´´Devrimci sanat nitelemesine katılmıyorum.´´

0
155

SANATTA YANLIŞ DEVRYMCYLYK

Bedrettin Comertt

Devrimci sanat nitelemesine katılmıyorum. Nedeni şu: Devrimci sozcudu, benzer birçok nitelemeler gibi kapsamı kolaylıkla belirlenemeyen, bu yuzden de her yana çekilebilen bir etiket oldu. Ayrıca bu sozcuk, devrimci eylemin gerçek içeridini, bu eylemin kaçınılmaz tabanı sınıfsallıktan uzaklaştırıyor gibime geliyor. Devrimci sozcudunun, sanat tartışmalarını, salt ideolojik bir alana surukledidini, giderek sanatın kendisinin unutulmasına yol açtıdını ileri suruyorum. Ayrıca, devrimci adıyla piyasaya surulen sanat ve edebiyat urunleri de, bu ayrımsız etiketin gizleyici etkisiyle, sanatsal hiç bir işçilik ve emek içermedikleri halde, sanat gibi yutturulmak isteniyor. Bu nedenle, daha koklu bir ayrımdan yola çıkarak, devrimci sozcudunu başka bir nitelemeyle dediştirmenin zorunluluduna inanıyorum. Boyle bir dediştirme, hem sanatın ozgulludune, hem de sınıfsallıdına daha uygun duşecek.

Yki karşıt sanat gosterisinden başka bir ayırıma izin vermiyor kafa yapım. Kalıplaşmış nitelemeler gibi gozukseler de, yaşadıdımız sınıflı toplumlarda ancak şu iki sanatsal ayırımı yapabiliriz:

1- Kentsoylu kokenli sanat veya daha iyi bir deyişle, kentsoylu gerçekçi sanat goruşu,

2- Emekçi kitle kokenli sanat veya daha iyi bir deyişle toplumcu gerçekçi sanat goruşu. Bu iki ayırımın tanımını ilkin ekonomik tabanda yapmak zorunludur: 1- Uretim araçlarına sahip kapitalist azınlıdın ideolojisini şu veya bu yolla yansıtan sanat, 2- Uretim araçlarının emekçi kitlesi yararına ve çalışanların mutluludu için kullanılmasını yine şu veya bu yolla sezindiren toplumcu ideolojinin sanatı.

Bu kesin ayrımları başlangıçta belirtmemin iki temel nedeni var:

1- Sanatı, hangi turunde olursa olsun, sınıfsallıdın bu kesin belirlemesinden koparmak olanaksızdır,

2- Hiç bir sanat urunu, en açık-seçik, en çizgisel olanı bile, hiç bir zaman basit bir alt yapı-ust yapı kolaycılıdıyla, belirtisi oldudu sınıfsal ideolojiye dolaysızca indirgenemez. Çunku sanatsal gosteriyle, sanatın yansıttıdı dunya goruşu arasında, akıl almaz giriftlikte bir karşıt ilişkiler alanı uzanır. Bu bakımdan, Engels´in, dodru sonuçlara varmak için gerekli gordudu uzun donem yasası, sanatla sınıfsallık arasındaki badımlılıdı ve ilişkiyi saptamakta, oncelikle goz onunde tutulması gereken bir yontem olması gerekir.

Sanat yapıtlarıyla sahici ilişkiye girebilmiş herkes şunu kabul etmek zorundadır: Sanatçılık, bilgi ve bilinçten once, bir yetenek sorunudur. Yetenek sozcudunu metafizik bir havaya sokmamak için buna işçilik demek belki daha dodru olacak.

Her ozan, ilkin işçilidiyle ozandır, uslup yaratabilmesiyle, biçimsel yapılar kurabilmesiyle ozandır. Buradaki işçilik sozu hem kuyumculuk, hem de kuyumculudu içeren yaratıcılık olarak anlaşılmalıdır. Her ozan, eder şiir uretiyorsa mutlaka kuyumcudur, mutlaka her bir sozcudun en gizli, en bilinmedik kıyı bucadını duyup işleyen kimsedir.

Yşçilik goruldudu gibi çok zor bir nitelik. Ama sanat yapmanın en ilkel, en başlangıçsal koşulu. Bu noktanın çok iyi kavranması gerekir. Ancak bu çok ilkel, ama çok çetin başlangıç yetisinden sonradır ki sanatın şu veya bu nitelidi soz konusu edilebilir. Ancak kişinin işçilik olarak sanatçılıdı varsa, o kişinin sanatının toplumcu gerçekçi ya da kentsoylu gerçekçi olup olmadıdı araştırılabilir. Yşte bu nedenle Ahmet Haşim de, Nazım Hikmet de ozandır. Bu nedenle Rimbaud da, Mallarme de, Mayakovski de, Neruda da, Villon da ozandır. Bu noktaya dek, yukarda belirttidimiz iki dunya goruşunun ayırıcılıdı dedil, işçilidin, sanatsal yaratıcılıdın ortaklıdı soz konusudur.

Şimdi bireyci sanat-toplumcu sanat karşıtlamasına geçebiliriz. Toplumculuk, toplumsal nitelikli sorunların yapıta sokulması dedildir; ne de bireysel sorunların işlenmemesi. Gerçek toplumcu sanat, insanı, birey-toplum butunludu içinde gorup yansıtabilen sanattır. Toplumculudu; toplumu dolaysız yoldan ilgilendiren konuların tekelinde sanmak, ilkel oldudu kadar kaba bir yanılgıdır. Boyle bir yanılgı, sanat denilen o ince, o damıtılmış urunun guzellidini bulandırır. Toplumculuk bir konu, içerik sorunu dedil, yontem sorunudur, bakış açısıdır, dunya goruşu biçimidir. Toplumcu sanat, insanı, onun hiçbir sorunundan kaçmadan ele alıp yansıtan ileriye donuk, geliştirici, sanatça bilinçlendirici bir etkinliktir. Baştan sona toplumsal içeridi olan bir urun en bireyci bir yapıt sayılabilecedi gibi, baştan sona bireysel sorunlarla orulu bir urun de en toplumcu bir yapıt sayılabilir. Demiştim: Toplumculudun ozu içerik dedil, yontemdir. Bu yontemin, çaddaş dunyanın her alandaki sayısız verilerinden, toplumda ekonomik bir varlık olarak yaşayan insanın mutluludu için yararlanması ve bu mutluludu sadlayacak temel yapının kurulması yolunda, bir birey-toplum bileşkesi olan insanın çozumunu getirmesi şarttır.

Yster kapitalin sıkıduzenci dunya goruşunu, isterse emekçi sınıfın ilerici, toplumcu goruşunu yansıtsın, butun sanat urunleri aynı zamanda hem toplumsal hem bireyseldir. Nedeni çok açık: Her sanat yapıtı, toplumdaki her eylemin kaçınılmaz sınıfsallıdı nedeniyle toplumsaldır, çunku belirli bir donemde, belirli koşullarda, belirli etkenlerin urunu olarak ortaya çıkmıştır. Her sanat yapıtı aynı zamanda bireyseldir, çunku bireysel olmayan sanat yapıtı yoktur, çunku her sanat yapıtı, sınıfsallıdın, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, bir birey tarafından, bir kişi tarafından, bir ozne, yani eşi olmayan bir tek tarafından yansıtılması, eleştirilmesi, suzulmesi, yorumlanmasıdır. Ancak bu ikili ve iç içe ozellikten sonra bir sanat yapıtı toplumcu gerçekçi veya kentsoylu gerçekçi diye nitelenebilir. Şimdiye dek imece yoluyla sanat urunu yaratıldıdı gorulmemiştir. Bireyin damgasını taşımayan, yani başka yapıtlardan şu veya bu nedenle ayrılmayan, kendi çapında da olsa, sanatsal bedeninin gelişim surecinde kendine ozgu bir yeri bulunmayan bir sanat yapıtı gorulmemiştir henuz. Bu yuzden derim ki, bireysellidi (dikkat edin bireycilidi demiyorum Hem niye olmasın, hatta bireycilidi de!) gozu kapalı yadsıyıp, ondan ocu gibi kaçacak yerde, onu irdeleyip çozumlemek en akıllıca bir iş gibi gorunuyor.

Şuraya gelmek istiyorum: Kentsoylu gerçekçi veya toplumcu gerçekçi sanat ayrımlarından once, bunların oncesine dikkati çekmek istiyorum Ahmet Haşim ozandır, Yahya Kemal ozandır, Nazım Hikmet ozandır, Attila Ylhan, Hasan Huseyin, Mayakovski, Brecht, Baudelaire, Eliot, Dante, Homeros, Eluard ozandır. Peki ya, Ahmet Haşim’le Nazım Hikmet´e ozan dedirten ortak ozellik nedir? Ama ote yandan, Ahmet Haşim´le Nazım Hikmet´i birbirinden ayıran sınıfsal ozellidin sanat duzlemindeki yansıması nasıl kendini gosteriyor?

Oysa bireyci sanat, insanı bir birey-toplum bileşkesi olarak kavramaz, yalnızca bireyin dar ve bencil sınırlarının içinde gorur; daha iyi bir deyişle, ozneyi işlemez, oznelcidir. Gelecedin kapılarını guvenle, bilinçle, coşkuyla dovup, insana bir gun mutlaka gelecek olan guzel gunleri muştulamak yerine, bireyin karanlıdını surer one; insanı bu dunyadan sodutmak için ne gerekirse yapar, boylece de egemen kapitalin ideolojisine, yarına guvendirmeyen, yarını ote dunyada aratan dunya dışı yaşam anlayışına iter okuru.

Buna karşılık toplumcu gerçekçi sanat ilericidir, iyimserdir, iç açıcıdır, umutlandırıcıdır, savaşımcıdır, atılgandır, araştırıcıdır. Ama her şeyden once kolay dedildir. Yşte bu yuzden, yazımın başlıdını Sanatta Yanlış Devrimcilik koydum.

Milliyet Sanat, 2 Nisan 1976, Sayı 178

http://www.halksahnesi.org/yazilar/bc_yanlis_devrimcilik/bc_yanlis_devrimcilik.htm

Paylaş
Sonraki İçerikHEP BiR YOL HALi UZERE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here