Eleştiri Munekkitsiz mi kaldı?

0
299

Lutfi Bergen

ELEŞTYRYYE BYR KALA

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Edebiyat Uzerine Makaleler (TANPINAR, 1992) başlıklı kitabındaki iki makale eleştiri konusunda son derece odretici (*) muhteva içermektedir. Ylk makale Tenkit Yhtiyacı başlıdı taşıyor (TY); ikinci makalenin adı ise Bizde Tenkit (BY).

Tanpınar, (TY)’nin daha ilk cumlelerinde tenkit turunun edebiyatımız içindeki yerini eleştirir: “Avrupa fikir ve sanat alemi ile temastan sonra memleketimize gelen nev’ilerden biri de tenkittir. Fakat bu geliş hiç birisine benzemedi. Çunku obur nev’iler, mesela tiyatro, roman, hikaye ve hatta modern şiir, az çok dram muharriri, romancı ilh… yani kendilerini vucuda getiren sanatkarlarıyle beraber geldiler. Halbuki tenkit, munekkitsiz geldi. Onu edebiyatımızda bazı ufak tefek numuneleriyle, bazı işaret ve remizleriyle gorduk, hatta çok muvaffak olmuş bazı eserler bile verdi. Hatta bu eserlerin bir iki sanat veya nev’in uzerinde ciddi birtakım tesirler bile yaptıdı oldu. Fakat aramızda munekkit diyecedimiz muharrir yetişmedi (TANPINAR, TY, 1992: 71). Tanpınar’ın “yokludundan” bahsettidi munekkit hakkında bir ipucu verdidi, makalenin ilerleyen satırlarında gorulecektir. Nurullah Ataç’ın “daima en guzel ve halis cinsten bir munekkit oldudunu biliyorum” der. Ataç’ın, Thibaudet’nin “sanatkarlara mahsus tenkit” dedidi şeyi yaptıdını, bunun meziyet sayılması gerektidini soyler. Ancak Ataç’ın metoduna dair hukmu keskindir: “Fakat benim istedidim ve yokludundan bahsettidim munekkit Nurullah Ataç’tan daha başka turlu bir munekkittir (…) O (…) daima sevgilerinde mahpus kaldı (…) Yokludundan bahsettidim munekkit garptaki buyuk orneklerin nev’inden olan munekkittir. Bunun yokludu edebiyatımızın her koşesinde goruluyor (…) Aile, kasaba ve şehirli hayatı ve fertleri, buyuk siyasi vak’alar ve akisleri, cemiyetimiz içinde başlayan ve hayatımızı dediştiren buyuk siyasi fikirler ile içtimai hareketler, fert ve cemiyet meseleleri, saadet meselesi, hepsi bu eserlerde iyi veya kotu cevap alan meselelerdir. Ve şuphesiz ki, bir muharrirden obur muharrire, bir nesilden obur nesle geçerken bu cevapların hepsi az çok dedişmiş, hatta meselelerin ortaya atılış şekli bile ayrı mahiyetler almıştır. Buna mukabil bunları hakkıyla tedkik eden ve aralarındaki devam zincirini bulup da bu zincirin koptudu noktaları işaret eden tedkik eserlerinden mahrum bulunuyoruz” (TANPINAR, TY, 1992: 71- 72).

Tanpınar’ın ifade ettidi tenkitin yokludu meselesinin bizim edebiyatımızdaki “çevre- grup- kanon” tutumla yakın oldudunu duşunuyorum. Bizdeki edebiyat Tanpınar’ın Ataç’ın zaafı diye işaret ettidi “sevgilerinde mahpus” eleştirmenler tarafından kritik ediliyor. Tanpınar, Ataç’ın “sevgilerinde pek az yanılmış olması meziyetti” diyerek hakkını teslim etmiştir.

Peki ya yeni munekkit hakkında aynı şey soylenebilecek midir?

Bu noktada Tanpınar’ın ikinci makalesi (BT) eleştirinin hakkını vermektedir. Tanpınar edebi tenkit turunu şoyle tarif ediyor: “Tenkit, insanı fikri alakaların ve tecessusun mevzuu olarak alan kulturlerde inkişaf etmiştir. Eski Yunan ve Roma’da tenkit vardır. Çunku hayat insanın etrafındadır. Buna karşı sanat hayatı gerçekten çok yuksek olan garp Ortaçadında tenkit yoktur, yahut (…) sadece teolojiye, felsefi sisteme inhisar eder. Halbuki insanın tekrar hayatın merkezi oldudu ronesans devrinden itibaren tenkit sanata hakim olur” (TANPINAR, BT, 1992: 74). Tanpınar’ın “tenkit sanata hakim olur” cumlesi, tenkitin bizde niçin tekamul edemedidini gosteren son derece veciz bir tespit sayılmalıdır. Tanpınar bu ikinci yazısında Namık Kemal’den hareketle bir tenkitin ne oldudu hususunu izaha kavuşturur. Namık Kemal’in “sanatçı ve tenkitçi için elzem olan felsefi yaradılıştan mahrum” oldudunu yazdı. Tanpınar’a gore Namık Kemal “hayat ve edebiyatı birbirinden ayırmamakla, tekliflerini her ikisi için de beraber yapmakla” dodruyu bulmuş ise de; hayat ve edebiyatı yaşadıdı devrin istedidi gibi tanımamakla zaafa batmıştı. O’na gore Namık Kemal’in yeniye sevgisi de, eskiye buldudu kusur da sathi kalmıştı.

Tanpınar için bu sathilik, Namık Kemal’i eski ile yeni arasında bir çeşit “muvazaa” kılmıştı; tenkidi de bu nedenle “muvazaa”dır, demiştir. Tanpınar, sonraki satırlarında Namık Kemal’in “ihtiyaçlara gore bir adaptasyon” oldudundan bahseder. Ahmet Midhat Efendi hakkında aynı adaptasyonu “tesaduflere gore yaptıdı” yargısını verir. Tanpınar’ın Beşir Fuad’ı ihtiyari olumunun (intiharın) roportajını yapacak derecede muspet ilim ve duşuncenin apolojisine girişmesi nedeniyle farklı tuttudunu goruyoruz. O’na gore Beşir Fuad, muayyen bir garp ekolunu butun iddialarıyla benimser ve garp kulturu karşısında karışık ve tesadufe tabi bir mutalaadan kurtuluşu gosterir (TANPINAR, BT, 1992: 76).

Beşir Fuad’ın Tanpınar’daki onemi, hayalcilide karşı, naturalizm ve realizmi (felsefeyi) eleştirel bir metoda dondurmesidir. Tanpınar’ın ideolojiyi dedil de felsefeyi, eleştirinin guduleyicisi ya da hareket kaynadı gormesi gunumuz eleştiri turunun dikkate alması gereken bir uyarıdır.

Eleştirinin işlevi hakkında belki Tanpınar’ın soylediklerini bir dereceye kadar olumlayan duşunceler Terry Eagleton tarafından da verilmiştir. Eagleton, “Geçerli eleştirel yargı, gunluk yaşamdan ruhsal kopuklukla dedil, onunla canlı bir anlaşmanın sonucu olarak ortaya çıkar” derken Tanpınar’ın “insanın hayatın merkezinde yer alışı”ndan bahsettidi gibi konuşmaktadır. Eagleton’a gore eleştirmen “keşfetmekten çok maruz kaldıdı dil”in alanındadır, “bizim bildidimiz anlamda aydın dedildir” (EAGLETON, 1998: 24). Bu noktada, onun nasıl bir aydın oldudu sorusu sorulacaktır?
Eagleton, Steele’den şunları aktarır: “eleştirmen, onemi olsun ya da olmasın kendisini her şeyi soruşturmaya adadıdı için asla hiçbir şeye bakmaz; o şeyle dedil, o şeyin uzerine geçen tumcenin tasarımıyla udraşır ki, bu da onun asla yoldaş olamayacadı, surekli denetçi olacadı anlamına gelir. Tam bir eleştirmen editimli dunya içinde bir çeşit puritandır.” Boylece ona gore eleştirmen, bilgisinin biriktidi tek yer olan kamu alanının geçici simgesel temsilcisi olarak, soz konusu yakın toplumsal badlarca anında alaşadı edilmeyen hiçbir toplumsal durum ya da kişisel konuma sahip çıkmayarak, okuyucu ile yaptıdı başlangıçtan beri varolan toplumsal sozleşme içerisinden kınayarak duzeltme yapmalıdır” (EAGLETON, 1998: 24).

Eagleton’un soyledidi şey Turkiye için mumkun mu?

Eagleton’un soylediklerinin bu ulke için hayata geçebilmesi için Turkiye’de edebiyatın “hiçbir toplumsal durum ya da kişisel konuma sahip çıkmayacak” şekilde eleştirel bir zihniyetle kultur oluşturması gerekiyor. Eagleton, “okumuşların dernek ve kuluplerinde statu askıya alındı, boylece eşitler arasında tartışmalar yapılabildi” diye yazmaktadır (EAGLETON, 1998: 15). Oysa bilindidi gibi Turkiye’de edebiyat alanı burokrasinin havuzudur.

Edebiyattan toplumsal iktidar alanına geçişler, Turkiye’de eleştiri alanının onunu kesmektedir. Eagleton’a gore edebiyat adamı, universitesi olmayan bir akademisyen, kamuoyunun istemlerine duyarlı, “okullararası” bir hocaydı. Eleştirinin universiteye sokulması ona kurumsal bir temel ve mesleki bir yapı kazandırdı; ancak aynı belirti onun kamu alanından nihai olarak elini etedini çekmesini de gosterir. Eleştiri, siyasal anlamda intihar ederek kendi guvenlidini sadladı; onun universitede kurumlaşma anı, aynı zamanda toplumsal olarak etkin bir guç olmaktan başarılı bir feragat ediş anıdır da (EAGLETON, 1998: 63).

Eagleton’un eleştirmenin iktidar skalasında yukselişe dair ifadeleri Turkiye için kulturel tanınmışlık- populerlik açısından da yeniden ifade edilebilecek guçtedir. Eleştiri, zihniyetler ile hesaplaşma alanı oldudu olçude ve “alan kapma” meselesinde ortaya çıkıyor. Bu nedenle gerçek bir eleştiri mecrası elde edilemiyor. Bolunmuş ve rovanşist edebiyat ortamları herkese “kendi eleştirilemezlik cemaati” oluşturmaya yoneliyor. Eleştiri, siyasal iktidara tırmanma, politik tavırların iktidarlaşmasının savunusu şeklinde dizayn edildidi gibi; kendi kanonları içine girmeyenleri gormezden gelmeyi esas alan kavgalarla da mahallileştiriliyor. Oysa eleştirinin edebiyat adamını etki almasından bahseden Eagleton (EAGLETON, 1998: 107) bunu yapmak için eleştirinin kendisini metnin ve onun kuşatıcı ideolojisinin dışına yerleştirmesi geredine işaret eder.
Tanpınar’ın dedidi gibi, tenkit munekkitsiz durumdadır.

Şimdilik imkansız; ama gelecek hep umut yukludur.

(*) Odretici kelimesi yerine kışkırtıcı terimini kullanmak da mumkundur.

– EAGLETON Terry, Eleştirinin Gorevi, Ark Yayınları, 1998
– TANPINAR Ahmet Hamdi, Edebiyat Uzerine Makaleler, Dergah Yayınları, 1992

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here