Eray Sarıçam’ın şiiri üzerine Şiir Deyince’de yazdık!

0
676
Eray Sarıçam'ın şiiri üzerine Şiir Deyince'de yazdık!

ŞİİR DEĞİNCE-5 / ALİ CELEP

‘Ben en başından beri somut olana inandım

Rasulullah da somut olana inanırdı çobandı kendisi

Tüccardı canı sıkıldığı zaman dağlara çıkardı

Şimdi çıkılacak bir dağımız yok ama her gün vatan

Kurtarıyoruz ama her gün din-i İslam’ı hem de tek tuşla

Oturma odamızdan’

Bugünkü konuşmamızda Eray Sarıçam’ın ‘Mesele’ adlı şiirine kısaca değineceğiz:

Şiiri, dürüst bir akıl yürütme yolu olarak bulan şairlerden Eray Sarıçam.

Gücünü pratiğini yaşanan hayattan alıyor.

Konuşması bu temelden besleniyor.

Mesele’yi de bu bağlamda iki yönlü ele almış Sarıçam:

1.Kişisel (Anılar, tarihin şahsi yaşantıda yarattığı duygular)

2.Nesnel (İdeal Zaman-Yaşan Hayat bağıntısı yoluyla gözlenen gerçekler)

Kişisel ve nesnel derken bu ikisini ayrı, ilişkisiz anlamda görmüyoruz. Birbirini bütünleyen biçimde değerlendiriyoruz. Nitekim şiirin kıssadan hisse kısmındaki mesaj bu düşüncemizi doğrulayan açıklıktadır:

‘Rasulullah’ın vefatından beri tuğla üzerine tuğla koymuş değilim’ (Ömer bin Hattab)

Şiirin ilk üç kesiti kişisel bağlamı veriyor: Şairin çocukluk ve ilk gençlik dönemine ilişkin içinde tarih taşıyan anılar önce gözlemci, giderek gerçekçi tasvirlerle canlandırılıyor. Çocuklukta saf duygusal, ilk gençlikte eleştirel ve nihayet bugün katı gerçekçi bir tavır, ‘Mesele’nin kıssadan hisse kısmındaki mesajla bağlanıyor. Şiirin asıl meselesi ise ‘Allah’ın, Peygamber’in önerdiği çizgide bir adam olmak ya da olmamak, giderek o çizgiyi satmayan bir Müslüman olabilme derdinde düğümleniyor. Şiirin bu kesitinde yalın, idealist bir örgü hakim.

‘Sahabe Rasulullah’ı çok iyi anlamıştı

Hz. Ömer Rasulullah’ı çok çok iyi anlamıştı hepimizden

Daha çok

Rasulullah somuta inanır derken bundan bahsediyordum

O’nun oturma odası yoktu mesela O’nun oturacak tek bir

Sedirinden başka…’

Bu durumda Sarıçam’ın şiirinde anlatı başlangıçta gerçekleri bütün açıklığıyla serimleyen bir eleştirel örgüye sahipken, ilk bölümün üçüncü kesitinde olup bitenden rahatsız olma anlamında dadaist bir tavra eğilmiş görünüyor. Son bölüm ise olmasını istediği tavra işaret ediyor. Bu durum ise şairi nihai olarak idealizasyona yönlendiriyor. İdealizasyon duygu ve düşüncede ülkücü bir davranış olarak tanımlanabilir. Bu davranışın şiirde sahici bir karşılık bulması, şairin güncel yaşamıyla doğrudan ve kesin ilgilidir. Çünkü biz şairin hayatı şiire dahildir düşüncesindeyiz. Ve dolaysız olarak hayat, yaşanan hayat şiirin bizatihi kendisidir. Bu yaşamın öğrettiği gerçek ise içine kendi duygularımız bulaştırılmadığı sürece şiirin en ulvi beslenme kaynağıdır. Hal böyle olunca her konuda en iyiye ulaşma çabasının uzantısı olarak eleştirellik, bazen hatta çok zaman masa başında toplumsal sorunları en doğru şekilde çözümleyen, giderek çözen temelsiz savların yedeğinde bir anlayışa kurban gidebiliyor. Sarıçam böyle yapmış demiyorum, böyle yapanları eleştirirken kendisinin içinde yaşadığı gerçekliğin, ülküsel zamandaki (asr-ı saadet) gerçeklikle bağıntısında ortaya çıkan asıl meseleyi hal yoluna koymaya çalıştığına ilişkin ipuçlarını objektif bir yaklaşımla şiirinde bize vermediğini söylemek istiyorum. Bana kalırsa bu tarz şiirlerde ele alınan gerçeklik, salt zihinsel bağlamda iş gören bir tutumla değerlendirilmemelidir. Şiir çünkü gerçek etkisini en yalın ve somut biçimde ancak böyle gösterir. Sarıçam’ın şiiri yaşanan hayattan el alıyor, yaşanan gerçeklerden besleniyor, sonu hiçbir adam akıllı müslümanın hayır diyemeyeceği en temel gerçekle bağlanıyor. Fakat sorun yukarıda vazettiğim noktada düğümleniyor.

Şiirin teknik tarafına gelince: Böyle anlatı eksenli gelişen şiirlerde konuşmayı etkili yapmanın yolu, yüklemi ve kelimeleri ekonomik kullanmaktan geçer. Sarıçam buna pek dikkat etmemiş görünüyor. Örnek verelim:

‘İlkokuldaydım. Beslenme çantamdan

Sadece ekmeğim değil cevabını bilemediğim

-belki de hiçbir zaman bilemeyeceğim-

Sorular da çıkıyordu’

‘Önce Irak’ı bombaladılar.

Biz o sıra ablamla Gebzede’yiz-

Kendimizi sokağa atmaya çalışıyoruz-

Annem yüreğini saran bir korkuyla ‘oğlum’ diyor

‘Çıkmayın dışarı ne yapacağı belli olmaz gavurun’

‘İlkokulda

Sırtımda beslenme çantası

İçinde ekmeğim

İçimde yanıtsız kalan sorular

Önce Irak’ın bombalanışı

Tam o sırada ben ve ablam Gebze’nin

Sokaklarında buluyoruz kendimizi

Tam o sırada annemin haykırışı

‘Çıkmayın dışarı oğlum

Belli olmaz gavurun ne yapacağı’

Bu örneklerdeki sıkıntı şiirin tamamında var. Bu çok kuru bir anlatım biçimidir. Şiirin akış düzenini de sıkıntıya sokuyor üstelik. Yanısıra dize kuruluşuna da dikkat etmeli Sarıçam.

Her neo epik şair şiirimize yeni nitelikler katmakla mükelleftir. Bu yolda yürüyen Eray Sarıçam’ın da Neo epik kavrayışa yeni ilmekler kazandıracağını umut ediyorum diyelim vesselam.

Not: Şiirin tamamı Bir Nokta dergisinin Nisan 2016 sayısındadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here