Cemil Koray Özgen, Erdal Noyan’ın “İspanya Baharı” Adlı Gezi Kitabı Üzerine Yazdı…

0
262

Cemil Koray Özgen

Erdal Noyan’ın “İspanya Baharı” Adlı Deneme Kitabı Üzerine Değiniler

1961 Doğumlu Erdal Noyan’ın Avrupa seyahatlerindeki izlenimlerinden oluşan İspanya Baharı adlı deneme-gezi kitabı, Okur Kitaplığı etiketiyle yayınlanan üçüncü ve son deneme kitabıdır. Noyan, hukuk emeklisi üretken bir kalem. Yazarlığını da son zamanlarda denemeci boyutuyla iyice ve sıkıca gündemine almış durumdadır. Sürekli deniyor, yeni dünyalar tanıyor ve yazarlık onun için ikinci bir meslek olmanın ötesinde bir tutku bir yaşama biçimi. Noyan, içinden geldiği gibi yazıyor, zaten bu kitabını da doğalıkla ve içtenlikle “göçmen kuşlara” adamış. İçinden geldiği gibi evet, kendiliğindenlikle, aynı zamanda dil, üslûp ve anlam/söyleyiş olarak belli, belirlenmiş düzenli bir biçimi gözetiyor. Cümlelerinde hukukçuluğundan gelme bir derli topluluk, bir disiplinli görünüm var. Dağınık, darmaduman bir denemeci zihne sahip değil. “Her şey yerli yerinde” diyebileceğimiz bir yazınsal tutumu var.

Peki, neler var İspanya Baharı’nda? Veya İspanya Baharı, bizi nerelere götürüyor? İspanya Baharı, bugünün Türk okur-yazarına ne söyler?

Fethi Gemuhluoğlu, “merhabaları çoğaltın”, demişti yaşamınızda. Noyan’ın kitabındaki ilk yazının başlığı: “İspanya’ya Merhaba.”

Öncelikle ifade etmek gerekir ki Denemeci Erdal Noyan, donanımlı bir gezi yazarı. Gittiği gördüğü yerleri gidip görmeden önce bir hazırlık aşamasından geçtiği anlaşılıyor, okuma esnasında veya kitabı okuyup bitirdiğinizde.. İber Yarımadasını gezerken ve yazma sürecinde epey yüklü bilgi verisel okumalar yapmış, bir ön hazırlık sürecinden geçmiş. Gezdiği yerleri iyi tanıyor, bu konuda “bilinçli bir gezgin yazar” Noyan. Yani İber Yarımdasını gezip görmek isteyenler, öncesinde İspanya Baharı’nı okuyarak gitmeliler İspanya’ya, Katalan bölgesine, Madrid’e, Kastilya’ya, Andorra’ya…

İspanya’ya merhaba dedikten sonra bizi neler karşılıyor bu kitapta?

Boğa güreşlerinin yapıldığı Madrid Arenası ve Matadorlar, kitabın ilk sayfalarında ilginç bilgileriyle okuyucuyu selamlıyor. Okuru selamlıyor ama Noyan, nahif bir edebi duyarlıkla boğa güreşlerini onaylamadığını satıraralarında ve satır sonlarında belirtmekten geri durmuyor, doğal olarak.. Doğrusu da bu zaten, geçmişten gelen saçma sapan geleneksel alışkanlıklar burada olduğu gibi Avrupa’da da hükmünü sürdürüyor.

İspanya Baharı’nın sayfalarında ilerledikçe roman sanatının kurucu isimlerinden, Avrupa Batı Edebiyatından Don Quijote (Don Kişot) yazarı Cervantes’in anıtıyla karşılaşıyoruz. Yani Noyan, gittiği yerlerde Avrupa’yı Avrupa yapan kültürel–sanatsal değerleri de görmeden dönmemiş oradan. Dönmeden önce de bir ön hazırlıkla gitmiş gideceği yere.

Hukukçu-Yazar Erdal Noyan’ın kalem özelliklerinden biri de izlenimlerini yazarken duygudan/hislenmelerden mümkün olduğunca uzak, mesafeli, yalın, sade ve tarafsız/ideolojiden arınmış bir üslûp ve dil ikliminde anlatmasıdır. Örneğin, Katedral ve Ayin ziyaretlerinde olsun, Paskalya’ya bakışında olsun, eleştirici/sorgulayıcı bir dil kullanmaktan alabildiğine uzak bir penceresi var yazarın. Kendi öznel/bireysel görüşlerini gerekli olmadığı müddetçe işletime sokmamış. Ama Engizisyon gibi Batı’nın ve insanlığın yaralarına dair yorumlarını da hukukçu olduğu veçhile ifade etmekten imtina etmemiş. Yani sayın okuyucu, son kertede ve son derece dengeli ve tutarlı bir deneme yazarıyla karşı karşıyayız. Endülüs’e, İspanya’ya gitme planları olan Türk okur-yazarına “Giriş Kapısı” mahiyetinde bir kitap İspanya Baharı…

Dikkatimi çeken bir husus..

Kitaplara meftun bir okur-yazar olarak dikkatimi çeken bence en önemli yazı, “Aziz Jordi Günü” başlıklı metindir. Noyan da dikkatimizi 23 Nisan’da Barselona’da bir geleneğe, bir etkinliğe çekiyor. Biz de Türk okur-yazarları olarak bu etkinliğe ilgi duymaktan kendimizi alamıyoruz:

“Barselona’nın her yerinde güller görüyoruz.

Sarı ve kırmızı örtülere gerilmiş tezgâhların üzerinde satılan güller…”

“Nisan ayının 23’ü geldiğinde, erkekler sevdikleri kadınlara gül, kadınlar ise sevdikleri erkeklere kitap hediye ediyorlar.” (s.67)

“Ellerinde güller veya kitaplar, dudaklarında tebessümler taşıyan insanlar. Bir kız kucağında kitap taşıyor; demek ki verecek kimsesi var, ona götürüyor. Hafif telaşlı bir delikanlıda kocaman bir gül demeti. Yan yana yürüyen kadın ve erkek; erkekte içinde kitap görülen çanta, kadında gül buketi.” (s.67)

“Gül, savaşçı Jordi’nin anısına; kitap, edebiyatçı Cervantes’in anısına olsa gerek.” (s.67)

Güzel bir gelenek. Anlamlı bir etkinlik. Bu topraklarda da gül ve kitap, insanlarla olan içtenlikli bağlarımızda temel değer ölçütlerimizden olmalı diyorum ben de. Ülkemizde de bu geleneği milli ve dini bayramlarda başlatabilsek ne güzel ve anlamlı bir etkinlik olurdu bu. 14 Şubat’ı piyasa koşullarına hizmet etmekle değerlendirmek bir yana, gül ve kitapla anlamlı kılmak bir yana… Gül ve kitap, temellere dayalı insani ölçütlerimiz olduğunda, rakamlara özgü iletişim biçimleri de muteber olmaktan çıkacaktır. İktisadın bu bapta yeri olmadığını daha önceki muhtelif yazılarımızda ifade etmiştik…

Yazar Noyan’ın Valentin Günü (14 Şubat Sevgililer Günü) bağlamındaki bireysel önerisini de yetkililere iletiyorum. Ne diyordu yazar, hep birlikte okuyalım:

“İlle erkekle kız arasında kutlanan bir sevgililer günü isteniyorsa, o gün; ölümüne aşkları anlatan Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Leyla İle Mecnun, Tahir ile Zühre efsanelerinden biri aracı kılınarak seçilebilir.” (s.70)

Zihniyet haritamızı ve pusulamızı Batı’ya değil de Doğu saatine ve Doğu Ufkuna ayarlı hale getirdiğimizde kutlu gün ve geceler daha anlamlı yaşanacağı gibi önemli günler de anlam evrenimizde belirleyici bir yere, sahici vakitlere sahip olacak, sonrasında sahih olanın izleğinde yeniden doğuşlara gebe gün ve gecelerin ruhumuzu tazeleyeceği ân’ları iple çekeceğiz…

Velhasılı kelâm, Erdal Noyan, bu kitabında temiz bir Türkçeyle okurları Endülüs/İspanya seyahatine çıkarıyor, yalın ve bilgilendirici açıklamalarıyla gezdiği gördüğü yerleri okuyucuya tanıtıyor, bir anlamda yazınsal bir harita, bir pafta çıkarıyor önümüze. Görkemli mimari yapıları, ekonomik iklimi ve edebi/tarihi değerleriyle İber Yarımadası, yazarın gözlemleyen/temaşa eden bakış açısı çerçevesinde okuyucuya bilinçli/bilgili bir yolculuk vaat ediyor.

“Temaşa eden göz”, durmaksızın yazıyor…

[Bu yazı yalnızca Eleştiri Haber’de yayınlanmaktadır.]

[Mart, 2019]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.