Denize Tapan Evlerde Kimler Kalıyor | Mustafa Nurullah Celep | Hikaye Atlası

0
302
Denize Tapan Evlerde Kimler Kalıyor
Denize Tapan Evlerde Kimler Kalıyor | Mustafa Nurullah Celep | Hikaye Atlası

Mustafa Nurullah CELEP

DENİZE TAPAN EVLERDE KİMLER KALIYOR?

(-delilikten habire bahseden şair ve öykücüler 1 saat bir deliyle kapalı bir odada kalabilirler mi?)

(-el cevap: kalamazlar!)

(-işte bu yüzden sahicilikten yoksundurlar…)

‘Buradan bana yeni bir hikâye doğabilir’, dedi Genç Adam.

‘Buradan bana genç bir hikâye doğabilir’, dedi Yeni Adam.

Emek evinde yaz mevsimi serin bir balkon somutunda…

Tiz sesli, akıllı bir delidir, şizofreniden mustariptir, yarım hafızdır, sigara tiryakisidir. Şeytana pabucunu tersinden giydirir.

Genç Adam:

‘Tiz sesli! Gel bakalım! Bak! Kül tablasını koyuyorum buraya, gel otur!’

‘Somutun balkonuna, emeğin serinliğine gel otur dedim!’

Tiz sesli, evin kara kömür rengi demir kapısının önündeki gri ayakkabıları dikkatle düzeltiyor, simetrik bir incelikle..

Genç Adam, Tiz seslinin yeşil üzüm yaprakları diriliğindeki barbar sesine dayıyor kulaklarını:

‘Kendi adına gelmiş dört gazete ver bana içerden!’

‘Bu odadan, haydi!’

Genç Adam, kekemelikten uzak bir dolulukla:

‘Bu odadan… Demek Rabia işareti yapıyorsun! Bu ne!’

(Serinlik, niteliğiyle özdeş bir rüzgârın adıdır)

(gençliğim bir gölgelik olamadı 657 eksik olmasın)

Somutun balkonundan Genç Adamın saçlarının kepekli diplerinden kırık tırnaklı ayakuçlarına dek sırnaşıp gelen bir Serinlik, bir tarz kabullenemediği dünyaya doğru sert sorular sormaya hazırlanıyor.

Serinlik aldı sözü, koalisyon öncesi çapaklı güzelliğiyle:

‘Düş kurup İlhan Berk gibi Yeniyi mi yaşasam, konuk olsam şairlerin hayat defterlerine!’

(Genç Adamın bir tarz benimseyemediği dünyanın tepesindeki ve kaderindeki Güneş, Çağın mutsuz Ruhu’dur, ritimsiz konuşur, siber ve hız tutkunudur.)

‘Dışarıda hızla akan bir trafik var, medeniyete yeni yalanlar üretiyor.’

Pimi çekilmiş neredeyse patladı patlayacak bir bomba olarak öfke yüklü Genç Adam, kopuksuz sözleriyle sözcükleri kurşunluyor:

(insan tükenmez, istekler sınırsızdır)

(iste, daha çok iste, kapitalizm yenilecektir)

‘Düş kurup makineleşmek mi istesem, konuk olsam az ile yetinen işçilerin münzevi sofralarına!’

(diyalojizm sınırsız bir debeleniştir, çıkışlar kabir kapısından)

(açsanız ayağınızı yorganınıza göre uzatacaksınız, tepeden pastadan pay almalar bedava)

Bu arada Tiz sesli, süreğen adımlarla bir talebi mekik dokuyor, talebeydi eskiden Tiz sesli, sesinin güzelliğinden vurgun yemişti.

(Ah anılar, değişiyor sürekli)

(menümüzde ilkesizlik var almaz mısınız?)

Genç Adam anılarının zincirinden birini gevşetti derin bir boşluktan girdi içeriye Serinlik girdi içeriye siber tutkunu çatık kaşlı Güneş somutun arılı sinekli pıtrak bahçesinde Genç Adamın düşünü gerçekle barıştırdı yorgundu Genç Adam yorgunluğu 2000ler kokuyordu anılarının boşluğundan babasının kabrine çıkan yolu araladı Tiz sesli somutun bahçesinde sinekleri kovalıyordu…

Serinlik, sözlerine bu kez ivedilik katıyor:

‘Hınk diyesicesi! Dünya kaçmış gözüne!’

Genç Adam yasak bir korkuyla Tiz seslinin zihninde kolaçan ediyor umut devrimci bir er olup Serinliğe sokuluyor atış müfrezeleri arasında sözcükler kılıçlaşıyor Genç Adam calibro marka sesiyle yapraklarını karıştırıyor gürültülü kamyon geçişlerinin gürültü yaprak olup asfalta dökülüyor Genç Adam anlamlı bir sevecenlikle somut bir ışık olup denize tapan evlere yöneliyor radyo cızırtısı seccadeler berbat bir kömür tozu kaçıyor genzine kötü bir deniz gezintisi kurşunla örülmüş bir sabah kıyısında ölülerini tek tek sayan bir kara deniz kaçak elektrik sarma sigara itilmiş kakılmış göçebe Çingeneler kaçıyor genzine somutun bahçesinde hiç durmadan çoğalan mide ağrıları dolup dolup boşalan bir kül tablası kül olmuş bir dostluk nefret yüklü bir gençlik gemisi… gelip denize tapan evlerde duruyor.

Serinlik, bir mavzer olup dünyaya bir kişi olamıyor…

Kargacık burgacık estetik karşıtı çapaklı bir gemi, somutun gemisi yani, gerçeğe ekmek taşıyor…

Çağın Putu bilgisayardan dramatik bir ses:

‘Zaman ayarlı bomba yüklü bir…’

(Dünyamız daha bir sesli çalgılı oldu böyle iyi aferin Amerika’ya)

(Dünyanın içine ettin böyle iyi ilerliyorsun Amerika)

Siber tutkunu çatık kaşlı Güneş, ‘laf mı bu!’ deyip söze yanıltıcı bir ağırlık katıyor.

Tiz sesli talebinde ısrarlı:

‘Genç Adam, haydi!’

‘Dinç ve diri zihinli beheeeey Genç Adam!’

‘İçeriden, senin odandan yani’

‘Adına gelmiş dört gaaazete!’

Sesi Türkiye kokuyor gerçek etkili vicdanlı yürekli aydınlık somut bir Türkiye…

Siber tutkunu Güneş, gevşeyen bir yılışıklıkla:

‘Sen aklını gerçeklikle bozmuşsun geçik beyinli Genç Adam!’

(diyaloglar sıkı zamanlarda çetrefilleşir)

(çetrefilleşmenin sonu mezarlık bekçiliğidir maaşı 2000 lira)

Siber tutkunu Güneş aksayan ritme bir çeviklik katıyor emek evinde babanın küçük kıyametinden sonra dünyanın çatısı çöküyor hız tutkunu Güneş bir mil daha yaklaşıyor dünyaya Serinlik yüz kızartıcı bir hal alıyor rüzgâr kan akıtıyor yollarda ormanlar düzleşiyor gökyüzünde tabuttan bir gemi dolaşıyor yerin altından ateş bandosunun sesi duyuluyor terk eden sevgililer aslına geri dönüyor dünya durmuş Kavga başlıyooooor!

Tiz sesli, ısrarcı:

‘Hemen, derhallll!’

Genç Adam aceleyle karışık bir söz vermişlikle:

‘Tamam, benim adıma gelmiş, içeriden tutuklu günceeel dört gaaazete!’

Melekler tok sesli kanatlarıyla gökte sofra kuruyor…

Genç Adam, kendi yerinden kaygılı bir kanalizasyon sesiyle, haykırarak:

‘Ben aklımı gerçeklikle değil, hakikatle bozdum! Anlatacaksam somut olsun dediklerim, hakikatle ceketi aydınlanan güç bir adam olayım, (sesinde bir sarılık ve gevşeme) Tahtakale’den alınan somut bir ceketim olsun, yoksullar için özel üretilmiş hakikatli bir ceket… Soyut bir takım gevezeliklerden ırak, bir Türkiye gerçeğini sersin ortaya, sonra Tahtakaleli somut ceketimle gezineyim denize tapan evlerin tekebbür dolu mahallelerinde, benim şaşkınlığım somut bir ceket aydınlık ve toprağa yakın dursun, daha ne olsun!’

Tiz sesli asimetrik adımlarla Genç Adamın yanına yaklaşıyor, Serinlik söz almak için sabırsızlık ediyor.

‘4 Gaaazete!’

‘4 Gaaa!’

‘4 Ga!’

4 G şiddetinde siber tutkunu çatık kaşlı Güneş söze kopuzluyor:

‘Somut ceketinle Türkiye gerçekliğinin neresinde duracaksın?’

‘Somut ceketinle bir devrim olabilir misin denize tapan evlere?’

‘Bir aydınlık olabilir misin az ile yetinen yoksul işçi sofralarına?’

‘Bir zenginlik olabilir misin ahlaken seçkinliğine?’

‘Bir çiçek olabilir misin genç bir kadının yüreğine?’

‘Bana masal anlatma, anarko faşizan seni!’

Serinlik, söz alır, hızla akan trafiğe rağmen:

‘Oppps Genç Adam! Ben sarsıcı bir derinlik olup yıkacaktım oysa denize tapan evleri’

‘Somut ceketinle bu derinliğin neresinde duruyorsun?’

Giderek artan sözler karmaşık bir stadyum gürültüsüdür…

‘Tabiat makineyi yener’

‘Bu utkunun neresinde duruyorsun?’

Çatık kaşlı Güneş, dirim yüklü sözler eder:

‘Tabiat ve teknik birlik olup medeniyeti yerinden edebilir’

‘Sen somut ceketinle medeni medeni tafra satıp duruyorsun’

‘Aydınlatabilir misin tabiatla birlik olup genç beyinleri?’

(…)

‘Beyinsiz adam! İçi oyulmuş seni!’

(…)

‘Asalak seni!’

(…)

‘Seni edebiyat paralayan yoksul deve dikeni!’

(…)

‘Seni ayrıkotu!’

(…)

‘Seni anarko faşizan fikir zengini!’

Genç Adam öfkeyle denize, dünyaya doğru baktı. Eski zamanlara, ilkel kabileler dönemine geri döndük, diye düşündü. Etrafından, yanından yöresinden çırılçıplak kadınlar geçiyordu. Ruhunu dünyada tek başına hissetti. Yenilmiş bir medeniyetin sesiyle fabrika büyüklüğündeki konteynırın yanında durdu. Fabrika duvar yazılarıyla süslüydü. Keskin virajlardan çıplak ayaklı barbarlar geçiyordu. Yeni bir hikâye ekmenin kırık bilinciyle sustu. Sahi denize tapan evlerde kimler kalıyordu. Hayatının eğik çitlerini düzenleyip toparlayarak yoğun, çakmak taşlarıyla parıldayıp sönen alaca karanlığına doğru yürüdü…

Tiz sesli, yalanla, iftirayla, kötülükle karışık 4 gazeteyi Rabia işareti yaparak sevinçle aldı. Tiz seslinin önüne sürdüğü kül tablasından zamanı öğüten kum saati gibi ölgün bir duman yükseliyordu. Sarı, soluk, hafifletilmiş paçavralı bir zamanı yaşıyordu.

Konuşmalar gitgide boğuk bir fabrika gürültüsünü andırıyordu.

‘Kimler kalacak?!’

(…)

‘Yazlıkçılar!’

(…)

‘İstanbul’un Çingeneleri!’

(…)

‘Kentin fırsat düşkünü, cin fikirli, ucuz etin yahnisi mideleri tıka basa balıkla dolu yazlıkçıları!’

Sesi soluğu hayat kokuyordu…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here