Eskimeyen Kitaplar | Mustafa Nurullah Celep | İktibas

0
183

Mustafa Nurullah Celep

Kitaplarda / Ben İsmet Özel Şair…

Şiirimize yeni bir kanal açmış, hayati derecede önemli, vazgeçilmez değerde şairlerin şiir evrenine nüfuz edebilmek, geçirdiği hayat merhalelerinin bugünün penceresinden nasıl göründüğünü anlamak, deneyimlediği davranış biçimleri kadar zihni dönüşümlerinin kritik noktalarını tespit edebilmek, tanık olduğu vakıaların yanında inşa ettiği eserlerinin yazılış koşullarının zorluğuna portre eşliğinde yazınsal düzeyde şahit olmak amacıyla kaleme alınan ‘portre denemeleri’nin söz konusu şairlerin daha iyi, hakkıyla, hakkaniyete yakışır bir biçimde anlaşılması adına ciddi hatırı sayılır bir katkısı vardır.

Ciddi bir çalışma

Yayıncılık sektörünün devasa boyutlara ulaştığı bugünün dünyasında kararlı, istikrarlı ve nitelikten taviz vermeyen tutumunu kendine güvenle devam ettiren, örnek bir yayıncılık programıyla  ‘iyi işler’ yapan bir yayınevi bünyesinde (Okur Kitaplığı, Eylül 2010)  ‘biyografi’ türünde yukarıda izaha çalıştığımız hakbilirlikle ‘yiğidin hakkını yiğide’ veren bir çalışma yayınlandı: Ben İsmet Özel Şair…

Bütüncül hayat-kişilik portresi

Reşit Güngör Kalkan imzasıyla yayınlanan bu portre denemesinin Şair-Mütefekkir İsmet Özel’in ‘Aile Çevresi’nden başlayarak Çocukluğu, SBF yılları, Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) serüveni, dergi tecrübesi (Halkın Dostları), düşünsel evrimi (İhtida ve Amentü şiiri), Sosyalist çevreden kopuşu, Sosyalizmden Türkçülüğe deneyimlediği düşünce macerası, şairliğinin gerekçeleri ve mahiyeti, tefekkür tecrübesinin özüne ilişkin değer içeren tespitlerden, düzyazılarının uğraklarına, ulaştığı menzile ve bugün itibariyle şiir ve düşüncede geldiği en son aşamaya kadar  yerinde başlıklar-alt başlıklarla bütünüyle bir şahsiyet portresinin ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

Özel’i yakından görmek isteyenler buraya!

Bizde şairlik magazinellikle karıştırılır. Kalkan’ın eserinin ciddiyetini, magazinel yaklaşıma yüz vermemesinden anlıyoruz. Şiir kamusunun fazlasıyla dedikodu barındırdığı bir malumu ilam. Kalkan, çalışmasında gösterdiği titizlik kadar şairin eserleriyle birlikte hayat serüvenini belli bir bütünsellikte kaleme almış. İsmet Özel’in yazarlığının ve şairliğinin duraklarını yayınlanan kitaplarla beraber belirleyici bölüm başlıklarıyla kategorileştirmeye çalışmış.

Dert sahibi okur için

Kalkan’ın bu önemli çalışması 8 bölümden müteşekkil. 1.Bölüm: Kayseri-1944 başlığını taşıyor. Bu bölümlemede Özel’in birey olarak yaşadığı evreler ve bunda  belirleyici olan olaylar alt-başlıklar haline getirilmiş. 2.Bölüm: ‘Siyasal Bilgiler Fakültesi.’ 3.Bölüm: ‘Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF)’ 4.Bölüm: ‘Halkın Dostları’ 5.Bölüm: ‘12 Mart 1971’ 6.Bölüm: ‘Sosyalizm-İslam-Türkçülük’ 7.Bölüm: ‘Şairliğim Maliyet Meselesidir’ 8.Bölüm: ‘Bilgeliği Bekleyen Olmak’ adlarını taşıyor.

Uzun ve yorucu bir çalışmanın ürünü olduğunu düşündüğümüz bu oylumlu biyografik çalışmanın genç şairler kadar İsmet Özel’i yeni tanımaya başlayan ‘dert’ sahibi şiir okuru için de besleyici ve kuşatıcı bir bütünlükle sunulduğunu, aynı zamanda yaklaşımı ve derinliğiyle başarılı ‘bir portre denemesi’ olduğunu söyleyebiliriz

Kitaplarda / Yazının Gizledikleri

Türkiye’de yayınlanan  inceleme kitaplarının okurun kavrayış yetisini geliştirmesi, metne sağlıklı bir yaklaşım biçimini sağlaması gibi artılarının yanında inceleyicinin eleştiri müktesebatına ciddi katkılarını da göz önünde bulundurduğumuzda söz konusu yapıtın değeri dağarcığımızdaki yerini iyice kavileştirir diyebiliriz. Bu yapıt hikâye sanatına hatırı sayılır emek sarf eden bir yazar tarafından inşa edilmişse inşacının malzemeleri daha bir kıymetlenir gözümüzde.

Ülkemizin seçkin yayınevlerinden Okur Kitaplığı, hikâyeci-yazar Cemal Şakar’ın bir inceleme kitabını sundu okura, geçtiğimiz günlerde. Yazının Gizledikleri adını taşıyan bu yapıt, yukarıda ifade ettiğimiz anlamda okurun anlam dünyasına katkılar sunan bir eser. Cemal Şakar, hikâye sanatına yıllardır emek veren bir yazar. Bu sefer Şakar, anlatmaktan öte anlatanların dünyasına eğilmiş bu yapıtında. Sadece anlatanların değil tabii, düşünürlerin ve şairlerin da evrenini çözümlüyor, dertlerine ortak oluyor. Yazının Gizledikleri, yazarın gizlerini açığa çıkartan, emek-yoğun bir inceleme kitabı.

Cemal Şakar’ın işbu inceleme kitabında yer alan, şairin ve düşünürün ‘gizil evren’ini görünürleştiren, ortaya çıkaran yazılarının bir kısım başlıkları şöyle: ‘Mehmet Âkif: ‘‘Kucaklaşır medeniyetle din tamâniyle’’’, ‘Gerisini emanetçilerim düşünsün’, ‘Topçu’da Türk-İslam harikâsı olarak millet ve miilliyetçilik’, ‘Yahya Kemal: ‘‘Şiir, şiir olsun kâfi derim’’’, ‘Nuri Pakdil: ‘‘Bağışlamıyor toprak gerileyeni’’, ‘Vakti kuşanmanın sorumluluğu’, ‘Cahit Zarifoğlu: ‘‘Daima bir başlangıç vardır’’’ , ‘Esrarnâme’nin sırları’…

Hece Dergisinde yayınlanan yazılarının toplamı olan bu eser, değindiğimiz anlamıyla eleştiri müktesebatına da katkı sağlıyor. Mesela Nazım Hikmet ve Adnan Benk yazıları bu mealde anılabilir.

Şurası gördüğümüz bir gerçektir ki, hikâye eleştirisi adına sağlam ölçütlere ulaşmak isteyenler için de Şakar’ın bu inceleme kitabı varsıl bir kaynak, bir memba. Sevim Burak yazısı bu anlamıyla okunup üzerinde düşünülecek türden.

Okur Kitaplığı’ndan çıkan bu eserin okur-yazarın görmezden gelemeyeceği bir zenginlik ve derinlik içerdiğini söyleyebiliriz.

Kitaplarda /  Bıçağa Basar Gibi

Romanımız türkülerdedir, demiş Tanpınar. Bu hak bilir sözden hemen her zaman ‘öz’e dönmeyi anlarım, kendi asli değerlerimize, kendi duyarlığımıza, kendi köklerimize, kendi anlam haritamıza, kendi kültürel mirasımıza, kendi medeniyetimize… Manevi algısı hercümerç olmuş, sözün düşüşünü fütursuzca yaşayan bir toplumda öze dönmeyi ‘ekonomik kaynaklarımıza dönmek’ şeklinde, problemin maddi boyutuyla anlaşılmasını canı gönülden istiyor değilim. Türküler bizim can damarımızdır. Şiirde hesapsız ve hasbi adamlar türkülerden hareket ederler. Şiirde istediğiniz kadar ecnebi müzikten yolu çıktığınızı falan söyleyin, sizi kimse ciddiye almaz. Köksüzsünüzdür yani. Can damarları kesilmiş bir toplumda ‘beat’ şiirinin nesnel bir karşılığı yok ayrıca. Her fikir her hareket kendi sosyo-kültürel koşullarından bağımsız ele alınamaz. O fikri o hareketi kendi koşulları içinde sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutmak icap eder. Ama kendi koşulları içinde.

Türkülerin Türk insanının anlam dünyasında bir mütekabiliyeti vardır. Türkülerin o insanının varlığını anlamlandıran hakiki bir tarafı vardır. Kökü sağlamdır, oradan geliyordur, anlamını bulacağı yer de orasıdır. Yani kanımızla canımızla dirliğimizle düzenimizle yaşadığımız bu topraklar… Kişinin anlamı bu topraklara verdiği değerle birebir örtüşür. Kökü sağlam olmak, bura’nın değerleriyle belirginleşir. Bu sanıldığı gibi milliyetçi reflekslerle kavranabilen bir şey değil. Dirliğimiz tümlüğümüzdür. Hepimizden birden kök saldık bura’ya. Oğul verdik ve adlandırdık ve ‘ferhat çifçi’ dedik mesela. ‘Ferhat’ bizim aşk tarafımızdır, dostluğumuzdur. Doğulu ve kürt kökenli olmasının ne farkı var? Türküler birleştiricidir ve milli varsıllığımızdır. Türküler folklorik bir malzeme değildir. Özümüzün çağıldadığı yerdir.

İşte Şair Metin Önal Mengüşoğlu, bu özden hareket eder. ‘Bıçağa basar gibi’ hassas şiirleriyle bazen kavgalı bazen barış özlemiyle dolu evimizin konuğu olur. Harput’tan seslenir bize, kulağına okunan ilk ezana, dinlediği ilk türküye yıllardır sadakatle sesimize ses verir. Duyarlı bir yürek Mengüşoğlu. Bazen ‘yaşlı ve yoksul bir adam’a, bazen ‘yüzümüze bakan deliler’e yöneltir duyargalarını.

Şiirinin merkezinde hemen her zaman ‘acı’ izleği bulunur. ‘Su kıyısındaki adam’ da ‘Son Ali’ de bu acıdan nasibini alır. Mengüşoğlu şiirinin duyarlık ibresi bütün bir doğu coğrafyasıdır diyebiliriz. Yine Mengüşoğlu’nun duyarlık özünü oluşturan şey, türkülerden özümsedikleriyle olgunlaştırdığı doğuya has bir lirizmdir. ‘Aşk’, ‘ayrılık’, ‘hasret’, ‘yalnızlık’, ‘acı’, ‘sevda’, ‘gurbet’, ‘yoksulluk’ gibi izlekler, bu lirizmin temel unsurlarından sayılabilir. Bu anlamda ‘klasik bir duyarlık’tan beslenir Mengüşoğlu. Kend’özüne sıkı sıkıya bağlıdır.

Çağının göze çarpan temel problemleri de şairin tarassut alanı içindedir. Misal: Başörtüsü sorununa duyarlı olduğu gibi 17 Ağustos depremi de bu duyarlığı çerçeveleyen olaylardır. ‘Şair çağından sorumludur’ sözü, Mengüşoğlu’da doğrulanmış gibidir. ‘‘Zulmetin çıkmaz sokaklarında/Yolunu çevirdiler ne uğruna’’ veya ‘‘Direnirken dilinden dökülen dua’’ mısraları şairin hassasiyetinin göstergelerindendir.

Şiirimizin hafızalara kazınmış bu ‘Asyalı’ çehresine duyarsız kalmayın derim. Bıçağa basar gibi dikkatli.

Kitaplarda / Pis Kan

Şiir bir dil uğraşı olduğu kadar tüm veçhesiyle yöneldiğimiz hakikate doğru bir atılım iradesini gösteren ahlaki bir tavırdır da. Cemal Süreya buna ‘dilde yangınlar çıkarma sanatı’ der, ki şair dediğimiz kişide aradığımız bu özelliğin-yangının içinden konuşma sanatı olarak şiirin-tüm şiirsel gerilim ve şiddetiyle dilde somutluk kazanışı devrimci özün yoğunluğunu ve etkileyiciliğini gözler önüne serer. Şiirde ahlaki tavır ve tecessüs doğal ve ilkeli duruşun niteliğini tanımlar mahiyettedir.

Emek-yoğun bir şiir

90’ların sağlam tavır, korkunç tecessüs ve tavizsiz duruşun temsil kabiliyetini mükemmelen üzerinde taşıdığını düşündüğüm şair-eleştirmen Ali K. Metin, Eylül ayında Hece yayınlarından 4.şiir kitabını yayınladı.(‘Pis Kan’) Emek-yoğun bir çabayla bütünlüklü bir eser halinde sessiz sedasız okura sunulan bu derişik ve sıkı şiirsel toplamı şiir ortamının ‘karakter’istiği yine sessizlikle karşılar mı bilemiyoruz ancak bigâne kalamayacağınız etkileyicilik katsayısı yüksek bir yoğunluk hâkim şiire.

Şiir ve eleştiri işçisi

Ali K. Metin 1964 doğumlu bir şair eleştirmen. Edebiyat mahfillerindeki dedikodulara kulağını tıkayan, kendi şiir ve eleştiri kozasını sessizlikle ören, şiirde ‘bilinçliliğin gururu’nu taşımaktan yana bir dahli olmayan, sorun çözücü, şiirin temel meselelerine ciddi açılımlar getiren bir şiir ve eleştiri işçisi. 90’ların sonunda yayınlanan Edebiyat Ortamı dergisini çıkardı, yayın yönetmenliğini yaptı. Artık bir ‘efsane’ dergisi haline gelen Kökler dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Hece, Dergâh, Heves, Kitaplık dergilerinde şiirlerini yayınladı. Metin’in ilk kitabı 99’da çıktı: Sürgün ve Atlas. 2004’te Bir Yangın Tenhası Şule’den yayınlandı. Ebabil’den bir şiir ( Barbar Senfoni) bir de eleştiri kitabı ( Şiir Harmanı) okurla buluştu. Dergâh, Yazıyla Solumak’ı 2002’de yayınladı. Nitelikli bir şair ve eleştirmen olduğuna inancım tamdır Metin’in.

Kapital medeniyetin sümenaltı ettiği: Pis Kan

Ali K.Metin’in şiiri, gündelik hayat-kendilik tecrübesi-dünya meseleleri sacayağında kurulmuş epik duyarlıklı bir şiir. Şiirindeki içsel şiddet ve gerilimli dilin menşei, Metin’in içinde yer aldığı –hepimizin tanık olduğu- dünyanın koşulları, insan tekinin sahicilikten ve ahlaki olgunluktan uzak davranış biçimleri ve Türkiye’nin halleridir. ‘Siyasi şiirin domurmuş hali’ diyorum ben Metin’in şiirine. Korkunç bir coşku, tetikleyici bir umut ve korkunç bir irade ve cesaret hâkim şiire. Şiir şarlayarak gelir Metin’de. Melankoliye prim vermeyen bir tutum içindedir: ‘Bir gün diye var, bir gün ama bölük bölük/Göğü kaplayacak bir nazlı şey/Çat çat çatlayan Afrika/Asya bir gün/Meydanlar umutlar öyle öyle/‘‘Çiçek açmak bir gün’’/Halk var Halkın göğe doğru kalkan elleri/Hakkı tutup kaldırmak bir gün/Güneşler terlemekler halkı halk yapan tevekkül/Meydanlara doğru bir gün/Doğru çiçek açmak/Domurtan haklılıklar doğru öyle doğru meydanlara/Doğru bir gün/Belki yarın, yarınlar kadar belki yarın/Göğsümüzde kükreyen nazlı celâl!/Sana yok, halkıma şimdi yok izmihlal!/Bir gün hoş geldin geyikli gece, bir gün en güzel arabistanı dünyanın/Öyle yoksuluz ki, bir gün’.

Somut bir dil

Pis Kan’a öncekilere nazaran daha somut ve sert bir söyleyiş hâkim. Kendi deyişiyle ‘hakikat kaygısı’ taşıyan bu şiirde şairin, kendilikle gerçeklik arasında sağlam bir dil kurduğuna şahit oluyoruz. Mutezil dünyanın özündeki gerçeği açığa çıkartır Pis Kan. İma ettiğini nesnelleştirme çabası içindedir. Metin için şiir, dille şekillenen mücadele halindeki etik bir davranışlar bütünüdür. Barbar vicdanın şiiri.

Kavganın göbeğinden konuşan, şiire diri özler taşıyan bir şair Ali K. Metin.

Eleştiri yazılarının sessizlikle karşılanışına sebep, şiir ortamında eleştirel birikime sahip olduğunu düşündüğümüz yazarların çekingenliği ve biraz da yüzeyselliğidir diyorum.

Hakkaniyet duygusu

Benim bu metni yazmamla mübalağa yaptığım düşünülebilir. Derinliği olan bir yazar Metin. Korkunç bir imgelem ve nitel çalışması var yazılarında. Pis Kan ve Hece’de başlattığı ‘Şiir Sırası’ yazılarına bakılabilir.  Abartı yok; şiirde hakkaniyet duygusu bunu gerektirir çünkü.

Pis Kan’da şiir gürleyerek akıyor. Eleştirinin ‘saklı bahçesi’.

Kitaplarda / Ben Yok İken

‘‘Genç şairin ardından’’ şiirini konuşmak, dili ve gönlü belli ve belirgin bir doğrultuda tutmayı gerektiriyor, eğer inanıyorsak. Şair Mehmet Elçin, genç yaşta vefat edenlerden. ‘‘Ben Yok İken’’ adında Okur Kitaplığı’ndan 2. baskısı yapılan bu yapıtı, Peygamberimizin ‘‘Ölülerinizi hayırla yâd ediniz’’ hadisinin eşliğinde okudum. Şiiri hakkında ahkâm kesmek yerine doğrultulu ve ölçülü konuşmayı tercih ediyorum. Şairlerin genç ölümleri karşısında hemen her zaman etkilenmişimdir. Mehmet Elçi ile yaşamımda karşılaşmadım hiç. Ama şiiriyle dostane bir ilişki biçimi geliştirdiğimi söyleyebilirim. Şiirinin belirginleşen özellikleri şu veçhede:

-Doğal bir konuşmaya sahip

-Köksüz biçim oyunlarına şiirinde yer vermiyor

-Özentili deyişlerden uzak

-Mısralar birbiriyle kopuk değil

-Özenle kurulu söz dizimi

– Duyuşal olarak aşırı duygulanımcı bir edadan uzak

-Uçuk ve marjinal bir söyleyiş biçimine prim vermiyor

-Çocukluk özlemi, doğaya dönüş ve yaşamaya kendince anlam verme tematik açıdan öne çıkıyor.

Doğrusu ‘Ben Yok İken’ adlı yapıtı sevdim. Sezgileri güçlü bir şair Elçin. ‘Yaşamanın hikmeti’ni kavrayış, temel bir tutum olarak görülüyor. Zandan ve hezeyandan uzak bir şiir yazmış Mehmet Elçin. Hayatın anlamını kavramaya çalışan bir hikmet arayışı söz konusu edilmiş.

‘‘kabri unutmadık kardeşlerim

sabahı beklemeden uçup geldik sizlere

gök gürültüsü, şimşek çakışı

bir flaş gibi patlar gece.

Resmini çiziyoruz hayatın ve

Oynak, cesur bir irtibatla

Kabrini buluyoruz tefekkürün.’’ (s,110)

Tüm şiirleri okuyup bitirince, erken göçen genç şairin bu yapıtı karşısında, ‘hissetmiş’, ‘biliyor’ sözcükleri çağrıştı zihnimde. Yaşamayı yoğunlamasına tecrübe eden genç bir şair gördüm yapıtta.  Hissedişinin sebeplerini şiirinin içinde aradım ve orada fazlasıyla aradığım sebeplerle karşılaştım. Erken göçen şairlerin yazgısı şu olsa gerek: Güçlü sezişleriyle ölümü hissediyorlar. Bu intiba ile kitabı bitirdim. ‘Bir sevince her şeyini veren’ bu şairi daha bir sevdim. Ölüm hak. Şunu mutlak surette bilmek gerekiyor: Genç yaştaki şairlerin ölümü, biz ölümlülere söyleyecek çok sözü oluyor.’ Vefa duası’ deyimini öğrendim yeni. Dostları bir ‘vefa duası’ etmişler genç şaire ve hayattayken yazdığı şiirleri bir araya getirip Okur Kitaplığı’na sunmuşlar. Yayınevi yetkilileri de bu ‘vefa duası’na bir ‘vefa örneği’ sergilemişler. Okur Kitaplığı’nı tebrik ediyor, ailesine ve dostlarına baş sağlığı diliyorum.

Kitaplarda / Amerika

Sezai Karakoç’ un ‘Ötesini Söylemeyeceğim’ şiirinden bugüne, medeniyeti merkeze alan bir tepki şiiri, en somut örneğini Necat Çavuş’la verdi. Necat Çavuş’un ‘Amerika’ şiiri, uygarlık merkezli protest şiirin tipik ve anıtsal niteliğine sahip, göz ardı edilmemesi gereken bereketli verimlerinden. Bu şiir damarının şiir gençleri adına öğretici tarafları var. Salt tepkisellik şiiri kurtarmaya yetmiyor. Medeniyet alt yapısına sahip sağlam bir şiir ‘Amerika’ şiiri. Protest şiirde bize has bir damarı, şiirsel bir akışı temsil ediyor ‘Amerika’. En temel özelliği, kuru bir karşı çıkış, bir tepkisellik yerine, egemen iradeyi,  hatırlatmalarla aslına rücu ettirme çabası içinde oluşu. Aklıma hemen İsmail Kılıçaslan’ın ‘Amerika Sen Busun’ adlı şiir kitabı geliyor. Bu şiirlerin varlığı, siyasi şiirin önünü açan bir verimliliği imliyor aynı zamanda.

Necat Çavuş’ un ‘Amerika’ şiiri, zemini daha sağlam, olgun bir örnekliktir önümüzde. Derlenip toparlanmak güçlenmek için bu tepki şiirlerine bugün hemen her zamankinden daha fazla ihtiyaç hissediyoruz. ‘Şiir asi bir sanat’ der Cemal Süreya. Bu şiirler de bu dikbaşlılığın, bu asiliğin asaletini temsil ediyorlar bir bakıma. Mısra yapısı itibariyle ustası Sezai Karakoç’ u anıştıran bu şiirler, genç jenerasyonun şiir algılarını harekete geçiren, keskin bir şuur kazandıran bir nitelik taşıyorlar kendi bünyelerinde.

Bu kitap, Yediiklim yayınlarının 13. şiir dizisinden Nisan 2003’te çıkmış. Dileğimiz odur ki şiirin asaletini taşıyan şiir okurları da bu kitabın yeni baskısına ulaşabilsinler. Böylece muhalif şiirin derin çağıltısına şahit olabilsinler. Kitabı talep edenler için yine de bütün kapılar kapalı değil: yediiklim@yahoo.com  Örneklik teşkil etmesi için bu şiirin ilk bölümünü buraya alıyorum:

Yeni Baskı, Mevsimler Kitap

Amerika

1.

Devam et Amerika

Devam et savaşlarda

Şu ezeli cımbızla

Devam et kılı kırk yarmada ayırmada

Dünyanın ak tüylerini kara tüylerini yolmada

Devam et düşlerini madde madde saymada

Demiri demirle yoruyorsun

Gülü gülüşü demirle

Akşamın demirini vuruyorsun sabahın demirine

Şaşıyorum sendeki tabir anlayışına

Bu nasıl evlilik ki bakışlarınla

Her şeyi kırmızı gösteriyor ayna

Ve bin ses kaynaşıyor iki kişi arasında

Ses mi ne sesi

Yabani atlar kişniyor sanki boşlukta

Her yankı başkasının çocuğunu doğurmakta

Seni beni yakan endüstriyel bir tanda

Şimdi ben seni çoğaltayım kanımdan

Sen beni azalt bu batakta

Görüyorsun

İş hassas ama alet balta

Benzemiyor da İbrahim baltasına

Sanki hiç güneş doğmayacak

Sanki insanın şafağı soğumakta

Oya oya

Oya oya

Hangi seheri getirdin dünyaya

 

Devam et Amerika

Ölüme koşarken arenada

Ölümü koşturuyorsun meçhul krallar adına

Hızlı olabilir misin zamandan

Dünya tacına taht kuran o kurttan

Ne haber Nevada çölündeki karıncadan

Kör müdür topal mıdır

Buğdayı dâneyi yakalamış mıdır

Güneşin altında kavrulmuş mudur

Ben ki duyardım sesini bin mil öteden

Dicle kenarında bir keçinin

Eğilirdim hakkına

Ama felek başköşeye koymuş

Ve sürmüş seni kader balkonuna.

 

Kitaplarda / Ali İhsan Kolcu

Akademinin öteden beri şiir ve eleştiriyi çalışmalarının odağına almadığı söylenir. Benim görebildiğim kadarıyla üniversite camiası Modern Türk şiirine hemen daima mesafeli bir tutum sergiler. Bu uzaklık Modern şiirin çokluk konvensiyonel şiire uzak oluşundan dolayıdır. Kısmen de modern şiire tematik anlamda vakıf olunamadığından, öncelik Divan şiirine verilir. Böylece Modern şiirin merkezi konumu ikinci plana atılır.

Üniversite öğrencilerinin-özellikle edebiyat fakültesi öğrencileri- Modern Türk şiiri karşısındaki tepkileri bildik ve alışıldık bir tepkidir: ‘Anlaşılmıyor!’ Üniversitedeki arkadaşlarımın birçoğunun böylesi tepkilerine her zaman şahit olmuşumdur. Akademi ve öğrencileri şiire uzak evet ve hatta günümüz şiirine mesafelerce uzak. Duyarsız ve ilgisiz durumdalar. Bunda aldıkları eğitimin sathiliği kadar biraz da ‘ders geçmek’ mezun olmak kaygılarının da belirleyici olduğunu düşünüyorum. Zorunluluk gereği okutulan müfredat kitapları, çektirilen fotokopiler, ödevler, yapılan sunumlar da cabası.

Yeni bir girişime, yeni bir atılıma şahit olduk bu günlerde. Atatük Üniversitesi hocalarından Doç.Dr.Ali İhsan Kolcu, ciddi, kuşatıcı ve derinlikli poetik okumalarının verimli bir neticesi olduğunu düşündüğümüz,  Salkımsöğüt yayınlarından bir dizi poetik inceleme kitabı çıkardı. Bu yılın olay yayıncılığının, çıkan bu poetik inceleme kitapları olduğunu söyleyeceğim. Türk şiirinde yeni bir ark açmış şairlerden Sezai Karakoç, Behçet Necatigil, Turgut Uyar, İlhan Berk, Yahya Kemal, Namık Kemal, Nazım Hikmet, Abdulhak Hamid, Cemal Süreya şiirleri ve şiir anlayışları üzerine kitaplık çapta çalışmalar. Akademiden ummadığımız kadar ‘poetik bir atılım’ da diyebileceğimiz, önemli bir girişim ayrıca..

Artık ‘Akademi şiire uzak’  anlayışını rafa kaldırabiliriz. Akademi öğrencilerinin de şikâyet edilecek bir gerekçeleri kalmadı böylece.

Doç.Dr.Ali İhsan Kolcu’yu Türk Edebiyatına hizmetinden ve bu çalışmalarından dolayı hassaten tebrik ediyorum.

 

[Dünyabizim]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here