Eleştiri Haber Türk edebiyatına yeni yazarlar kazandırmaya devam ediyor. Mustafa Ali Basar ilk öyküsüyle Eleştiri Haber’de..

0
1761
Eleştiri Haber Hikaye Yazarı Mustafa Ali Basar

Mustafa Ali Basar

UZAKLARDA

Yaşlı adam ev kurduğu yamaçtan önünde uzanan düzlüğe doğru baktı gözlerini kısarak. Baktığı düzlükte çocukluğunu gördü; kaybettiği babasını, anasını, kardeşlerini… Kıstığı gözlerinde birkaç damla yaş yuvalandı. Çevirdi gözlerini eskinin göz kamaştırıcı sihrinden. Balkondaki sedire oturdu. Sedirin yanı başında damlayan suyun sesi çarptı kulaklarına. Musluğun su damlattığını yeni fark etmiş olmasına hayıflanarak söylendi. Musluğun yanı başında duran birkaç parça bakır kabı yokladı gözleriyle. Nedense çocukları düştü aklına. Bir sofraya çevrelenmiş çocuklarını düşündü. En çok da geçen yıl gelin ettiği küçük kızını… Eskilerden bir yemek kokusu çalındı burnuna: kabuklu kuru fasulye kokusu… Bir kış akşamının kapısını çaldı usulca. Gürül gürül yanan bir soba, üstünde kaynayan bir koca tencere… Karısının yemek hazır deyişi, küçük kızının hep yanında oturmak isteyişi… Sonra kızının küçücük elleriyle kaşığı kavrayışı canlandı gözünde. Mutlu zamanlardan artan, küçük, belli belirsiz bir tebessüm yayıldı yüzüne.

Daha fazla dayanamadı, sedirden kalktı. Titreyen elleriyle balkon kapısını usulca açtı. Zeynep, diye seslendi. Sonra korkuyla sustu. Adımlarını sürüyerek oturma odasına düşer gibi girdi. Yerdeki mindere bıraktı kendini. Sırtını sandığa dayadı. Derin bir nefes alırken karşı duvardaki resme, yaklaşık on yıl öncesine ait bir resme takıldı gözleri. Bir bayram arefesiydi. Şehre inmişlerdi karısı ve küçük kızıyla. Bayramlık alışveriş yapmışlar, bir esnaf lokantasında yemeklerini keyifle yemişlerdi. Köy dolmuşlarının kalktığı yere doğru yürürlerken küçük kızının gözlerinin bir fotoğrafçının vitrinindeki aile resmine takılı kalışını izlemişti sevecenlikle. Kızının kulağına eğilerek, “Bizim de böyle bir resmimiz olsun mu?” diye sormuştu. Küçük kız neşeyle ellerini çırpmış, “Olsun!” demişti sevinç çığlıkları eşliğinde. Neden resimde o sevinç çığlıkları ve de küçücük ellerin koca bir vücudu ısıtan sıcaklığı yok, diye geçirdi aklından. Gözlerini resimden kaçarcasına uzaklaştırdı. Ne var ki geçmiş bir hüzün olup dolmuştu içine. Elleriyle yerdeki kilimi sıkı sıkıya kavradı. Bir başörtüsü doldu avuçlarına. Aldı, boş boş baktı bir süre. Koca koca güllerle bezeli, kenarı iğne oyasıyla çevrelenmiş, rengi solmuş başörtüsünü tuttu burnuna götürdü. Karısının kokusunu duydu. Zeynep, dedi: Dayı kızı, kader yoldaşı, sekiz çocuğumun anası… On sekizindeyken evlenmişti Zeynep’le. Bir akşam babası, “Sana Zeynep’i alacağız.” demişti. Utanmıştı babasından, gözlerini anasına çevirmişti. Anasının yüzüne yayılan sevinci görünce, “Olur.” demişti babasına. Üç beş aya kalmadan da evlenmişlerdi. Güzeldi Zeynep alımlıydı, çalışkandı, güçlüydü. Dur durak bilmeden çalışırdı tarlada, evinde de hamarattı, anaçtı… Kaç yıl oldu diye düşündü yaşlı adam. Kafasında kaba bir hesap yaptı. Kırk yedi yıl, dedi. Dile kolay kırk yedi yıl…

İçi daraldı, nefesi sıklaştı. Güç bela doğruldu oturduğu yerden. Duvarlardan destek alarak dış kapıya yöneldi.  Kapı eşiğine vardığında serin bir Akdeniz rüzgârı yaladı yüzünü. Trabzanlara tutunarak güç bela indi merdivenlerden, portakal ağacının altındaki masaya oturdu. Cebinden bir sigara çıkardı titrek elleriyle. Yaktığı sigaradan derin bir nefes çekti.

-Bırak artık şu sigarayı herif, diyen Zeynep’in sesiyle irkildi.
“Bak, benden önce ölürsen hakkımı helal etmem; koca dünyada beni yalnız bıraktığın her gün için beddualar ederim sana.” diye sürdürdü konuşmasını Zeynep.

Gülümseyerek baktı karısına. Kaç yıl oldu vazgeçmemişti huyundan, ne zaman sigara yaksa aynı cümleleri kurmaktan bıkmamış Zeynep’e sevgiyle baktı.

Zeynep, dedi.
-Ne dersin yarın küçük kızı ziyarete gidelim mi?
“Olur, çok göresim geldi kızımı; torun da burnumda tütüyor.’’ diye atıldı kadın.
Adam memnun, “İstersen birkaç gün de kalırız.” diye ekledi.

Kadın küçük bir çocuk gibi sevinçle ellerini çırpıştırdı. Sonra yaptığından utandı, kısık bir sesle, “Sen nasıl istersen.’’ dedi

-Hazırlığını yap o zaman. Sekiz çocuktan sonra yapayalnız kalmak çok koyuyor insana, diye sürdürdü konuşmasını adam. Kadın başını öne eğdi. Ne zaman çocuklarının bahsi geçse birkaç damla yaş mutlaka düşerdi gözlerinden.

Başörtüsünün ucuyla sildi gözlerini, usulca kocasının yanına oturdu. Başını omzuna dayadı.
“Kabuklu kuru fasulye de götüreyim, Elif çok sever.’’ dedi kadın. “Hatırlar mısın ne zaman pişirsem en evvel sofraya o oturur, en son da o kalkardı.’’

Adam, “Hazırla, hazırla ya” derken derin bir nefes daha çekti sigarasından. Ellerini karısının ellerine götürdü. Zeynep’in sıcaklığını duydu yüreğinde. Uzunca bir süre konuşmadılar.
Zeynep, dedi adam. Sonra korktu ve sustu. Yanı başındaki boşluğa baktı, kocaman, uçsuz bucaksız boşluğa…

Bir üşüme geldi. Titreyerek kalktı oturduğu yerden. Merdivenin trabzanlarına tutunarak çıktı evine. Yatak odasına yöneldi. Odanın eşiğinde kalakaldı bir süre. Düşmemek için sıkı sıkı tutundu kapıya. Boş boş gözlerle süzdü odayı. Kırk yedi yıllık odasına bir yabancı kesilmişti adeta. Perdelerine, yerdeki halıya, gardırobun menteşesi çıkmış kapağına, komodinin üstündeki ilaçlara her şeye baktı da yatağa bakmaya uzunca bir süre cesaret edemedi. Sonra bir hayalet sessizliğiyle ilişti yatağın ayak ucuna. Yatağa boylu boyunca uzanmış karısını süzdü. Bir türkü mırıldanmaya başladı kavruk sesiyle. Ne zaman bu türküyü söylese karısının yüzündeki memnun gülümsemeyi görürdü ve ne zaman bu türküyü söylese düğün gecesi canlanırdı gözünde.

Zeynep bu güzellik var mı soyunda/

Elvan elvan güller biter bağında/

Arife gününde bayram ayında/

Zeynebim zeynebim allı zeynebim/

Beş köyün içinde şanlı zeynebim…

Ellerini tuttu Zeynep’in, bembeyaz olmuş saçlarını okşadı. Cebindeki başörtüsünü çıkardı, son bir kez uzun uzun kokladı. Sonra karısının yüzüne örttü. Kelimeler boğazında düğümlendi, yutkundu. Kırk yedi yıllık karısından gözleriyle helallik isteyebildi ancak.
Odadan çıktı sendeleyerek, balkona yöneldi. Titreyen elleriyle balkon kapısını açtı. Denizden gelen esinti yüzünü yaladı. Önünde uzanan karanlık boşluğa baktı. Baktığı boşlukta çocukluğunu gördü, ölen annesini, babasını, kardeşlerini en çok da karısını gördü adam. Bu kez gözyaşlarını tutamadı, hıçkıra hıçkıra ağladı.

[Eleştiri Haber, 08.03.2018]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here