Cesur Gültekin, Pastanın Ölümü hikayesiyle sitemiz Hikaye Atlası’na katkı sunmaya devam ediyor

0
233

PASTANIN ÖLÜMÜ

Cesur Gültekin

ORUÇ TUTARKEN, AÇLIKTAN BİR PASTAYLA ARKADAŞ OLMUŞ, ONUNLA KONUŞUYORDUM.

Zavallı pastayı avucumda tutuyor, kafasını okşuyordum. ”Affet beni arkadaşım, akşama seni yemek zorundayım.” derken gözyaşlarıma hâkim olamıyordum. En samimi arkadaşımı yemeyi düşünecek kadar acımasız olduğuma inanamıyordum.

Arkadaşımı avucumda gezdirmek istedim. Nasıl olsa akşama doğru onu yiyecektim. Dışarda dolaşmaya başladık. Oyun oynadığım ağacı gösterdim ona: “Biliyor musun dostum? Ben oruç tutmadan önce bu ağaçtan pek inmezdim, daldan dala atlar durur, oynardım.” dedim.

Bu arada ağacın yaprakları kendi aralarında tartışıyorlardı. Bazı yapraklar ”Ağaç olmasa ölürdük, onun üzerinde dal denilen yerde yaşıyoruz” derken, diğerleri, etraflarında yapraklardan başka bir şey göremedikleri için bu iddianın çok gülünç bir varsayım olduğunu söylüyorlardı.

Avucumdaki yetim pasta, sessiz, gariban, boynu bükük duruyordu. Ağaçla ilgili anlattıklarımı duyunca, sessiz kalmayı tercih etmişti. ”Bana ne?” dercesine kabuğuna çekilmişti, bana küsmüş gibiydi. Sitem dolu bakışlarını üzerimde hissediyordum, onun annesi bir doğum günü pastasıydı, bu yüzden çok kısa bir ömrü olmuş, yine de kahramanca ölmüştü. Avucumdaki pastanın babası, Kakaolu kek bu duruma çok üzülmüştü. ”Onu değil, beni yiyin!..” diye sürekli bağırması fayda etmemişti, çığlıklarını duyan VİTRİNDEKİ DİĞER PASTA ÇEŞİTLERİ DE ÜZGÜNDÜ, ANCAK ELDEN NE GELİRDİ?

Akşam ezanı yaklaşıyordu, başka deyişle pastanın ölüm saati yaklaşıyordu. Avucumdaki pasta, ”Beni yemesen olmaz mı?” diye sordu. Bu soru ciğerlerimi yakmış, parçalamıştı adeta…

Gözyaşlarımı diğer elimle silmeye çalışarak ”Olmaz” dedim, ”Bu oyunu oynamak zorundayız.”

Pasta, bu söylediğim sözlere çok şaşırdı:

”Nee? Oyun mu?” diye sordu, afallayarak…

Sonra çığlık attı ”Haaa! Anladım!” dedi. ”Bu bir kader, sen beni yediğinde cennete gideceğim, sen ise, hayatın boyunca vicdan azabı duyarak yaşayacaksın. Burda kaybeden kişi ben değilim ki, akıllım ”dedi.

”İstersen vazgeçelim” dedim, ”Çünkü sen, bir kahraman olarak öleceksin, ben ise, nefsimi tutamayıp arkadaşımı yediğim için bu olayın etkisinde kalıp sürekli ağlayacağım. Hayatım boyunca acı çekeceğim.”

”Hayır” dedi kuru pasta, ”Ben bu oyunu sevdim, herkes benden bahsedecek, bir kahraman olarak öleceğim, oysa sen beni yediğin için acımasız birisi olarak kalacaksın, ölsen bundan iyi be! Herkes seni yuhalayacak!” diye bağırdı.

Doğru söylüyordu, yıkılmıştım. Acı çekerek yere çömelip ağlamaya başladım. Avucumdaki kuru pasta da bana sarılmış ağlıyordu.

AV, AVCI, AVCI AV OLMUŞTU, İNANILMAZ BİR DURUM ORTAYA ÇIKMIŞTI. BİRDEN ROLLER DEĞİŞMİŞTİ.

Ağlayışım önce kurt ulumasına, ardından ağlamanın son haddi olan garip bir kahkahaya dönüştü.

Sonra, biraz kendime gelir gibi olunca, eve döndük, saatin kaç olduğunu merak etmiştim.

DUVAR SAATİNE BAKTIM. SANKİ ZAMAN DURMUŞTU.

Zaman geçmeyince, yeniden dışarda dolaşmaya başladık..

ÖLÜM SAATİ, YARALI AÇ BİR KURT GİBİ SİNSİCE, ÇAKTIRMADAN, BELLİ ETMEDEN YAKLAŞIYORDU. HİÇ RÜZGÂR ESMİYORDU. YAZ MEVSİMİ OLUNCA SUSUZLUKTAN DUDAKLARIM ÇATLAMIŞ, KUPKURU OLMUŞTU.

KURU PASTA, AVUCUMUN İÇİNDE ÇÖMELMİŞ, AĞLAMAYA BAŞLAMIŞTI:

”ANAAAM, ÇİLEKEŞ ANAAAM! ÇOK GÜZEL BİR DOĞUM GÜNÜ PASTASIYDIN, NE İSTEDİLER SENDEN ANAAAM?! PEKİ, YA KAKAOLU KEK OLAN BABAM… BABAAAM! O DA FECİ ŞEKİLDE ÖLDÜ ANLIYORMUSUN?! ÇOCUK YAŞTA YETİM KALDIM. BEN AĞLAMAYAYIM DA KİMLER AĞLASIN?! ÜHÜHÜHÜÜ!” DİYEREK HÜNGÜR HÜNGÜR AĞLAMAKTA OLAN AVUCUMDAKİ PASTAYI ARTIK ZAPTEDEMİYORDUM.

Dayısı, çikolatalı pastayı da bir lokmacıkta yemişlerdi, bizim kuru pastanın inanılmaz, çok acıklı bir hayat hikâyesi vardı.

”Pasta olarak dünyaya gelmekle baştan kaybetmişsin dostum” dedim, gülerek…

”Ben doğarken ölmüşüm,” dedi.

”Dur sana bir isim bulayım, çilekeş yaşar diye seslensem olur mu?” dedim.

”Yapma, boş ver” dedi. ”Özel ismim olursa vicdan azabı daha da artar”

Doğru söylüyordu.

Kısa bir sessizlikten sonra:

”Biliyor musun?” dedi, kuru pasta, ”Zavallı bir amcam vardı, kimseye zararı olmayan, gariban, kendi halinde, çilek marmelatlı çok leziz bir pastaydı, onu da yediler. Anlıyor musun!? Onu da acımadan yedileeer. Ühüühüü. Artık sığınacak hiç bir yerim kalmadı… ÜhüÜhüü…”

”Ben varım ya akıllım” dedim, gözyaşlarımı silerek, ”Akşam ezanına dek bana güvenebilirsin. Ezana dek, istersen annen, istersen baban, istersen amcan veya dayın olurum. Benim için fark etmez. Hatta, sevgilin bile olabilirim istersen. Ezan okununca beni affedersin değil mi? O esnada sonun geldi demektir. El ele tutuşmamız sona erer.” Dedim.

”Yok, hayır, istemez” dedi. ”Seni akraba veya sevgili olarak düşünürsem ölmek daha da acı verecek bana”

”Doğru söylüyorsun galiba” dedim.

”Aslında kurabiye olmaya özenirdim” diyerek yeniden konuşmaya başladı kuru pasta. Derin bakışlarını çok uzaklara dikmişti…

”Onların havası bir başka oluyor” diyerek konuşmaya devam etti…

”Sana öyle geliyor, belki de bir kurabiyeden daha lezzetlisin” dedim..

”Beni yemeseydin, beni bir çekmecede unutsaydın, bu benim için daha da çekilmez bir işkence olacaktı, bazen ölümden bile daha çekilmez olan şeyler vardır, beni avucunda tuttuğun için teşekkür ederim” dedi.

”Bunu bilmene sevindim, seni yemek çok güzel olacak galiba” dedim.

Yeniden ağlamaya başladı:

”Yine ne oldu, seni üzmek istememiştim, hay ALLAH beni de ağlatacaksın, haaa dur sana bir masal anlatayım, kendim uydurdum. CEVİZ İLE UN TARTIŞMAYA BAŞLAMIŞLAR… SU İLE ŞEKER UZAKTAN BİRLİKTE HAYKIRMIŞLAR. ‘ASLINDA ANLAŞSANIZ, BİRLEŞSENİZ, SİZDEN ÇOK GÜZEL CEVİZLİ BAKLAVA OLURDU, BİZ DE ARANIZA KATILIRDIK. ANCAK SİZ BÖYLE TARTIŞTIĞINIZ MÜDDETÇE, SİZDEN BİR CACIK OLMAZ… SİZ DE BİZ DE HERKES KAYBEDER…”

AVUCUMDAKİ PASTA:

”ÇOK DERİN MANASI VAR, ANLAYANA TABİİ… DUR BİR DE BEN ANLATAYIM. İKİ CEYLAN BİRBİRLERİYLE DÖVÜŞÜRKEN YAKLAŞMAKTA OLAN LEOPARI GÖREMEMİŞLER. LEOPAR ONLARDAN BİRİNİ YAKALAYIP YEMİŞ. DOĞUM GÜNÜ PASTASI OLAN ANNEM ANLATMIŞTI BUNLARI BANA” dedi.

”Lafı bana mı vuruyorsun” dedim, pastanın yakasını tuttum…

”YOK YA, BİRLİK OLAMAYAN MÜSLÜMANLARIN BİRLEŞMEK YERİNE BİRBİRLERİYLE DÖVÜŞTÜKLERİNDE DÜŞMANA KARŞI NASIL SAVUNMASIZ HALE GELDİKLERİNİ ANLATMAK İSTEMİŞTİM. ÇÜNKÜ BİRBİRLERİYLE UĞRAŞMAKTAN ETRAFLARINI YETERİNCE GÖREMEZ OLUYORLAR. BUNDAN GÜZEL ÖRNEK Mİ OLURDU?” DEDİ, KURU PASTA…

YAKASINI TUTUNCA BÜLBÜL GİBİ ŞAKIMAYA BAŞLAMIŞTI, BİRAZ DAHA YAKASINI TUTSAM ROMAN BİLE YAZARDI BELKİ.

”Bakıyorum, ölüm korkusu sayesinde iyi bir anlatıcı ve filozof oldun” dedim. Avucumdaki kuru pasta gülmeye başladı. Bu, iyi biliyordum ki, onun son gülüşüydü… İçimde tarif edilemez bir ruh burkuntusu oluştu, bir tebessümün, gözyaşları için bir mola olduğunu bilmek, uzun süre devam etmeyeceğini bilmek çok acı vericiydi…

Sonunda vakit doldu. Son dileğin nedir? diye sordum. “Son dileğim gerçekleşti zaten, bir kahraman olarak yok oluyorum, sen ise ortalıkta mal gibi dolaşmaya devam et! Mana, anlam denince yiyecekten başka şey akıl etmeyen hayvan! Cennete nasıl gidilir? Daha bilmeyen seni gerizekalı!”diye bağırdı..

Bunları duyunca çok sinirlendim, kendimi kaybettim.

”Benden başka ne bekliyordun LAN! Kırmızı halı mı serecektim yoluna?! Seni aptal! Pasta olmakla baştan kaybetmişsin, daha neyin mücadelesini veriyorsun? Sendeki bu hak arama iştiyakı biz müslümanlarda olsaydı var ya, birlik beraberlik olurdu aramızda, o zaman kimse bizi dize getiremezdi. Ancak, bizde tam tersi bir durum yaşanıyor, biliyor musun? Düşmana olan hayranlık yüzünden en baştan kaybediyoruz, içimizde hainlik, çekememezlik başlıyor. Birbirimize o kadar çok düşmanız ki, gerçek düşman daha sempatik görünmeye başlıyor. Yıkım böyle başlıyor” dedim…

Kuru pasta gülmeye başladı…

”GÜNAYDIIIIN,HOŞGELDİNİİİİZ! Bunları daha yeni mi fark ediyorsun?” dedi.

Pasta, öleceğini anlayınca, durumun vahameti yüzünden agresif bir filozof olmuştu.

Akşam ezanı okununca, avucumdaki pasta ”BENİ YEMEEEE!..” diye çığlıklar atıyordu. Ne yazık ki artık çok geçti. Kendimi tutamıyor, kendimi tanıyamıyordum. Sanki başka birisi olmuştum. Başka seçeneğim yoktu. Akşama dek onu yemeye odaklanmıştım. Akşam ezanı okunduğu esnada açlıktan sanki cinnet geçiriyordum… Zavallı kuru pasta iftar zamanı geldiğinde gittikçe güzelleşiyordu, bana dünya güzeli gibi görünüyordu.

Avucumdaki pastayı en sonunda dayanamayıp yedim.

”YAPMA GERİZEKALI Aaaaa!..”

Çığlıkları hâlâ kulaklarımda… Çok üzgünüm… Onu yediğim için aradan yıllar geçmesine rağmen, halen ağlıyor, vicdan azabı çekiyorum. Gizli, kuytu köşelerde ağlamak zorunda kalıyorum. Çok pişmanım. Affet beni kuru pasta. En samimi arkadaşımdın. O günden sonra pişmanlığımdan hep çilekeş, derbeder oldum, acıklı türküler söyledim çöllerde… O güzel tebessüm eden yüzün eşliğinde…

Geçenlerde onu rüyamda gördüm, cennette güzel, renkli bir kuş olmuş uçuyordu, beni görünce şaşırdı birden, “Aaaa Seni manyak!.. Burda bile bana rahat yok. Gıcık alıyom senden!.. Git burdan!” diye bağırdı… Onu yeniden yemek için hamle yaptım, ani bir refleksle uçup gitti, değişik cins ve renk meyve ağaçları arasında kaybolurken, “O beni avucunda tuttuğun zamanlar mazi oldu canım” diye haykırıyordu. Arkasından koştuysam da yetişemedim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.