Değince Dokununca | Sırrı Can Kara’nın Bende Bir Leke Şiiri | Dergilerde

1
500
(Fayrap, Aralık 2015)

DEĞİNCE DOKUNUNCA / MUSTAFA NURULLAH CELEP

Nicedir gerçek bir şiire doğru susamıştım, elim kaleme ivedilikle gitti ve genç bir şairin, Sırrı Can Kara’nın Bende Bir Leke adlı (Fayrap, Aralık 2015, S. 79) protest şiiriyle karşılaştım, yazmasam deli olacaktım…

Nicedir Dünyaya Karşı küfreden cesaretli bir şiir okumamıştım ve havsalamda ‘şiir nadasta’ diye düşünenlere karşı bir öfke biriktirdim…

Nicedir saçma ve anlamsız bir dünya çıkmazında (dünya gerçekten saçma ve anlamsızdır, dünyaya anlamını veren sorumluluk duygu ve düşüncesidir, varoluşçuluğu tersten okuyun…) ve hayat telaşesinde ( hayat da beyhude bir debeleniştir, hayata anlamını veren ölüm ve yeniden diriliş ilahi öğretisidir…) öfkemi çağıldatan, Dünyaya Karşı kibrimi onayan, Dünyayı onaylamayan dinç bir şiir ruhu arıyordum ki Bende Bir Leke, dünyadan yara almış, dünyaya saldıran bir şairin çağıltısı olarak şiirsel algımı perçinledi, şiirsel kuvvetime manevi bir onama duygusu kattı..

Türk Şiir tarihinde ya da şiirin Türk tarihinde bugüne dek ne Fikret’te ne de Akif’te görebileceğimiz böylesi korkunç bir öfkeye rastlanmadı…

‘Nadasta’ denilen Türk bir şiirin, bir şiir gencinin 2015’in son ayında protest ve tepkisel yürüyüşüne, kişisel şahlanışına tanıklık ettik…

Şiire, onun o gür ve berrak akışına inanmak istiyordum nicedir, Bende Bir Leke şiirin çarpan nabzına inancımı pekiştirdi, derinleştirdi…

Odalardan taşıyorum

Odalardan şemsiyelerden ve asfalttan’

Görünen o ki şiir Sırrı Can Kara’da, zihnin soyut muhayyel katından doğmuyor, somut bir an’dan, kritik bir durumdan doğuyor. Kriz anlarının kompleks çaprazlanışından şairin dünyaya doğru saldırısına müşahit oluyoruz. Dünyaya Karşı Protesto devam ediyor:

Kürsülerin üstünde geçiyor ömrüm

Güz gelince tiksiniyorum adımlarımdan

İşte bu parmaklarımdaki leke amfetamin

Huzursuz barsak ve serotonin

Hepsi dünyadan bulaşıyor etime’

Dünya ile arasına duygusal bir mesafe koymakta kararlı şair. Dünyanın yanında yapay/simgesel konumlandırmalardan da bir o kadar rahatsız. Sahiciliği, var olma ve var kalma mücadelesinin içten anlamını, halkta, ‘karton üstünde üşüyen çocuklar’da buluyor:

Dünya. Siz de bilirsiniz, ben de bildim

Cesaretiniz sarhoşken tutan Dünya

Alegorik bir havası olan bistrolarda kızlara karşı

Ama bir bilseniz beni, tetiği tutan elimdeki ciddiyeti

Ellerim nasıl karizmatik bakıyor siz değer mi oğlum derken ellerim

Ellerim İmam Adnan’da karton üstünde üşüyen çocukları kolluyor

Ondan hep böyle etleri yenmiş ondan kenarlarında kuruyan kan

Halk gibi biraz da ellerim altın dişleri sökülmüş küçük oğlana verilmiş gibi’

Şimdi asıl konuşma, esaslı protesto başlıyor. Dünyadan yara almaya, dünyalaşmaya bir ‘dur!’ demek başlıyor. Dünya zevklerine ve bilime, kibar yaşamalara ve sahte kahkahalara, kibir ve konfora, pahalı kumaşlara ve kırmızı rujlara bir ‘hayır!’ demek başlıyor.

Sizle burada ayrılıyoruz ey akşamlar ey sancılarım ey iyi akşamlar

Nasıl konuşmuştum ama o son müsamerede

Ey öğretmenler ey kasıklarım ey geç kalınan sabahlar

Bir ses olarak kalacaktım ben ey hep bir borçla açılan zarflar

Şairin coşumcu söyleminin som/somut ve küt halinin şu iki mısrada yekpare bir söyleyişle gerçekleştiğini düşünüyorum. Şair, imgeye, soyutlamaya, estetikleştirmeye başvurmadan da çarpıcı kılabiliyor mısralarını. Demek ki ‘Günümüz şiirinde soyut muhayyile yerine somut imgeleme yönelerek de sert ve sarsıcı bir şiir yazılabilir’, diyoruz biz de..

Taştım ama kanmadım size

Şafağı şafakla bitiştirdim

Bu iki mısrada şairin, şiirin yaşamsal koordinatları içinde kişisel hayat mücadelesinin yoğunluğunu sezebildiğimiz gibi sıfatlarla bezeli soyut şiirin tuzaklarından da uzak bir tutumun/tavrın şiirsel varoluşuna tanıklık edebiliyoruz. Burada hem bir dünyaya katılmama hali ve şuuruna hem de şairin yaratıcı bireysel yeteneğinin hareket edici işleyişine, hareketli işleyişine müşahit oluyoruz. Şair, içrek bir muhayyilenin şiirsel anaforuna uğramadan meramını, ayrıksı tavrını gerçekleştirip somutlaştırıyor.

Bu şiirde hayat var! Sırrı Can Kara’nin Bende Bir Leke şiiri, hayatın içinden, yaşamanın aktığı yerden, kiriyle pasıyla dünyanın çitleri dâhilinden doğup geliyor, gelişiyor. Dolayısıyla şairde, yukarıdan bir bakışın aksine, halkın sıradan hallerine yönelik tarassut edici/popülist bir algının sathilikten uzak doğrudanlığına ve kendindenliğe de rastlayabiliyoruz. Popülist, kara, eleştirel bir şiir yazmakla da kalayazmıyor şair, muhalif ve sert tutumunu, dünyayı dünya olmaktan çıkaranlara da yöneltiyor, dünyanın tüm bilgi nesnelerine ve kodlarına, tüm egemen paradigmaya karşı da yöneltiyor. Şiir şiirde kalmıyor yani. Şair rezil-mutezil bir dünyaya karşı tüm sertliğini ‘apaçık bir dil’ ve seçik-doğrudan bir söyleyişle açık ediyor:

Ben yani her üst geçitte herkesin gözüne bakan

Geceleri şehrin korkulan yerlerini mesken edinmiş ben

Pazarda ezilmiş çürük domates toplayanları gördü gözlerim

Ey sizin zevkleriniz bana hiç değer mi sürüldüğünüz kokular

Ey bilim ey homo sapiensler ey evrenin ötesindeki evren

Ey hepiniz siktirin gidin ey optik hesaplarınız ey Descartes

Saçından papatyalar sarkan

Küçük bir kızda çuvalladı bütün söyledikleriniz

Ey mevsim çayı içen kadınlar ey pahalı takılar

İşte bu da benim sesim işte benim eylerim

İşte benim buğulu sesim yaşamanın aktığı yerdeyim

Haydar Ergülen’in mübalağalı bir biçimde ifade ettiği anlamda ‘ruh akrabalığına’ çoğun inanmasam da Sırrı Can Kara’nın şiiriyle bu satırların yazarının Fayrap’ta yayınlanan ‘ki kitap ki kan’ şiiri arasında duygu-düşünüş-duyuş benzerliği buldum. Bundan içten içe gönendim, mutlu oldum. ‘ki kitap ki kan’ da coşkun, kabaran, sert sesli, protest bir eda ile içtenlikle yazdığım bir şiirdi.

Sırrı Can Kara’da bu şiir özelinde ifade edecek olursak, simyager-simyacı-büyülü bir şiirsel tutum yerine kimyager-dinamik-etkin bir tavrın varlığına tanıklık ediyoruz. Şiir Kara’da ‘bir haykırış olarak’ gelişiyor ve metne yansıyor. Dünyayı, dünyalaşmayı, modernizmi, modern-leşmeyi, modern hayat göstergelerini elinin tersiyle iten sahici bir tavırdır bu. Bu minvalde ve bu anlamıyla halka, halkın yoksul kesimlerine yönelik dikkati ve elitist kesimin yozlaşmalarına karşı dik duruşuyla da şairin ‘Kara-Popülist bir şiir’ yazdığını söylemek mümkündür.

Hepinizi söyleyemediklerinizden tanıyorum

Unuttuklarınızdan ve unutamadıklarınızdan

Hoşunuza giden o neşeli akşamlar kıvrandırıyor beni

Acıyorum giyindiğiniz kumaşlara ve kırmızı rujlara

Ciddiyetsiz geliyor yaşamak karşısındaki bakışlarınız

Amfilerde öğrendikleriniz midemi bulandırıyor

Miden yine iyi direniyor, midem ve anksiyete

Ey onca uyuyamamak, ey onca kalp çarpıntısı ve ey acil sedyesi

Piç olmuş kahkahalarınızla boğuşuyorum ey akşamüstleri

Ey hadi diyelim öldük ey insanız faniyiz falan

Ey evet ey benden öldükten sonram

Dünya bu orospu çocuklarına mı kalacak’

Sırrı Can Kara’ya öneri

Sırrı Can Kara’da kara, karanlık, sayrıl bir şiir damarı dikkat çekiyor. Kara, bu damarda derinleştiği ve bu damara yatırım yaptığı müddetçe ondaki yaşama sevinci ve hayat coşkusu sönümlemeye uğrayacaktır. Cemal Süreya’nın ekonomiden el alarak geliştirdiği şiire yaklaşım biçiminin, ‘azalan verinler kanunu’ gereğince Kara’nın psikolojik şiir evreni için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Yani Kara, otobiyografik ben’e aşırı yüklendiği sürece hayatiyet bağı gevşeyecek, tükenecektir. Kara’nın şiirinin meydanlara, mesela meydanın en civcivli yerinde güneşli bir öğleden sonrasına ihtiyacı var. Ahmet Güntan’ın Pound’un imgeleminden devralarak ifadelendirdiği Dünyanın Vızırtısına (Büyük Vızırtı), dünyadaki sesleri duyurabilecek çoksesli bir akışkanlığa, doluluğa, yoğunluğa ihtiyacı var Kara’nın. Kalabalık olanın uğultusu ve hayati olanın canlılığı Kara’nın şiirine yeni nefeslenme alanları açabilir. Böylece Kara, daha etkili ve doğal konuşma formunu biçimleyerek yaşamsal sıkılığa, derişikliğe ulaşabilecektir. Ama sayrıl bir şiir damarı, bu hareketliliği yüklenebilecek ve nabız vuruşlarını duyurabilecek tıynette bir şiir akarı değildir.

Ayrıca Kara’nın bu şiirinde, tüm muhalefetine ve sert söylemine rağmen derinlikli bir düşünce damarının var olduğunu söyleyemeyiz. Kara, şiirsel protestosunu, düşüncenin tadını duyurarak etkili bir forma kavuşturabilir. Böylece Kara, eleştiri nesnelerine karşı şiiriyle ve hayat önerisiyle daha güçlü duracaktır. Sırrı Can Kara, şiiri şekillenmekte olan genç bir şair, şimdilik Bende Bir Leke’nin ‘Pathos’a abanarak yazıldığını söylemekle yetinelim, zamanla Kara’nın şiirinin hangi şekle bürünüp biçim ve tavır aldığını bekleyip göreceğiz..

Hakan Arslanbenzer’e öneri

Hakan Arslanbenzer, Fayrap’ta yayınlanan Sırrı Can Kara’nın şiir örneğinde olduğu üzere, protest damarı bir güçlülüğe işaret eden, anti-emperyalist ve anti-kapitalist bir edayla yazılan kara-siyasi şiire sayfalarında daha geniş verebilir. Böylece günümüz şiirinin statik, statükocu, durağan yapısını kırıp parçalayan bir algı yarılmasının yolunu açabilir. Artık biz dergilerde her vakit okuyageldiğimiz üzere ‘durum şiirleri’nden durup esner olduk. Arslanbenzer, siyasi şiirin türlü veçhelerini ağırlıkla yayınlayarak Fayrap’ta etkin-etkili bir platform oluşturabilir. Yani ‘karşı-şiir’in, edebi kamudaki tüm durağanlığa rağmen canlı, işlek bir yayın üssü olabilir Fayrap.

Arslanbenzer’in Fayrap içindeki şiir-şair tercihlerinde bilinçli, profesyonel hareket ettiğini daha öncesinde yazmıştık. Bugüne dek bu hususta yanılmadığımızı gördük. Hakeza, Sinan Karadeniz’in Şehadetname adlı bizce ‘bilgelik dolu’ felsefi şiirinin yayınlanması da tespitlerimizde yanılmadığımızı gösterdi. Mesela Yücel Kayıran’ın dergilerde yayınlanan pathos ağırlıklı varoluşçu şiiri yanında Sinan Karadeniz’in insana, aşka, hayata yönelik okuyucuyu derinden düşünmeye çağıran felsefi tabiatlı şiiri, çok daha dikkate değer ve tercihe şayan duruyor.

Hakan Arslanbenzer, Neo Epik şiirin bugün gelinen aşamasında türlü örneklere Fayrap’ta yer vererek Dergicilik tarihinde dikkate değer bir iş çıkartıyor. Daha etkili olmasını dileriz..

Dergilere yaklaşımda esas aldığım ölçütler

Bu satırların yazarını durup düşündüren, edebi kamuyu ve dergileri ilgilendiren taraflarıyla şu durumlar oluyor:

Son 10 yıldır asli rayına oturmayan bir hareketlilikte ve işlek bir edebiyat ortamının canlılığına ciddi bir katkı sunmadan her ay, her yıl yeni bir dergi yayın hayatına başlıyor. Bunun yanında 10 yıldır edebiyat okuyucusuna ses veren bir dergi var yayın hayatımızda. Fayrappopülist edebiyat dergisi.  Bununla birlikte, Fayrap karşısında susulup durularak Fayrap’a ‘‘öğrenici’’ gözle bakılmadan çıkıyor dergiler Türkiye’de. Fayrap’ın 10 yıllık macerası, örneğin biçimi, içeriği, mizanpajı, kapağı, kavga dergiciliği, eleştiri anlayışı, düşünce akarı durup göz atılmadan çıkıyor, yayın hayatına başlıyor bir dergi. Yani Türkiye’de dergiler Fayrap’a öğrenici – kavrayıcı gözle bakmadan yayınlanıyor, yayınlanmaya devam ediyor. Bunda, bu aymazlıkta Hakan Arslanbenzer’in dergiciliği üstünde geniş boyutları ve ayrıntılarıyla durulmamasının oluşturduğu boşluk da etkili..

Örnek vererek somut konuşalım:

Bir derginin değerini ölçerken, bir dergiye yönelik davranırken, yaklaşım biçimi bakımından genel hatlarıyla 3 ölçüte, soru cümlesine göre hareket ediyorum:

  1. Şiir üzerinde ne kadar, ne derece derinlikte düşündüğüne ve şiire verdiği değere kanıt olarak şiiri eleştirisine ve ‘poetika’ya sayfalarında ne kadar yer ayırıyor bir dergi…
  2. Nabız vuruşlarına yani başkalarının kalem işlerine ne kadar duyarlı bir dergidir, yalnızca ürün yayınlamakla yetinerek ‘ürün dergisi’ olmakla mı kalıyor, edebi kamunun canlılığına katkı anlamında başkalarının şiir ve hikaye metinlerini ne dereceye ve hangi nesnellikle yakın markaja alıyor, hangi nesnel, titiz yaklaşım biçimini belirliyor..
  3. Edebiyat dergilerinde yayınlanan düşünce metinlerinin ‘logos’a yatırım yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Ethos ve Pathos damarının, dergilerde düşünce metinlerine daha fazla yer verilerek Logos’ta, ideal birlikte bütünleşeceğine inanıyorum. Yazılan şiirler ve hikâyeler için de geçerli bir inançtır bu. Bugünün edebiyat ortamındaki kutuplaşmalar estetik ile düşünceyi, duygu ile düşünce tavrını, biçim ve içeriği uzlaşmaz iki ayrı alan olarak tasarımlayıp kurguladığı ve pratize ettiği için vuku buluyor. Bu durumda bir dergi Türk düşünce atlasına, yerli tefekküre sayfalarında ne kadar yer ayırıyor, sorusu da belirleyiciliğini koruyor. Biz de böylece Postmodern edebiyat ve düşünce metinlerinin istilası ve işgali altındaki edebiyat dergilerinin Türkiye’de yayınlandığına, Türkiye’nin temel meselelerine ne derece duyarlı olduğuna kanaat getirelim..

Bir kaçı istisna, irili ufaklı birçok dergi kanaatimce bu yazınsal ölçütlerden bihaber olarak bir yayın etkinliği içindeler.

Örneğin Parende ve Afro dergileri çıkar ama orada şiire ve düşünceye aşama kaydettirecek hiçbir atılım duygu ve enerjisine rastlamayız…

Yılkı ve Yokuş Yol’a şiir eleştirisine gözlerini yumarak çıkar..orada şiirimizin gür bir görünüme kavuşması için bir sıhhat beklentisi içinde olamayız.

İtibar 50 ve 51. sayısına gelir ama bu 50 sayıdan bir sıkı eleştirmen çıkmaz. Eleştiriyi yok sayarak çıkan bir dergi İtibar. Bir Fayrap Mektebi’nden bahsedebiliriz ama İtibar’dan ancak eş-dost dergisi olarak bahis açarız… Bir okul-ekol dergisi değildir İtibar, dostluğa inanır ama eleştiriye inanmaz. Oradan da ancak şiirimizin atak bir görünüm kazanması adına (?!) ‘güzelleme-temenna’ yazıları çıkar, çıkıyor…

Japonya, Bakmaklar, Melâmet, Natama, Aşkar Türk’ün düşünce damarını izleyen yerli edebiyat dergileri değildir. Bu dergilerin masa üstünde, Türk Düşünce Dünyası ve tefekkür adamlarının yeri çok sınırlı düzeydedir. Türk’ün düşünce akarını bir Fayrap kadar zihniyetinin meselesi kılmış, sorun nesnesi edinen ikinci bir edebiyat dergisi yoktur.

Fayrap’ın sıkıntısı

Fayrap’ta yayınlanan kitap eleştirisi ve eleştirel metinlerde ‘kapalı devre dergicilik’te de gözlemlediğimiz ciddi bir sıkıntı var. 2015 yılı içinde yazılagelen şiir kitabı eleştirilerinde ilgi ve alan araştırması Profil Yayıncılık ve Avangard Kitaptan çıkan kitaplarla sınırlı. Diğer birçok dergide tanık olduğumuz ve olageldiği üzere, şiir eleştirisi bahsinde Fayrap’ta kapalı lokal bir görünüm ve eleştirel algıyla karşı karşıyayız. Şiir kitabına yaklaşım biçimlerinde ise, ‘biz senin arkandayız, sen yaz, biz okuyalım…’ benzeri pohpohlayıcı, onayıcı, olumlayıcı tutumun ağırlıkla yer alması, eleştirel metinlerde tek bir olumsuz-negatif eleştirel hükme yer verilmemesi, Fayrap’ın eleştiri hanesine artı bir durum olarak yansımıyor. Bu durum da hemen birçok derginin yaptığının bir benzerini yapmak oluyor, nesnel-eleştirel tutumdan uzak kalınıyor. Devriye Yazılarında bu algı kırılmaya çalışılsa da ilerleyen sayılarda Fayrap’ın bu ‘yıkama yağlama’ dediğimiz tümüyle övgücü izlenimci tutumu bırakacağını umuyoruz.

Sözümüzün nihayeti, Fayrap’ın durumu her açıdan öğretici olduğu halde Hece (Pakdil’in duygu ve düşüncesine rağmen çıkan Hece), dönüp bakmaz bile Fayrap’a. Mesela bir kültür dergisi olarak Cins’in kültür yazıları, Fayrap’taki popülist kitap ve kültür yazılarının okunmadığının en bariz delilidir. Eleştirel yoğunluktan ve düşünsel ciddiyetten yoksun duruşuyla 4. sayısını çıkaran Cins’e pekâlâ mizahi-ironik kültür dergilerinden herhangi bir dergi olarak bakabiliriz…

Bir Nokta’da bir yazar ve eleştirmen sıkıntısı devam ediyor…

Fayrap, Türk edebiyatı dergiciliğine parende atlatacak bir yayın olmasına rağmen yine yeniden yazıyorum, irili ufaklı birden fazla dergi, Fayrap hiç yokmuş ve var olmamış gibi suya sabuna dokunmayan metinleriyle dergicilik-şaircilik oyunu oynamaya devam ediyor…

Bunu da eşe, dosta, düşmana yazıp söyleyelim ki değini metnimiz bir şeye, somut bir şeye, bir meseleye değinip dokunsun.

Değince, dokununca hak yerini bulsun…

[Poetik Haber, 2016]

[Eleştiri Haber, Ekim 2018]

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here