Edebiyat dünyası şiirin ahireti olmasın! | M. Sadi Karademir | Poetik Kültür

0
548
Kalabalıklar...

EDEBİYAT DÜNYASI ŞİİRİN AHİRETİ OLMASIN!

Büyük düşler çoktan öldü. Kelimeler de. İsyan da. Bizler üzerine su dökülmüş bir ateşin, olur da alttan alta yanmaya devam eder diye soğuk dumanlarının üzerine var gücümüzle üfleyen insanlardan oluyoruz şair olarak. Gerçi gerçek şair kim, gerçek şiir için bu tarz bir üflemeyi gerçekleştirecek düzeyde kimin ciğeri sağlam? Bunu da tespit etmek zor.

Değişik bir dünya burası. Edebiyat dünyası dışardan görüldüğü pembelikte değil.  Gerçek bir şair olarak, edebiyat çevresi diye kendini görüp tanıyan, her toplantıda ön safta bulunan, hasbelkader yerel yönetimlerden pay kaparak etkinliklerde bulunan, hatta nadir de olsa televizyonlara, gazetelere konu olan tuhaf zümrelerle karşılaştıkça, bazı anlar kendinizi bir akıl hastanesinde hissediyorsunuz. Nasıl ki bir akıl hastanesinde kendini hâkim zanneden ‘hâkim’ler, pilot zanneden ‘pilot’lar, kendini asker zanneden ‘asker’ler varsa; edebiyat dünyasında da kendini şair zanneden ‘şair’ler, kendini yazar zanneden ‘yazar’lar, kendini entelektüel zanneden ‘entelektüel’ler var. Bu ‘çılgın’ kalabalığın içerisinde bazen aklına mukayyet olmak isteyen bir hekim, bazen her şeyi ve herkesi dışardan izleyen sessiz bir güvenlik kamerası, bazen de hepsini bırakıp kaçmak isteyen bir filozof hissi içinizde uyanabiliyor. Kendimden biliyorum.

Yitikler ve hayatta hiçbir unvanı kapamayanlar için de en kolay unvan bahşetme merkezi olabiliyor edebiyat dünyası. Hayatta silik ve yitik kişilikler kayda değer hiçbir eser veremeden kendini üç beş edebi yorum ve afaki çıkarımlar yapan sihirbaz eleştirmen(!)lerin elinde parlatılabiliyor. -Varsın kapansın kapılar, doğruları söyledim diye üzerime. Artık hayretimi bastıramıyorum.-

Yazılarında ve şiirlerinde ufak tefek sanat-ilham pırıltısı olanlarda ise ağır bir travma söz konusu: Olmayana Ergi. Hiç içmeyen bir adam için başkasını sarhoşluğuna, eşinden izin alamayan biri için başkasının serkeşliğine, bir kadına dahi açılma cesareti bulamayanlar için başkasının çapkınlığına veya ‘düşkünlüğü’ne, mazbutluğa övgü yazanlar için başkasının şuhluğuna duyulan katıksız ve yabanıl bir özlem, hasret, hayranlık… Ve daha bir sürü şey… Tuhaf bir yerdeyiz doğrusu. Çelişkilerin eşiğinde yer kapmak için birbirini ezen insanları görebiliyorsunuz gözlerinizle. Genç yaşlı fark etmiyor. Bir bakmışsınız bir kesimin duayen muhafazakâr yazar dediği bir adam, reklamını onun üzerinden sağladığı kendi ‘üstadı’ için imaj zedeleyici lafları eteğinden kolayca  dökebilirken, yazılarının tam aksine konuşmalarında İsrail gibi bir devleti bile övebiliyor. İyi ve güzel, eski ve basmakalıp; mutlak ve hakikat; dogmacı ve özgürlüğü kısıtlayıcı bir anlama dönüşüyor bu adamların gözünde.

En çok da sanatının ve isminin hakkını veren büyük edebiyatçılarımız için üzülüyorum. Yukarıda saydıklarımın birçoğu bu değerli insanların bütün damarlarına sülük gibi yapışıyorlar. Edebiyat menbaı kurusa da geride bıraktığı o nem, bir sürü sineği, börtü böceği bu güzelim insanların üzerine hücum ettiriyor. Çoğu kibar, centilmen tecrübeli şair-yazarlarımız ise onları kovamıyor. Öldürmeye de yaşları itibariyle mecalleri kalmıyor. Geçirdikleri uzun hayat tecrübesinden sonra, büyük düşleri hayal ederken göz kapaklarını kaldırdıklarında hep bu tarz insanları gözü önünde görmek: küfür gibi bir şey olsa gerek.

Çağrışımdan yoksunlar var bir de. Mecazı bilmeyenler. Anlamak gibi bir yetisi henüz oluşmadan kalem oynatanlar. Fikrin bir hekimi olsaydım, “zihin düzleşmesi” tanısını koyardım bu insanlara. Bunlar; genel kültürsüzlüğünü dip köşe kitap alıntılarıyla dolduran ama bildiği tek değer ‘altın’ olan ilkel bir kavim gibi, gözlerinin önündeki elması değersiz sayabilenler. Şiirdeki felsefeyi göremeyen, fikri bulamayan, bulsa da istemeyen, telefonunu sessize alır gibi şiirin sesini de bir tıkla kısmak isteyenler.

Yukarıda bahsi geçtiği üzere edebiyat dünyamızda böyle bir çeşitlenme söz konusu: solgun renklerdeki bu farklılaşma ne bir çiçek bahçesini, ne bir mozaiği, ne de bir ebru desenini anımsatıyor. Geri dönüşüme atılmak için bütünleştirilmiş, depoda üst üste yığılan farklı renklerdeki atıkları çağrıştırıyor akla.

Tarihin hiçbir döneminde bu safraları temizlemek mümkün olmadı. Ve şimdi de olmayacak, biliyorum. Ama bari gözümüzün önünden çekin bu kirliliği. Öyle ya şairim, estetiğe, müzikaliteye, güzelliğe inanıyorum. Bunları görmeğe midem artık dayanamıyor. -Şiirin de bir şerefi var- Kaldıramıyorum.

M. Sadi KARADEMİR / 10.07.2017

{Eleştiri Haber}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here