Çocukluğun düş ülkesini resmeden eller: Bir Yol Meseli | Bünyamin Gürel

1
3228

ÇOCUKLUĞUN DÜŞ ÜLKESİNİ RESMEDEN ELLER: BİR YOL MESELİ

Mazlum Dirican’ın “Okur Kitaplığı”  etiketiyle çıkan “Bir Yol Meseli” adlı hikaye kitabı, kurmacanın gerçeğe, gerçeğin kurmacaya dönüştüğü bir masal ülkesinden sesleniyor bize. Ruha inceden inceye işleyen efsunlu sözlerle bezeli meseller, hikayeler fısıldıyor okurun kulağına.

Kendinizi ağacıyla, taşıyla, kelimeleriyle  zamanı, mekanı, nesneleri  insansılaştıran, ona ruh üfleyen, masal içinde masal, hikaye içinde hikaye barındıran bir düş ülkesinde gezinirken buluyorsunuz.

Hayalin, yer yer gerçeği  kuşatarak özgürce koşturduğu bir ülke burası.

Bu düş ülkesinde bir çocuk konuşuyor  Mazlum Dirican’ın içinde durmaksızın ve rol çalıp yazardan anlatıcılığa soyunup duruyor. Hayatın devinimi, bize yazarın kendi bilinçaltına çocukluk yıllarından özenle seçtiğini düşündüren anlardan,  görsellerden, büyülü mesellerden beslenerek satırlar arasından bakıp duruyor.

Dirican, anlatısında bütün eşyayı bir hikayenin figürlerine dönüştürürken özenle seçildiğini hissettiren kelimelerse o  figürleri diri kılan, konuşturan, okuru da içine alarak masal diyarlarında dolaştıran  metaforlara, imgelere dönüşüyor.

İnsanın, balığın, ağacın, ışığın, suyun, kokunun, mekanın en önemlisi de harflerin iç içe geçerek birbirini tamamladığı ve aynılaştığı bir iklime doğru yol alıyor okur. Ama bütün bu iç içe geçmişlik duygusu, harflerin, daha doğrusu seslerin harmanlandığı bu armoni, bize yaşamın masalsı, esrarlı devinimini, ezgisini armağan ediyor satır aralarında.

Zamanı zamansızlaştıran, mekanı mekansızlaştıran, eşyayı aynı  bütünün – fabrikanın-  uyumlu parçaları –çarkları- olarak çeviren  ise bir ses ırmağı gibi yüzümüze çarpıp bizi biraz daha ayıltan, dirilten efsunlu harflerden, kelimelerden başkası değil.

Bazen banyonun turuncu, çatlak camından içeri sızan ışık, eşlikçi olup anlatıcıya hikayenin yapı taşlarını oluşturuyor ve bir fotoğraf karesiyle başlayan hikaye  bir geçmiş zaman filmine dönüşüyor. Bazen de bir rüyanın labirentlerinde gerçeği arayan bir adamın bilinçaltıyla ve gerçekle verdiği savaşa, hakikat  arayışına… Ama her defasında hep çocukluktan bir ışık, renk, desen biçimlendiriyor bu yolculuğu, arayışı…

Harflerin, mesellerin sırrına  çocukluk yıllarında varmış bir yazar olarak görüyoruz Dirican’ı “Bir Yol Meseli”nde.

Bir çocuğun elleriyle başlıyor hikayeler… Meraklı, heyecanlı, sabırlı, mutlu, inançlı ve mesel dinlemeye ve anlatmaya tutkuyla bağlı bir çocuğun, dokunduğu her şeyi harflere dönüştüren, o harflerden anlatılar, masallar, yepyeni hikayeyeler devşiren elleri ile…

“Belki De” hikayesinde kendisine tokalaşmak için elini uzatan arkadaşından suçlu olduğunu düşündüğü için ellerini saklayan bir çocuğun elleri bu. Aynı suçlu eller “papatyaları koparırsan evimiz yanar” diyen anneye bir demet papatya sunan ve bu yüzden düşünde evlerini yanarken gören ve nesnelere dokunmaktan korkan, ürperen bir çocuğun elleri oluveriyor.

“Kökler” hikayesinde babası ona  gördüklerini –bahçedeki alıç ağacını- yazmasını öğütlerken,  yatalak dedesi ise konuşmasını öğütlüyor gördükleriyle –alıç ağacıyla-. Baba gerçekçi, dede ise hayalci, meselci. Baba uzakta, dede ise hasta yatağında, yanı başında. O, dedesinin alıç ağacıyla konuşabileceği telkinine daha yakın buluyor kendisini. Ve bir türlü kendisiyle konuşmayarak dedesini yalancı çıkaran alıç ağacından çok sevdiği dedesinin ölümüne duyduğu üzüntüyle alıyor intikamını aynı suçlu ellerle…

“Araf” hikayesinde gerçekle yüzleşmekten çekinen “yenilmişliği yüze vuran, tedirgin eden eller”

“Evvel” hikayesinde sarının tonlarıyla betimlenen, “tren vagonlarına taş atan eller…”

Fakat yazar o çocuğa toz kondurmak istemiyor hiç. Ömer Seyfettin’in “İlk Cinayet” öyküsündeki suçluluk duygusuna benzer bir kıvranışla konuşan –yazarla özdeşleştiğini hissettiğimiz – anlatıcı çocuğu anlattığı hikayenin bir rüya olma ihtimalini nazara vererek okurun muhtemel suçlayıcı bakışından koruyor.

“Oysa bütün bunlar rüya değil miydi?

Suç işleyebilir miydim ki ben…?”

(“Belki De”, syf. 17)

Rüyalarla, hayallerle, masallarla bezeli çocukluk anıları,  adeta geçmişi, şimdiyi ve geleceği kuşatıyor ve zaman, yazarın Halil Cibran’dan alıntıladığı gibi;  “dünün bugünün hatırası; yarının da bu günün rüyası” olduğu bir geçmiş zaman masalına dönüşüyor.  Annenin, babanın, dedenin sağ olduğu, yoksulluk  ve zorluklarla dolu olsa bile mutlu masalların, rüyaların  fısıldandığı çocukluk…

Yazarın karşılaştığı, temas ettiği  her nesne uyandırdığı çağrışımlarla çocukluğunun masal dünyasına kapı aralıyor ve yazar, kendini en çok o kapının ardında mutlu addediyor olacak ki  sürekli o çocuğa dönüşüp duruyor hikayelerin içinde ve o çocuğa  söyletiyor söylemek istediklerini.

Elleriyle yazdıklarını silinebilir olmaları için kurşun kalemle yazan bir çocuk bu.

Rüyasında defterler gören bir çocuk.

Defterler, yani yaşam öykülerimiz… Kendi ellerimizle yazdığımız yahut suçlu ellerin yazdığı kelimelerle  -hayatımıza müdahalelerle-  dolup taşan defterler…   Okul defterleri, kul defterleri…  O yüzden sürekli yeniden yazılabilir olmalı o defterler, değiştirilebilir olmalı. Silinebilir olmalı.

“Evet, malumunuzdur, kurşun kalemle yazılan şeyler çabuk silinir. Böylece yazdığınız bir cümleyi çok kolay değiştirebilirsiniz ya da siz değiştirmeseniz bile zaman onları bir şekilde siler. Zamanın sildiği yerleri yeniden yazarsınız ve ortaya bir başkasının rüyası çıkar.”

“Yazdım.

Ben yazdıkça sağa sola dönüp duruyordu uyuyanlar

Yazdım

Ben yazdıkça silinip duruyordu defterler”

(“Rüya Defterler” syf.26)

“Bir Yol Meseli” hikayesinde kardeşi “Mim”in yaptığı eksik bozkır tablosunda yolunu ve yönünü bulmaya çalışan ancak arayıştan yorularak “yol ile arkadaş olmak zorunda kaldığını” hisseden ve elinde bir işe yaramadığını düşündüğü yol haritasını bırakıp “mimlerin, nunların, vavların”  hikayesini yazmaya koyulan ancak devirdiği mürekkep kutusuyla yazılan -boyanan-  kağıtların arasından birkaç temiz kağıdı kurtarıp;

“Tanrım, kağıdı, mürekkebi ve harfleri koru” diye yakaran ve  ”çocukluğunun geniş boy aynalarına dönüşen”  çerçevesinden yaşamın gizini görmeye çalışan, yoksulluğun, gerçekliğin, baba özleminin, dede sevgisinin, sabrın, inancın, umudun, güvenin ve en önemlisi de hayal gücünün beslediği bir çocuk bu.

“Kül ve Mesel” hikayesinde meseller anlatan Zahid’in  “Mesel Bilgesi” olan dedesinden “el alarak” daha ileriye taşıdığı bir hikaye anlatıcılığı geleneği gibi Mazlum  Dirican da “Bir Yol Meseli” kitabında zengin hayal gücüyle bizi büyüleyen geleneğin masalsı anlatılarından modern zamanlara, modern zamanlardan masallara nasıl usulca geçilebileceğinin sırrını fısıldıyor aslında bir bakıma. Ve bizi  insan kılan hayal gücümüzün değerini, önemini çocukluğumuzla, kendimizle yüzleştirerek bizi, yeniden hatırlatıyor.

Bünyamin Gürel

19 Ekim 2017/ Antalya

kitaba şuradan ulaşabilirsiniz:

http://www.kitapyurdu.com/kitap/bir-yol-meseli/425103.html

 

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here