Erol Çelik’ten Cellatlar Kahvesi, Cadı Yayınları etiketiyle çıktı!

1
103

1.Türk Gerilim Yazarı Erol Çelik’in 5. Kitabı Cellatlar Kahvesi çıktı.

Cellatlar Kahvesi, dramatik yapıya sahip, tarihi bir gerilim romanıdır.

Öyküsü, oğullarının gözü önünde, Onur Savaşı’nda birbirlerini öldürmek için dövüşen iki cellatbaşının mücadelesiyle başlar. Onur Savaşı, her cellat için kutsaldır. Makamlarını onurlarıyla tohumlarına bırakabilmenin tek yoludur.

Oğulları, babalarının ölümünü seyretmelidirler ki, Cellatlar Kahvesi’nin kurallarını hamurlarına ekleyebilsinler. Bilsinler ki, bir cellatbaşını ancak başka bir cellatbaşı öldürebilir.

Heyula, Satranç ve Şövalye, 19 Numaralı Koltuk, Ağlatan kitaplarının yazarından, Osmanlının kalbinde yaşanan bir gerilim romanı.

“Kim, celladını karşılarken bu kadar mutlu olurdu ki?”

Cellatlar Kahvesi; sarayın dışında yaşayan zenginlere, soylulara ve komutanlara hizmet eden, bostancıbaşı himayesindeki cellatların toplandığı, saraydan bağımsız, tamamen kurmaca bir kahvehanedir. Erol Çelik, tarihin en gizemli canilerinin hayatlarını, palalarından damlayan kanlar eşliğinde anlatıyor.

O bir cellat oğluydu ve oğlu bir cellat olacaktı.

Cellatlar Kahvesi, Cadı Yayınları etiketiyle çıktı.

  1. Erol Çelik’in kaleminden bir Osmanlı gerilim romanı, Cellatlar Kahvesi.

Heyula, Satranç ve Şövalye, 19 Numaralı Koltuk, Ağlatan kitaplarının yazarından, kan ve günahla yıkanmış, gururları için ölmeye hazır cellatların yaşadığı bir dünyaya yolculuk.

“Oysa baban sana anlatmıştı bu saatte suya girmemen ve suyu kirletmemen gerektiğini lakin sen onu dinlemedin, o pis kanla, tertemiz suyumuzu kirlettin.”

Cellatlar Kahvesi’nde hem bir aşk öyküsü anlatılır, hem de bir onur savaşı. Hem keskin metallerin son verdiği hayatlar anlatılır, hem de günahla yıkanılan infazlar. Bir babanın, oğluna mesleğini onuruyla teslim etmesinin çelişkisini okurken, diğer yandan genç bir celladın, Osmanlının en güçlü paşasını öldürmek için neleri göze aldığını okuyacaksınız. Kurgulanmış gerçeklerin yanında, arınmak için gidilen bir derede, Çay Ninesinin mistik dünyasıyla karşılaşacaksınız.

Derler ki, gerçek öyküler, bir kere anlatılanlardır.

Erol Çelik’ten Cellatlar Kahvesi, Cadı Yayınları etiketiyle çıktı.

  1. Türk Gerilim Yazarı Erol Çelik’ten Cellatlar Kahvesi yayımlandı.

Cellatlar Kahvesi’nin başkarakteri Çatal Ağa’nın lakabının hikâyesini veya Balıkhane Zindanındaki Keşanlının infazını okuduğunuzda burnunuza, toprağa düşen kanın kokusu gelecek.

Cellatlar Kahvesi, dramatik yapıya sahip, tarihi bir gerilim romanıdır.

Heyula, Satranç ve Şövalye, 19 Numaralı Koltuk, Ağlatan kitaplarının yazarı Erol Çelik, “Kitaptaki yirmiden fazla karaktere sayfalarca analiz ve kurgu yaptığım için, sanki her biriyle tanışmış, ellerini sıkmış, ölümlerini izlemiş gibiyim,” diye anlatıyor kitabını.

Köyün namusunu kirlettiğini iddia edip, Devşirme Karısını öldürmeye çalışan kör bir adam. Oğlu tarafından kahraman zannedilen bir gece bekçisi. Başkasının suyunu kirleten Aslan Ağa. Babasının kaderine boyun eğmek zorunda olan, Kara Ağa. Oğlunun kanatlarında uçan, mavi gözlü Cellatbaşı Çatal Ağa. Ölmek için celladına yalvaran Yusuf. Uğrunda adam öldürülen Ermeni Dansöz.

Tüm bunlar ve daha fazlası, cellatların acımasız hayatlarının birer yan öyküsü adeta.

Artık sadece günahlarıyla değil, gölgeleriyle de ölmek zorundaydı.

Cellatlar Kahvesi, Osmanlıda geçen tarihi bir gerilim romanıdır.

  1. Bir Osmanlı gerilim romanı Erol Çelik’ten Cellatlar Kahvesi

Cellatlar Kahvesi, dramatik yapıya sahip, tarihi bir gerilim romanıdır.

Öykü, oğullarının gözü önünde, Onur Savaşı’nda birbirlerini öldürmek için dövüşen iki cellatbaşının mücadelesiyle başlar. Onur Savaşı, her cellat için kutsaldır. Makamlarını onurlarıyla tohumlarına bırakabilmenin tek yoludur.

Oğulları, babalarının ölümünü seyretmelidirler ki, Cellatlar Kahvesi’nin kurallarını hamurlarına ekleyebilsinler. Bilsinler ki, bir cellatbaşını ancak başka bir cellatbaşı öldürebilir.

Kurgu, üç farklı zamanda işler.

Birincisi; oğullarının gözü önünde savaşan cellatbaşlarının, bu savaşa gelinceye kadar yaşadıkları süreç.

İkincisi; babalarının ölümünü izleyen oğulların, küçük yaştan itibaren cellat olma mücadeleleri.

Üçüncüsü; cellat atalarının ahlaki serüveni.

Cellatlar Kahvesi; sarayın dışında yaşayan zenginlere, soylulara ve komutanlara hizmet eden, bostancıbaşı himayesindeki cellatların toplandığı, saraydan bağımsız, tamamen kurmaca bir kahvehanedir.

Kan ve günahla yıkanmış gururları için ölmeye hazır cellatların yaşadığı bu mekânın, ağır kuralları vardır. Bu kurallara ne bostancıbaşı, ne de padişah karışabilir. Onlar öldürmeyi meslek edinmiş, kendi ahlak değerlerine sahip günahkârlardır.

Bu kurallara biri dokunacak olursa, vay haline!

Cellatlar Kahvesi’nde yaşananların dışında, ucu cellatlara dayanan yan öyküler vardır.

Oğlunun kanatlarında uçan, Mavi Gözlü Cellatbaşı Çatal Ağa.

Babası Kızıl Ağa gibi olmak istemeyen Cellatbaşı Asır Ağa.

Başkasının suyunu kirleten, Aslan Ağa.

Babasının kaderine boyun eğen, Kara Ağa.

Dünyalar güzeli Afife. Boyu devrilesi Bostancıbaşı Ali Paşa. Sokullu Mehmet Paşa. Günahsız Devşirme Karısını öldüren Kör. Uğrunda adam öldürülen, Ermeni Dansöz. Taş meyhanenin sahibi, Arap’ın kızı Efsun.

Günahkâr bedenleriyle dereyi kirletenleri cezalandıran Çay Ninesi.

Keke Murat. Ölmek için celladına yalvaran Yusuf.

“Oysa baban sana anlatmıştı bu saatte suya girmemen ve suyu kirletmemen gerektiğini lakin sen onu dinlemedin, o pis kanla, tertemiz suyumuzu kirlettin.”

“Kim, celladını karşılarken bu kadar mutlu olurdu ki?”

Arka Kapak Yazısı

Galata’daki taş meyhanede bu gecelik müzik susmuştu ama yarın geceden tezi yok, tekrar başlayacaktı. Belki Arap yeni bir dansöz çıkaracaktı sahneye, belki yeni kabadayılar naralar atacaktı. Kim bilir belki de yeni cinayetler işlenecekti. Oysa kesin olan tek şey Kıpti’nin bundan sonraki hayatı tamamen değişecekti.

Kim celladını karşılarken bu kadar mutlu olurdu ki?

Tereddüt etme ağam!

Artık sadece günahlarıyla değil, gölgeleriyle de ölmek zorundaydı.

Yerde cansız bir şekilde kanlar içinde yatan babasının elinden palasını aldığında Onur savaşı çoktan bitmişti. Babasının kanıyla kızıla dönmüş palayı havaya kaldırarak diğer cellatlara gösterdi. “Ben Kızıl Ağa’nın oğluyum,” dedi. “Onun ekmeğini yedim, onun suyunu içtim ve onun silahını kullanacağım.”

O bir cellat oğluydu ve oğlu bir cellat olacaktı.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here