Dursun Ali Sazkaya’nın Eserlerinin Genel Çerçevesi

0
514

Mustafa Nurullah Celep

DURSUN ALİ SAZKAYA’NIN ESERLERİNİN GENEL ÇERÇEVESİ

Farzet ki Dönemedim-Kaçkarlara Sığmayan Hayatlar-

Eğitimci-Yazar Dursun Ali Sazkaya’nın “Farzet ki Dönemedim” adlı hatıra-öykü kitabı, çocukluğunu Doğu Karadeniz’de Çamlıhemşin’de geçiren anlatıcının hayatı, dünyayı, tabiatı anlamlandırma ve günümüz okuruna aktarma girişiminden oluşuyor. Sazkaya bu anılar kitabında geçmiş ile bugün arasında varoluşa dair bağlantılar kurar. Bu bağlantının en belirgin ögeleri, “gitmek-kalmak, göç, yabancılaşma, modernleşme, sürgünlük, gurbetlik duygusu, tabiatın insan ruhuna değen-değinen tarafı, Türkiye’nin sosyo-kültürel tarihi, pastacılık mesleği, Türkiye’nin siyasal değişim-dönüşümü, göçmenlik ve çocukluk arasında kurulan gerilimlerdir. Lazların ve Doğu Karadenizlilerin tabiatla kurdukları doğal ve mücadele eksenli iletişim de bunda etkilidir. Sazkaya’nın bu kitabının en belirgin özelliği, içeriden bir bakışla dikkatleri Karadeniz’e, bu iklimin hüzün yüklü ortamına çekmektir, diyebiliriz. Yazar Aydın Hız’a göre Sazkaya, bunu yaşanmışlık duygusunu tattırarak yapar. Eserinin hemen başında alıntıladığı Hard Crane’den bir ifadeyle, “uzun parmaklarıyla eski havaları çalacak kadar” da derinden, samimiyetle ve içten dilin sağaltıcılığı içinde dile getirir, ifadeye kavuşturur.

“Sazkaya, her şeyden önce bir pencere aralar coğrafyaya yabancı okur için. Lazların ve Doğu Karadenizlilerin tabiatla kurdukları iletişim dilinden ipuçları sunar. Çocukluğunun imgelerini göstermek için gürgen ağacının dibine, olabildiğince savruk ve yaylımlı dallarının altına çağırır okuru. Mori çiçeğinin kokusu, ineklerin yaylaya aheste aheste gidişi, şorhodi bitkilerinin yabansı halleri, horonların coşkusu ve ulu dağların içinde yabanıl bir gaybana hâli…farklı bir duyuşun zenginleştirdiği anılarda bölgeye ve ülkeye dair siyasi göndermelerde de bulunur yer yer. Sistemin merkezine göre yontulmuş çevre insanının, hem farklı bir kültür olarak kimliğe dayalı hem de ekonomik anlamda varoluşa dayalı insanlık hâllerine tanıklığına davet eder bizi.

Hemşin Vadisi’nde suların delici ve delice coşkusuyla bilenmiş insanların iradelerine ve gurbette var olmak adına ortaya koydukları azimlerine hayran olmamak mümkün değil. Tabiat insanın yüce öğretmeni: mütevazı ve fakat acımasız. Çetin bir coğrafyada var olma mücadelesi veren bu inanların göçe dayalı yaşamlarından bir kesit sunar yazar.”

Geceleyin Bir Yolcu

Dursun Ali Sazkaya’nın otobiyografik nitelikler taşıyan bu romanı “alışıldık roman biçimlerinin dışında yeni anlatım teknikleriyle” de dikkat çeker. Yazar Mustafa Everdi’ye göre “kitap pek çok açıdan ilginç ve sarsıcı. Türkiye toplumun bütün sinir uçlarına dokunacak kadar agresif ve keskin üstelik. İnsanı soluk soluğa bırakan bu roman ölüme at koşturan bir kahramanın (İhsan) korku ve acı dolu bir yolculuğa çıkarıyor okuru. Roman kahramanını yabanıl bir ortama taşıyarak modern insanın düştüğü umutsuzluğu, ürküyü, şimdinin ve çocukluğun duygu ve bellek çatışmalarıyla çarpıcı iç diyaloglarla örüyor romanı.”

“Geceleyin Bir Yolcu”, yaşadığı bunalım sonucu karlı bir gece vakti kız kardeşinden gelen telefonla kendini Kaçkar Dağları’na vuran bir entelektüelin korku ve gerilim dolu yolculuğunu sunuyor okura. Çocukluğun cennet bahçesinden kovulan bireyin düştüğü trajediyi merkeze alarak gurbetçi bir halkın maruz kaldığı yabancılaşmadan da izlekler taşıyor. Bu izleklerde Yazar Dursun Ali Sazkaya, gurbetlik ve sürgünlük duygusu taşıyan ve bunu evrensel bir dille aktaran yabancı yazarlara da göndermelerde bulunarak yoğun ve duyarlıklı bir anlatım sergiliyor. Örneğin Edward Said’e, Adorno’ya göndermelerde bulunduğu gibi bir zaman marjinal bırakılmış bir kesimin tutanak yerlerinden biri olan Müslüm Gürses’e de atıfta bulunuyor. Sazkaya, böylece Doğunun acılarla ve hüzünlerle yüklü sosyolojisine dek uzanan duygu haritasıyla okuru insanın sürgün halinden ve yol içre oluşundan anlayan nostaljik ve melankolik bir dünyaya çağırıyor.

Dursun Ali Sazkaya, geleneksel yaşamlarından siyasi baskı sonucu koparılmış, baskılanmış, beyazların topraklarında nasibi kalmamış sürgünlere, kaybedenlere, çocukluğun masumiyetine uzak düşenlere bir ağıt yakıyor bu romanında. Bir anlamda Batı kültürünün dayatmacı anlayışına bir savunma geliştiriyor. Sanat da bir savunma biçimi değil midir zaten?

Yazara göre “sanat rehabilite eder. Karakterin iç dünyası karmakarışıktır, bilinci paramparçadır. Ama yine de yaşamı bırakmıyor; bunu sanata borçludur. Hız ve haz içimizi bulandırdı; sahici bir sanat biraz olsun bir ferahlık verebilir. Romanımda pek çok eserin adı anılıyor; bunun bir sebebi de okuru nitelikli eserlere yönlendirmektir. Hem bu sayede roman, bir ayinsel yolculuğa çıkarıyor okuru.”

Bu yolculukta yabancı okur, Karadeniz kültürüyle edebi bağlamda ve betimleme düzeyinde, duyuş estetiği olarak tanıştığı gibi tabiatına dair bir bilgilenme içine girerek coğrafi-fiziksel nitelikleriyle de aşinalık kuruyor.

Bu anlamıyla “Geceleyin Bir Yolcu” ile çıkılacak yolculukta Karadeniz iklimiyle duygudaşlık içinde olabileceğiniz gibi zorlu yaşam koşullarına da tanıklık edeceksiniz.

Petersburg’da Ölüm

“Petersburg’da Ölüm” adlı ilk öykü kitabıyla sürgünlüğün dramını, trajedisini aktarıyor okura Dursun Ali Sazkaya. Gidip de dönemeyenlerin, beyhude bekleyişlerin, karşılıksız aşkların hüzünlü ve ironik öyküleri de yer alıyor bu kitapta. Bunu Sazkaya, şiirden el alıp şiirin imkanlarından faydalanarak sade ve akıcı bir Türkçeyle biçimlendirip anlatım diline aktarıyor.

Geçmişini sadakatle bekleyen, ata ocağının bekçisidir Dursun Ali Sazkaya. Bekleyişinin kadim sırrını yaşadığı, çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını tecrübe ettiği Kaçkarlarda aramanın derdinde, tasasındadır daha çok. İnsanın kalbinde yuva kurmuş sürgünlük duygusunun anlamını çözmek ister gibidir. En temelde yer alan ontik kaygı, memuriyet eleştirisinde ve ayrılık acısının boşluğunu çözümlerken de gurbette olmanın ve sürgün yaşamanın sahici anlamına erişmek için temel kaygıdır.

Bu kitapta Sazkaya, yerel olanla evrensel olanı ustaca buluşturuyor, diyebiliriz. Dağ köylerinde ömür tüketmiş yaşlı bir kadını ya da rehabilitasyon merkezinde yatan İskandinavlı bir kadını aynı acı deneyimi ve duyuş biçimiyle aktarıyor okura. Bununla da yetinmeyerek yaşama ağrısının yol açtığı yaraları trajik öykü algısı ve ironik yaklaşımıyla yoğurarak Yerli Türk Öykücülüğüne yeni bir bakış sunuyor.

Dursun Ali Sazkaya’nın hemen bütün eserlerinde geçmiş zaman algısı ve nostalji temi çok belirgin olarak anlatım diline aktarılır. Bu hususta yazarın temel fikri şöyledir:

“Kendimi bildim bileli Kayıp Zamanlara karşı aşırı hassasiyetim var. Nostalji benim hayatımın önemli bir parçası. Bu kitap eski dünyaya yazılmış bir ağıttır. Geleneksel yaşamlarından koparılmış, gurbet ellerine düşmüş Laz ve Hemşin halklarının duygu haritalarını yazdım. Bekleyenler, gidenler, dönmeyenler, özlemler, trajediler… Yaşanan kültürel çatışmalar, kimlik sorunları bu kitapta anlattığım konular.”

Dursun Ali Sazkaya’nın eserlerinin genel çerçevesini ve farklı coğrafyalara uzanma gerekçelerini şu sözlerde bulabiliriz:

“Öykülerimde dünya acısını merkeze alıyorum. Yalnız ve acılı insanları, yaşlıları, dezavantajlı kesimleri, gurbetçileri, sürgünleri anlatıyorum. Bu öykülerde hem evrensel karakterler var hem de yöremin insanları… Küresel kültürün dayatmasına maruz kalan halkların karakterleriyle, yozlaşmayı, bilinç yarılmalarını, tutunamamayı, kaybolmayı anlatmaya çalıştım.”

Dursun Ali Sazkaya, bütün eserleriyle insanlığın kadim yaralarına çare arıyor…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here