Erdal Noyan | Almanya Türkleri | Deneme

0
141

Almanya Türkleri

Erdal Noyan

Gelmek zorundaydılar, geldiler.

Biraz para kazandıktan sonra dönmek üzere geldiler Türkiye’den.

Oysa çok zaman önce uyarmıştı Erzurumlu Emrah: “Gönül gurbet ele varma/ Ya gelinir ya gelinmez”.

Gurbetçi, Almancı, göçmen oldular…

Para biriktirebilen veya biriktiremeyen bir kısmı geriye döndü. Dönenlerden kimi aile eksilerek, geride birilerini bırakarak döndü.

Türkiye’ye dönenlerin, dönünce mutlu olamayanların, eksik dönenlerin konu edildikleri yazılara, öykülere örnek olarak Gülten Dayıoğlu’nun Geriye Dönenler adlı kitabını gösterebiliriz.

Dayıoğlu’nun Küpeli Ertürk başlıklı öyküsündeki Ertürk adlı genç ailece kesin dönüş yapmak isteyen babasına direnir: “Ne olursa olsun, köye gitmeyeceğim. Orada yaşayamam. İsteyen, Alman uyruğuna geçebiliyor. Ben de öyle yaparım.’

Bazısı burada kalıp ailesini de getirdi. Kimisi geldiği yerde evlenerek aile kurdu. Geride bıraktıklarını unutanlar da çıktı.

Kalanlar için ikinci vatan oldu Almanya.

Şarkılara, filmlere, kitaplara konu oldular.

Şarkılarla ilgili olarak Yüksel Özkasap’ı analım.

1966 yılında göçtüğü Almanya’da, Köln Bülbülü diye ünlenen Malatyalı Yüksel Özkasap, “Almanya’ya mecbur ettin yoksulluk beni”, “hasta düştüm gurbet elde”, “senin merhametin yok mu Almanya”, “Almanya’ya geldik hâlâ bekârız”, “ikimizi ayıran zalim Almanya, “sürüm sürüm süründürdü bizi el kapıları”, “sılada Almancı, burada yabancı”, “Almanya derler de olmaz olaydı” diyen şarkılar söyleyerek ses oldu Türklere.

Film olarak Almanya Acı Vatan’ı hatırlayalım.

Almanya Acı Vatan adlı sinema filmi 1979 yılında çekildi. Başoyuncuları Hülya Koçyiğit ve Rahmi Saltuk. Yapımcısı Selim Soydan, yönetmeni Şerif Gören. Senaryosu Zehra Tan’dan.

Kitaplar arasında En Alttakiler’i öne çekebiliriz.

Alman gazeteci Günter Wallraff, 1983 ve 1984 yıllarında Türk işçisi kılığında çalışarak öğrendiklerini En Alttakiler (Ganz unten) adıyla kitaplaştırdı. Kitabın kapağına alt başlık olarak şu yazı konulmuş: Mit einer Dokumentation der Folgen. “Belgeleriyle birlikte sonuçlar” diye çevrilebilir mi? İşyerlerinde kendini Ali Levent olarak tanıtan Wallraff, koyu kontak lensler ve siyah peruk kullanmış, bozuk bir Almanca’yla konuşmuş.

Konuk geldiler kalıcı oldular, işçi geldiler işveren oldular, dilsiz geldiler siyasetçi oldular.

Almanya Türkleri kavramı çıktı ortaya.

Cemil Şevik bir örnektir bu kişilere.

Kırk yıldan fazla zaman önce mesleksiz bir işçi olarak gittiği Almanya’nın Ulm kentinde çok zor olanı başararak önce taksi şoförü, ardından taksi şirketinin sahibi oldu. Bakınız: Cemil Şevik Taksi Hizmetleri (Cemil Sevik Taxiunternehmen). Almancayı ikinci dili yaptığını da araya sıkıştırayım.

Almanya Türklerinin çocukları oldu. Sedalar, İbrahimler Almanya’da doğdular. Türkçeden daha iyi konuşuyorlar ve yazıyorlar Almancayı.

Bunların çoğu geri dönmeyecekler; ya varlıklarını koruyarak ve geliştirerek sürdürecekler ya da kimliklerini çoğun içinde yitirerek silinecekler.

Evleri kundaklandı, canlarına kıyıldı bazılarının.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ndeki, “herkesin yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği hakkının olduğu”; Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’ndaki, “herkesin yaşama hakkına sahip bulunduğu” ve yine “herkesin, özgürlük ve güvenlik hakkına sahip olduğu; Almanya Anayasası’ndaki, “herkesin hayatının ve beden bütünlüğünün korunması hakkına sahip bulunduğu” hükümlerinin Türkler için anlam içermediği zamanlar oldu.

Siyah gamalı haçın özlemini çekenler Almanya’yı Nazi bayrağıyla örtmek peşindeler.

Yaşamının önemli bir kesitini Almanya’da geçiren edebiyatçı Yüksel Pazarkaya’nın Ferhat’ın Yeni Acıları adlı oyununda dillendirdiği gibi, yabancı düşmanı dazlak topluluğunun “En iyi Türk, gebermiş Türk!” anlayışına karşı Türkler “Herkese yaşama hakkı !..” direncine sığınıyorlar.

Solingen’in kılıç ve bıçak üretimiyle edindiği şöhret az görülmüş olacak ki Türklere yapılan insanlık dışı saldırıyla iyice ünlendirildi.

Solingen’de yaşayan bir ailenin evi Yeni Naziler tarafından 1993 yılı Mayıs ayının 29’uncu günü kundaklanarak; en küçüğü dört, en büyüğü yirmi yedi yaşındaki beş insan öldürüldü. Kurbanlar öz yurtlarında, Amasya’nın Taşova İlçesi’nde toprağa verildiler.

Bu insanlara yapılan kötülüklerin örnekleri çok. Birini daha anımsamakla yetinelim.

Vahşet yaşanan yerlerden biri de Köln.

2004 yılı Haziran ayının 09’uncu günü Küçük İstanbul olarak da adlandırılan Keup Caddesi’nde, Nasyonel Sosyalist Yeraltı (Nationalsozialistischer Untergrund) adlı terör örgütü tarafından düzenlenen bombalı saldırıda sekizi Türk olmak üzere on kişi öldürüldü.

Yabancı işçi, yabancı komşu olgusu yalnızca Almanya’nın gerçeği değil.

Türkiye’de de izinli veya izinsiz birçok yabancı çalışıyor. Avrupa’dan, Asya’dan, Afrika’dan gelerek gelecek arayanların sayısı hızla artıyor. Söylemekte yarar var ki bazı Almanlar da Türkiye’ye yerleşiyorlar. İsteyene, Alanya’ya binlerce Alman’ın yerleştiği örneği verilebilir. Denilebilir ki onlar zengin Almanlar, kimsenin işine ortak olmuyorlar, yalnızca para harcıyorlar. Hepsi öyle değil.

Almanya’da insanın aklını zorlayan yeni bir örnek sergilendi.

Bavyera Eyaleti’nde faaliyette bulunan Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (Christlich-Soziale Union Partei), 2014 yılı Aralık ayının 12’sinde başlayacak parti kongresinde görüşülüp Parti’nin siyaset belgesi olarak benimsenmek üzere, göçmenlerin evlerinde de Almanca konuşmalarını dayatan bir taslak hazırlamış.

Parti yetkilileri, bu tasarıya, göçmen evlerine ses kayıt cihazları konulması veya her göçmen evinde en az bir Alman görevlinin aralıksız görev yapması hükmünü de koyarak yasalaştırmayı akıl ederler sanırım. Uygulanmasını başka türlü nasıl sağlama alacaklar?

Göçmenlerin sevişirlerken de Almanca ses çıkarmalarını buyuruyorlar mı acaba? Türklerin hangi dilde ölmelerini isterler acaba?

Ülkü Aker’in güftesini yazdığı, Selmi Andak’ın bestesini yaptığı şarkıyı Nil Burak söylüyordu bir vakitler: “Olmaz olmaz deme hiç/ Olmaz olmaz sevgilim/ Zaman neler gösterir/ Belli olmaz sevgilim.” Bakınız; Nazilerin toplama ve imha kampları.

Hessen Eyalet İş Mahkemesi’nin 2010 yılı Eylül ayının 14’ünde verdiği ve Alpay Hekimler’in çevirisinden okuduğumuz 243/10 sayılı kararında ortaya konulan Almanya adaletinin herkesi kapsaması beklenir.

Kararın özü şöyle: Bir işçinin, işyerindeki çalışma koşullarını 3’üncü Reich (Nazi Almanya’sı) ile karşılaştırması vazgeçilmez haklar arasındaki ifade özgürlüğünün dışına taşan bir davranış ve iş sözleşmesinin derhal sonlandırılması için önemli bir gerekçedir. Bu tür sözlerle, faşist dönemde haksızlığa uğramış olan kurbanların yaşadıkları da önemsizleştirilmektedir.

Almanlar şu Nazizm etkisinden büsbütün arınabilseler çok daha iyi olabilecekler.

Almanya uygar yüzüyle yer almalı sahnede…

[Bu denemenin ilk yayınlandığı yer Eleştiri Haber sitesidir, 4 Temmuz 2018, Çarşamba]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here