan kendisini, eşi ve korumasını kurtarıp arabalarını devrildiği yerden çıkaran ve kendilerini battaniyeye sarıp Akçay karakoluna bırakıp giden adamın karşında tuhaflaştı. Felaket kış kazasında kendilerini kurtaranın bu karşısındaki adamın olduğunu diğer yardımcılarına söylediğinde makam odası sorgu odası olmaktan çıkıp kadim dostlar dergahına dönüşmüştü. İki heybetli adamın sohbeti biraz daha sürdü…

(Tanıtım Yazısından)

Faab Kitap Basım ve Yayıncılık tarafından yayınlanan üçüncü kitap yeraltı edebiyatının bilinen isimlerinden Aytaç Ars’ın Hayvan Herif adlı Fanzin romanı. Roman bir solukta okunacak şekilde yazar tarafından özel olarak dizayn edilmiş bir eser olmakla göze çarpıyor.

“Hımm, ilginç diyor Timuçin. Ben anatomik bir hata, teknik bir arıza, asla çözüme kavuşturulmayacak bir lavabo tıkanıklığıyım.” diye sessizce söylenen ama aslında bir durumu haber verircesine uğuldayan ve yeraltı edebiyatının seçkin isimlerinden biri olarak bilinen Aytaç Ars sadece bu edebiyata dair eserler yazmıyor aynı zamanda bu edebiyatın bilinmeyenlerini de bir fotoğraf gibi önümüze koyup sorguluyor. Hayvan Herif adlı eseriyle bunu gayet iyi ıspatlıyor. Üretkenliğinin zaman zaman hayata dair sorumluluklarını ağırlaştırdığı yazar bu eserinde okurunu görmek istediği bir labiretin içine sokarken aslında okurun kendisiyle farklı bir şekilde yüzleşmesini de sağlıyor. Eserdeki cümleler başlı başına bir evrenin uyuduları gibi… başını döndürüyor insanın…

FAAB KİTAP Basım ve Yayıncılık                                                               

Tarih:27.01.2018

Siyavuşpaşa Mah. Gelincik Sokak.

No: 23/B     Bahçelievler /İstanbul

Tel/Fax:                0212 504 05 15

e-mail :       faabkitap@gmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here