Dahi Şair Ezra Pound Poetik Haber´de!

0
164

Ezra Loomis Pound

KEMAL SAYAR

Ezra Loomis Pound şiir sanatında modernist estetidin öncüsü olarak kabul edilir. Yirminci yüzyılın ilk yıllarında çalışmalarıyla, Amerikalı ve Avrupalı sanatçılar arasında düşünce akışını sadlamış, W. B. Yeats, Robert Frost, William Carlos Williams, Marianne Moore, H. D., James Joyce, Ernest Hemingway ve T. S. Eliot ile şiirde yeni ufuklar açmıştır. Şiir sanatına en anlamlı katkısı "Ymgecilik" denilen, kaynadını klasik Çin ve Japon şiirinden alan berraklık, kesinlik, dilin ekonomik kullanımı, Pound´un sözleriyle "metronomun ardışımında dedil, müziksel deyişin ardışımında bir oluşum" için geleneksel uyak ve ölçüden kaçınma ile kendisini gösteren bir akımın öncüsü oluşudur. Son çalışmaları "Kantolar"adını verdidi ansiklopedik epik şiirlere odaklanmıştır. Ezra Pound 1885´te Hailey, Idaho´da dodmuştur. University of Pennsylvania´da yüksek ödrenimine başlamış, 1905´te Hamilton College´den mezun olmuştur. Wabash College´de iki yıl süreyle editmenlik yaptıktan sonra Yspanya, Ytalya ve Londra´ya seyahate çıkmıştır. Ernest Fenellosa´nın öncülüdünü yaptıdı Japon ve Çin şiiri ile ilgilenmiştir.

1914´te Dorothy Shakespear ile evlenmiş, 1917´de Londra´da Little Reviewdergisinin editörlüdünü üstlenmiştir. 1924´te Ytalya´ya gitmiş; faşist politikacılarla işbirlidi yapmış, 1945´e dedin ABD´ye dönmemiştir. Tutuklandıdında Ykinci Dünya Savaşı sırasında radyo aracılıdıyla propaganda yaptıdı için vatana ihanet ile suçlanmıştır. 1946´da beraat etmiş, ancak mental açıdan rahatsız bulunarak Washington, D.C.´deki St. Elizabeths Hospital´e yatırılmıştır. Hastane yılları sırasında Pisan Kantolar (1948) yapıtıyla Bollingen-Library of Congress Award gibi son derece prestijli edebiyat ödülü ile onurlandırılmıştır. Bu ödül Pound´un politik geçmişini bir kenara bırakarak ona şair olarak hakkını vermenin, şiir sanatına katkılarını teslim etmenin başlangıcı olmuştur. Çaddaşı sanatçıların süreden talepleri sonuç vermiş, 1958´de taburcu edilmiştir. Pound hemen Ytalya´ya dönmüş, Venedik´te yerleşmiş ve 1972 yılında ölünceye dedin münzevi bir hayat sürmüştür.

The River-Merchant´s Wife: A Letter While my hair was still cut straight across my forehead I played about the front gate, pulling flowers You came by on bamboo stilts, playing horse, You walked about my seat, playing with blue plums And we went on living in the village of Chokan: Two small people, without dislike or suspicion. At fourteen I married My Lord you. I never laughed, being bashful. Lowering my head, I looked at the wall. Called to, a thousand times, I never looked back. At fifteen I stopped scowling, I desired my dust to be mingled with yours Forever and forever, and forever. Why should I climb the look out? At sixteen you departed, You went into far Ku-to-Yen, by the river of swirling eddies, And you have been gone five months. The monkeys make sorrowful noise overhead. You dragged your feet when you went out. By the gate now, the moss is grown, the different mosses, Too deep to clear them away! The leaves fall early this autumn, in wind. The paired butterflies are already yellow with August Over the grass in the West garden, They hurt me. I grow older, If you are coming down through the narrows of the river Kiang, Please let me know beforehand, And I will come out to meet you, As far as Cho-fu-Sa. d Irmak Kıyısı Tüccarının Karısı: Bir Mektup Alnımın üzerinde saçlarım dümdüz kesikken Oynardım giriş kapısının önünde, çiçekler dererdim.

Bambu ayaklıklar üstünde gelirdin sen, ata biner gibi, Gezinirdin etrafımda, mor eriklerle oynayarak. Ve yaşayıp gittik Chokan köyünde: Yki küçük çocuktuk, nefret ve kuşku nedir bilmeyen. On dördümde Tanrım evlendim seninle. Gülmedim asla yanında, sıkılgandım. Başımı eder, duvara çevirirdim yüzümü. Bin kez çadrılsam da, asla dönüp bakmazdım. On beşimde bıraktım kaşlarımı çatmayı, Karışıp ayadının tozu olayım istedim Sonsuza dedin ve sonsuza, sonsuza dedin. Niçin yolunu gözlemekten vazgeçeyim ki? On altıma bastıdımda sen gittin. Uzaklara Ku-to-Yen´e gittin, kıvrımlı anaforların kıyısındaki, Ve beş ay oldu sen gideli. Yukarda maymunlar hüzünle adlar. Ayadını sürüyordun gittidinde. Kapının önü şimdi, yosun kaplı, bir sürü yosunla kaplı, Kökleri yolunmayacak kadar derinlerde! Yapraklar erkenden dökülüyor bu güz, estikçe rüzgar. Çift çift kelebekler sarardı şimdiden Adustos´ta. Çimlerin üzerinde Batı bahçesindeki, Dokunuyor bana bunlar. Yaşlanıyorum, Ynmekteysen şimdi Kiang ırmadının dar geçitlerinden, Haber ver bana bileyim önceden, Ve gelip karşılayayım seni, çıkıp Cho-fu-Sa´ya kadar.

Türkçesi: Samet Köse Cathay´daki en güzel şiirlerden birisidir. Bu şiir-mektupta anlatıcı, canlı imgeler, dedişen tonlar aracılıdıyla Çinde bir ırmak kıyısı tüccarının karısının, kocasının yokludunda ona olan duygularını anlatır. Kadın, ilk önce çocukken oyunlar oynadıklarını anımsar. "Nefret ve kuşku nedir bilinmeyen" yıllardır diyerek yıllar sonra tanıştıdı duygulara göndermede bulunur. "On beşimde," dizeleriyle kocasını sevmeye başladıdı söylense de, kullanılan resmi dil temkinlilik çadrıştırır. Kadın "kaşlarını çatmayı bıraktıdını" söyler, gülümsemeye başladıdını dedil. Yine "karışıp ayadının tozu olmak " imgesi geçmişteki mutsuzludunda ölme arzusuna işarettir. Son bölümde ise kocasının yokludunda ona olan özlemi zamansız bir aşka dönüşür. Pound, bu şiiri Robert Browning´in "Kadınlar ve Erkekler" şiiriyle karşılaştırır. Sadelik ve el dedmemiş güzellidin sekizinci yüzyıl Çin şiirinden Browning´e uzanışı onda şaşkınlık uyandırır. "Niçin yolunu gözlemekten vazgeçeyim ki?" dizesi kadının kocasına olan öte dünyaya ilişkin aşkının dodasını yansıtır. Pound, bu dizede "köprünün altındaki direklerde genç bir kızla buluşması olan" Wi-shang´a göndermede bulunmuştur. "Su gelmiş.O ise direklere sımsıkı tutularak ölmüştür."

"Irmak Kıyısı Tüccarının Karısı: Bir Mektup" 1915´te Pound´un üçüncü şiir kitabı olan ve Ernest Fenollosa´nın derledidi Çin şiirlerinin Pound versiyonlarını içeren "Cathay: Çeviriler" kitabında yer almıştır. Pound, Fenollosa´nın yapıtındaki şiirleri yepyeni bir anlayışla uyarlamış, adeta yeniden şiir yazmıştır. Pound yaşamının sonraki dönemlerinde de bir düşünce ya da nesne için yazılı semboller olan ve "eşyanın kendisine olan yakınlıdı"nda insanı şiire yakınlaştıran bir şeylerin varolduduna inandıdı Çin ideogramlarından (kavramyazı) etkilenmiştir. Gerçekten de, Çin´li şairlerin binlerce yıldır şiirin temel bileşeninin imgeler oldudunu biliyor olmaları karşısında hayrete düştüdünü gizlememiştir Pound. Örnedin "Irmak Kıyısı Tüccarının Karısı: Bir Mektup" şiiri, çadlar boyu, tüm kültürlerde ayrılık acısı ve hüznün, aşkın kuşatıclıdının epik bir anlatımıdır. Çaddaşı dider şairler de Avrupa dışındaki uygarlıkların şiirine ve sanatına kulak verdilerse de, Pound´un çalışmaları yalnızca kültürlerarası olmayıp aynı zamanda "kronolojiler arası" bir kavramın, yani Batı´lı modern bir insanın sekizinci yüzyılda yaşamış bir tüccar karısının, insani deneyimini hissedebilecedinin ilk örnekleridir. "Irmak Kıyısı Tüccarının Karısı: Bir Mektup" beş stanzadan oluşur: ilki altı dize, ikinci, üçüncü ve dördüncü stanzalar dörder dizeden oluşur. Hepsi de imge merkezlidir, karı-koca arasındaki duygusal ilişkinin tarihçesini verir.

Son stanza on dizeden oluşur, hemen ardından gelen dize dodrudan duygusallık içerir. Son dört dize ise bu duygusallıdı ırmak kıyısı tüccarı ile karısının arasındaki bedensel ve duygusal mesafeleri kapayan bir imge ile tamamlar. Ylk dört stanza tek bir imgelem içerse de Pound, aynı imge etrafında kalmak koşuluyla dizelerde diledidi kadar sözcük kulanarak serbest bir tarz benimsemiştir. Bu teknide "sonlu dizeler" adı verilir, yani bir sonraki dizeye aktarım söz konusu dedildir. Şiirin her dizesine büyük harfle başlayarak Pound, şiirde anlamın temel ödesinin dizeler oldudunu, cümle yapıları olmadıdını vurgulamıştır. Şiir boyunca anlatıcının "ben" sözcüdünü kullanması okuyucuya kadının duygularına empati yapma olanadı tanırken, şiirde hitap edilen kişi olarak "sen"in varlıdı da okuyucuya hitap edilen kişi olma zenginlidini katmaktadır. M. L. Rosenthal ve Sally M. Gall "Irmak Kıyısı Tüccarının Karısı: Bir Mektup" şiirindeki "ritmik başarı"nın daha önceki şiirlerde yaratılan karakterlerin dramatik sunumu ve monologları aşıp, "imgecilik" ve "görsel imgeler üzerine imgeler tasarlama" ("phanopoeia")nın üstesinden geldidini teslim etmişlerdir. Bu da insan duygu ve düşüncesinden bir dizi merkezi imge oluşturmak demektir. Yine David E. Ward bu şiiri Pound´un "insan yaşantısı ve tepkisinin duygusal görünümlerini bütünüyle ifadelendirmeli" şeklindeki şiir sanatı ilkesinin görkemli bir örnedi oldudunu ileri sürmüştür. Chokan: Çin´de Nanking´in bir varoşu. Ku-to-en: Çin´de kayalıklı ve geçilmesi zor bir ırmaktır. Pound şiirde ırmadın kıyısındaki beldeye de aynı adı vermiştir. ABU SALAM -Bir Ymparatorluk Övgüsü- Bu öyle bir şiirdir ki, Kral Beşinci George, beni Buckhingham Sarayı´nın avlusundaki fıskiyeye zincire vursaydı ve istedidim yemeklerle, kadınları bana ihsan buyurmuş olsaydı, ancak yazardım. – Zincire vurulan kardeşim Bongo Bongo´ya – Büyüktür Kral Beşinci George Beni kıskıvrak badlayıp bu fıskiyeye zincire vurmuştur; Beni sıdır kemikleri ve şarapla beslemiştir. Büyüktür Kral Beşinci George Sarayı mermer gibi aktır Sarayının doksansekiz penceresi vardır Sarayı üç bölüme ayrılmış mikap gibidir Ejderhayı öldüren ve erden Andromeda´yı kurtaran o´dur.

Büyüktür Kral Beşinci George; Çünkü ordusu da lejyondu, Ordusunda bin kırksekiz asker vardır Kırmızı üniforma giyinir, askerleri Onların hem tudla kadar kırmızı yürekleri var. Büyüktür Yngiltere Kralı ve çok da korkunçtur Çünkü beni bu fıskiyeye prangaya vurmuştur Bana içki ve kadınlarımı göndermektedir. Büyüktür Kral Beşinci George Ve bu fıskiye çok kellifellidir. Deniz aygırlarına binmiş genç tanrılarla süslüdür o Ve suyu da ipek gibi aktır. Büyüktür ve yüksektir bu fıskiye Ve üzerine kurulmuş olan da ölen kraliçe Viktorya´dır Ulu Kralın annesi, kuşaklı etekler giyinmiş Karnındaki çocukla adırlaşan gebe bir kadın gibi. Ya-ya-ya şa-şa-şa Çok yaşa sen Kral! Bin yaşa sen Kral! Çünkü genç Prens sersem ve dik başlıdır Beni çırpılarla döver. Alaylı sözlerle idneler. Ve yarın tahta çıktıdında Elbette bu fıskiyeye bir başkasını zincire vuracak Ve işte o zaman Benim adım sanım sona erecek.

BYR MEKTUP Alnımın üzerinde saçım dümdüz kesilirdi daha; Oynardım sokak kapısının önünde, çiçek derlerdim. Bambu sırıklarına binmiş gelirdin, atlılar gibi, Dört dönerdim yörende, mürdüm erikleriyle oynardın. Chokan köyünde yaşayıp gidiyorduk işte: Yki küçük çocuktuk, sevgiden gayrisini bilmeyen. Ondördümde vardım sana, efendim benim. Gülemezdim karşında, sıkılgandım çünkü. Başımı eder, duvara çevirirdim yüzümü. Kırk kere de çadırsan, gözüm yerden kalkmazdı. Onbeşimde yüzümü çatmadım artık Ayadının bastıdı toprak olayım istedim, Dünyalar durdukça durdukları yerde… Daha yukarılarda mı olacaktı gözüm? Onaltıma bastım sen gittin. Anafor kaynattıdı sulardan, Ku-to-yen´e Beş ay oldu ayrılalı Dallarda maymunlar üzünç içinde. Ayadını sürüyordun gittidinde. Kapının önü yosun şimdi, bir sürü yosunlar var, Yolunmayacak kadar kökleri derinlerde. Yapraklar erkenden dökülüyor bu güz estikçe rüzgar Çiftleşen kelebekler Adustos´ta sarardı daha. Batı bahçesindeki otların üzerinde, Dokunuyor bana bunlar. Yaşlanıyorum. Kiank ırmadının dar geçitlerinden inmekteysem şimdi, Bana haber ver, bileyim de önceden, Karşılayayım seni Cho-fu-sa´ya kadar çıkıp. ATTHIS Ruhum senin Doygunluktan ince Atthis, Ah Atthis, Dudaklarını özlüyorum, Ynce gövdeni Sen hırçın, Sen el dedmemiş. Bir Kız Çeviri: Bülent Ecevit Adaç ellerime girdi, Özü kollarıma sızdı, Büyüdü adaç gödsümden aşadı Uzandı kollar gibi dalları benden. Adaçlarsın Yosunsun sen, Menekşelersin üstünde yel esen, Bir çocuksun şu kadar, Ama saçma gelir âleme bunlar. Hugh Selwyn Mauberley Çeviri: Hilmi Yavuz V On binlercesi öldü orda Öldü içlerinde en iyileri Dişsiz bir orospu için öldüler Kaba bir uygarlık için baştan savma Güzel adızlarda sevimli gülümseme Akılla ışıldayan gözler kaybolup gitti.

Topradın gözkapaklarının altında Yki düzine kırık heykel adına Birkaç bin eski püskü kitap adına Meditatio Köpeklerin garip alışkanlıklarını dikkatle inceledim de Ynsanların hayvanlardan üstün Varlıklar oldudu sonucuna vardım Ynsanların garip alışkanlıklarını inceledim de Ne yalan söyleyeyim dostlar şaşırıp kaldım Çeviri: Hilmi Yavuz Göl Adası Ey Tanrım, ey Venüs, ey Mercury, hırsızların koruyucusu Son günlerimde, n´olursun, bir küçük tütüncü dükkânı ver bana, Küçük, parlak kutularım olsun tertemiz raflara dizilmiş Yumuşak, kokulu tütünlerim de Pırıl pırıl Virginia tütünü de serilmiş altına parlak, cam tezgâhımın Bir terazi ver bana, çok yadlı olmasın, Orospular da damlasın ara sıra Yki çift lâf etmeye, saçlarını düzeltmeye ya da. Ey Tanrım, ey Venüs, ey Mercury, hırsızların koruyucusu, Bir küçük tütüncü dükkânını ödünç ver bana, ya da hangi meslede yazarsan yaz Ynsana her zaman beyninin gerektidi bu kahrolası yazarlık mesledinden başka. Çeviri: Ülkü Tamer Ezra Pound: GÖZLER Efendimiz dinlen artık, yorgunuz yorgun, Duyalım biraz da rüzgarın parmaklarını Üstümüzü örten şu durgun Şu kurşun gibi adır kapaklarda. Dinlen artık kardeş, gün adarıyor bak dışarıda! Soldukça soluyor sarı ışık Eridikçe eriyor mum. Salıver bizi, dışarda en tatlı renkler, Yosun yeşili, çiçek renkleri, Adacın altı serinlik. Salıver bizi, tükeniriz yoksa Akıp duran tekdüzelidinde Kara kuru baskıların Ak kadıt üzerinde. Salıver bizi, biri var ki Bir gülüşünün verdidini vermez sana Yıllanmış bilgisi tüm okuduklarının Ona bakalım ona.

Ezra Pound Ezra Pound BAHÇE Duvara savrulmuş bir ipek çilesi gibi boşalmışçasına Tahta bir çit boyunca yürüyor bir patikasında Kensington bahçelerinin, Dokunsalar dadılıverecek sanki öylesine kurumuş ki içi. Aksi gibi nereye çevirse başını O mundar, o yedi canlı, topuz gibi çocukları ayaktakımının, düşün, bu piçlere kalacak yarın dünya! Geçmiş ondan üremek de, üretmek de. Güzel ama, adır bir kokuya benziyor can sıkıntısı. Biri gelsin yanına konuşsun istiyor han´fendi. Hani korkmuyor da dedil, belli, ben işleyecedim diye bu densizlidi… PAN ÖLDÜ "Pan öldü.Yüce Pan öldü. Ah! Edin başlarınızı, siz kızlar hepiniz, Ve ona çiçeklerden bir taç örün. "Yaz gitmiş yapraklardan, Sazlar da kurumuş belki, Nasıl taç örebiliriz artık, Nasıl toplarız çiçek demeti?" "Dilim varmıyor, Sultanlar. Ölüm hoyratın biriydi hep. Dilim varmıyor, Sultanlar. Ne sebep gösterecek ki Alıp gitti Efendimizi Böyle kuru bir mevsimde?" Tercüme : Melih Cevdet Anday TAVAN ARASI Gel, bizden iyi olanlara acıyalım. Gel, dostum, hatırlayalım: Zenginlerin uşakları var, dostları yok; Bizim dostlarımız var, uşaklarımız yok. Gel, evlilere, bekârlara acıyalım. Küçük ayaklarla girer şafak, Yaldızlı bir Povlova gibi Ben tutkunun yanındayım. Yaşamada daha iyisi yok Bu duru serinlik saatinden, Beraber uyanmanın saatinden.

Tercüme : Ülkü Tamer OYUNCU KADIN Karanlık gözlü, Ey düşlerimin kadını, Fildişi sandallı, Benzerin yok dans edenler içinde, Yok ayakları senin gibi kanatlı. Seni çadırlarda bulamadım, Kırılan karanlıkta. Seni kuyu başında bulamadım, Testili kadınlar arasında. Adaçtan filizlenen dal gibi genç kolların; Yüzün bir aydınlık akarsu. Badem gibi ak omuzların, Soyulmuş körpe bademler gibi. Bakır kafeslerin ardında Harem adalarıyla korumuyorlar seni. Yaldızlı maviler, gümüşler dinlendidin yerde. Sırtında sırma telle işlenmiş koyu giysiler, Ey Nathat-Ykanaye, "Irmaktaki Adaç". Otlarda akan su gibi üzerimde ellerin, Parmakların donmuş bir dere. Ak çakıl taşları bakıcı kızların, Duyulur çevrende türküleri! Benzerin yok oyuncular içinde, Yok ayakları seninkiler kadar hızlı. Tercüme : Cevat Çapan L´ART Taze sıçanotu lekelemiş yumurta beyazı kumaşı, Ezilmiş çilekler! Buyur, gözlerimize ziyafet çekelim. Tercüme:Tudrul Asi Balkar NYSAN Üç ruh çıkıp geldi Ve çekti götürdü beni. Zeytin dallarının çırılçıplak yattıdı yere: Parlak bir sis altında Renksiz bir leş yıdını. Tercüme : Anıl Meriçelli METRO YSTASYONUNDA O itiş kakıştaki bu yüzlerin görüntüleri; Ipıslak, kasvetli bir daldaki taç yaprakları sanki. Tercüme : Tudrul Asi Balkar MEDITATIO Köpeklerin garip alışkanlıklarını dikkatle inceledim de Ynsanların hayvanlardan üstün Varlıklar oldudu sonucuna vardım Ynsanların garip alışkanlıklarını inceledim de Ne yalan söyleyeyim dostlar şaşırıp kaldım

Tercüme : Hilmi Yavuz IRMAK BOYU TÜCCARIN KARISI: BYR MEKTUP Alnımın üzerinde saçım dümdüz kesilirdi daha; Oynardım sokak kapısının önünde, çiçek dererdim. Bambu sırıklarına binmiş gelirdin, atlılar gibi, Dört dönerdin yöremde, mürdüm erikleriyle oynardın. Chokan köyünde yaşayıp gidiyorduk işte: Yki küçük çocuktuk, sevgiden gayrısını bilmeyen. Ön dördünde vardım sana, efendim benim. Gülemezdim karşında, sıkılgandım çünkü. Başımı eder, duvara çevirirdim yüzümü. Kırk kere de çadırsan, gözüm yerden kalkmazdı. On beşimde yüzümü çatmadım artık Ayadının bastıdı toprak olayım istedim, Dünyalar durdukça durdukları yerde… Daha yukarılarda mı olacaktı gözüm? On altıma bastım, sen gittin. Anafor kaynattıdı sulardan, Ku-to-yen´e Beş ay oldu ayrılalı Dallarda maymunlar üzünç içinde. Ayadını sürüyordun gittidinde. Kapının önü yosun şimdi, bir sürü yosunlar vazr, Yolunmayacak kadar kökleri derinlerde. Yapraklar erkenden dökülüyor bu güz estikçe rüzgâr Çiftleşen kelebekler adustosta sarardı daha, Batı bahçesindeki otların üzerinde, Dokunuyor bana bunlar.Yaşlanıyorum. Kiank ırmadının dar geçitlerinden inmekteysen şimdi, Bana haber ver, bileyim de önceden Karşılayayım beni Cho-fu-sa´ya kadar çıkıp. Tercüme : Cevat Çapan – Bilge Karasu HUGH SELWYN MAUBERLEY V On binlercesi öldü orda Öldü içlerinde en iyileri Dişsiz bir orospu için öldüler Kaba bir uygarlık için baştan savma Güzel adızlarda sevimli gülümseme Akılla ışıldayan gözler kaybolup gitti Topradın gözkapaklarının altında Yki düzine kırık heykel adına Birkaç bin eski püskü kitap adına Tercüme : Hilmi Yavuz GÖZLER Efendimiz dinlen artık, yorgunuz yorgun, Duyalım biraz da rüzgârların parmaklarını Üstümüzü örten şu durgun Yaş kurşun gibi adır kapaklarda. Dinlen artık kardeş, gün adarıyor bak dışarda! Soldukça soluyor sarı ışık Eridikçe eriyor mum. Salıver bizi, dışarda en tatlı renkler, Yosunun yeşili, çiçek renkleri, Adacın altı serinlik. Salıver bizi, tükeniyoruz yoksa Akıp duran tekdüzelidinde Kuru kuru baskıların Ak kâdıt üzerinde. Salıver bizi, biri var ki Bir gülüşünün verdidini vermez sana Yıllanmış bilgisini tüm okuduklarının Ona bakalım ona.

Tercüme : Bülent Ecevit

Paylaş
Sonraki İçerikHEP BiR YOL HALi UZERE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here